Kırım Savaşı Sırasında İstanbul Hakkındaki Yorumlar

Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
zafer saraç
13.03.2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırım Savaşı'nda İstanbul
19. yüzyılın ortalarında Osmanlı Devleti ile kuzeydeki büyük düşmanı Rusya arasında, çoğu zaman olduğu üzere, gerginlik vardır. Bu gerginlik savaşla neticelenir. Rusya klişeleşmiş hedefine binaen sıcak denizlere inmek isterken, Batılı düşmanları İngiltere ve Fransa Osmanlı coğrafyasında güçlü bir Rusya’yı istemezler. Bu nedenle Osmanlı’ya destek olan Batılı devletler 1856 yılında Kırım’da çıkan savaşta Osmanlı’nın yanında yer alırlar. Devlet-i Aliye bu savaş öncesinde hiç yapmadığı bir şeyi yaparak İngiltere’den borç alır. Hatta alınan borçlar sonraki yıllarda da tekrarlanır ve ödenemeyen borçlar Osmanlı ekonomisini iflasa sürükler.

Osmanlı’nın Kırım Savaşı esnasında aldığı borçların takibi için komisyon kurulur. İstanbul’da görevine başlayan komisyonda görevlendirilen Sir Edmund Hornby’nin eşi Lady Hornby İngiltere’deki yakınlarına mektuplar yazar. Yazdıklarının kitaplık raflarında çürümesine razı olmayan Lady Hornby 1858 yılında yazdığı altmış beş mektubu kitaplaştırır. Aslında iletişim kastıyla yazılan mektuplar tarihe not düşen güçlü bir vesikaya dönüşerek, bahsedilen eseri meydana getirir.

Her ne kadar mektubun nihai amacı “iyiyim” mesajını vermekse de Lady Hornby çok daha fazlasını talibine ulaştırır. Bu açıdan bakıldığında yazılan mektupların özel hayata dair bilgileri yansıtmaktan çok Osmanlı’nın siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel durumunu ele alan bir bülten görünümünde olduğu belirgindir. Lady Hornby bir İngiliz bürokratın eşi olmaktan çok The Times’ın İstanbul muhabiri gibi mektuplarını yazar. Hatta öyle ki bazen kendine dair bilgiler kaybolur; gördükleri ve duydukları anlatısının merkezine yerleşir.

Muhabirin haber odaklı olmasının yetkinliğini kısıtlayıcı bazı etmenleri ortaya çıkardığı düşünülürse Hornby’nin daha özgür ve çok yönlü bir kalemi olacağı tahmin edilebilir. Lady Hornby her ne kadar günlerini evde geçiren deyim yerindeyse ev hanımı profili çizse de entelektüel açıdan doygun bir kimlikle okurunun karşısına çıkar. Bir kere yazdıkları edebi açıdan fazlasıyla güçlüdür. Bazen tasvirlerine ve betimlemelerine öylesine bir zenginlik katar ki yazılan metnin roman olduğu izlenimi okurun aklında yer eder.

Üstelik sadece kalem gücü de söz konusu değildir. “Çok gezen mi çok okuyan mı bilir?” diye meşhur bir soru vardır. Lady Hornby okuyarak gezer. İstanbul’a gelemeden önce hatta Osmanlı başkentinin sokaklarında gezerken bile okuma macerasını sürdürür. Kendisinden önce İstanbul’a gelen Doğu’yu gözlemleyen seyyahların ve imparatorluk görevlilerinin yazdıklarını okur. Bazen kendisinden önce yazılanlara şerh düşer. Bir ziyaretçinin üstünkörü bakışına nazaran daha içeriden ve derinden bilgi vermesine istinaden bazen seyyahların klişe verilerini değiştirecek ezber bozan bilgileri sunar.

Hornby, verebileceğinden daha fazla bilgiyi satırlarına sığdırmaya çalışır. Bu yüzden mektupları uzun ve içerik yönünden zengindir. Hayatı iki satır arasına sığdırmanın zorluğu düşünüldüğünde, İngiliz kadının işinin güçlüğü daha iyi anlaşılır. Ama buna rağmen Hornby kimi yerlerde özet geçerken, bazen konunun en ince ayrıntılarına kadar iner. Çok yönlü anlatısı daldan dala atlamakla beraber kendi içerisinde tutarlı bir görünüm arz eder. Bazen siyasi ve sosyal konular hakkında verdiği bilgiler arasında denge bozulur. Ama her halükarda okurunu satırlara bağlamasını bilir.

Gözlemlediği her şeye sanatsal bir esermiş gibi yaklaşan Hornby’nin yazdıklarına bakılacak olursa “pitoresk” kelimesini çok kullandığı dikkat çeker. Zira pitoresk resmi yapılacak kadar güzel görüntüleri anlatmak için kullanılır. Sanat ve estetik anlayışını bu şekilde dışa vuran İngiliz kadının bazen İstanbul’un eşsiz manzaralarına meftun olduğu görülür. Hatta Kız Kulesi’ne bakarken “hiçbir kalem, hiçbir sanatçı burayı resmedemez” der. Yaşadığı Stendal Sendromu’nu okuduğu kitap Bin Bir Gece Masalları’ndaki sahnelerle bağdaştırır. Böylelikle hayal edilen Doğu’dan yansıyan gerçekleri Batı’ya anlatarak hayallerin yanıltıcı yönünü vurgular.

Hornby’nin çoğu zaman hayata dair yazdıklarıyla okuyanı başka yerlere götürdüğü görülse de Kırım’da dört devletin büyük çatışmasından mütevellit ortaya çıkan bir savaş nedeniyle Osmanlı topraklarında olması anlatısının arka planında harp psikolojisinin etkilerini belirgin kılar. Savaşın toplum nazarındaki hükmünün olumsuz olmasına rağmen, daha çok Osmanlı aristokrasisi ve bürokrasisinin savaşa karşı tepkileri verilir.

Hornby’nin mensup olduğu sınıfa istinaden Osmanlı’nın alt tabakaları anlatıda daha az yer kaplar. Hatta genellikle gayrimüslim tebaa ile temas kuran Hornby yazdığı mektuplarda büyük kısmı yabancı olan Pera’ya daha çok yer verir. Uşaklarını ve hizmetçilerini Ermeni ve Rumlardan seçen Hornby adı geçen halkların kültürlerine ve yaşamlarına dair önemli bilgileri okuruna verir.

Osmanlı denilince Batılı tasavvurunda çoğu zaman akla ilk olarak harem gelir. Zira Ortaçağlar boyunca Batılı zihnini en çok meşgul eden dört duvar arasındaki ailenin mahrem yaşamıdır. Hornby de bu merakından kurtulamamış olacak ki Osmanlı haremini ziyaret eder. İzlenimlerini uzun satırlar boyunca anlatan Hornby, birçok yerde şaşkınlığını gizleyemez. Hareme dair anlatılanları yerinde gören Hornby her ne kadar fazlasıyla eleştirel yaklaşsa da daha önce yazılan hayal ürünü anlatıları eleştirmez. Haremdeki kadınlara üzülerek bakan Hornby İngiliz ve özgür olmakla mutlu olur.

Hornby’nin mektuplarında en dikkat çekici yön Osmanlı devlet yönetimi ve insan kalitesine dair eleştirilerinde ortaya çıkar. Aslında Osmanlı’nın çöküşünün sebepleri daha teferruatlı ve derin olmakla birlikte bunların bu tarz eserler vasıtasıyla ortaya çıkması çöküşün sebeplerinin iyi anlaşılması için önemli bilgileri okura kazandırır. Misal Hornby’nin ifadeleriyle; savaş için alınan borç gereksiz yerlere kullanılır, büyük meblağlara saraylar yapılır, sanat eserleri ihmal edilir, askerler sefil ve aç durumdadır, üst kademelerde rüşvet ve iltimas vardır, resmi görevliler ahlaksızlık yaparlar. Hornby ilerleyen satırlarda sözlerine şu şekilde devam eder: “Eğitim, yetenek ve deha dediğimiz şeyler burada pazarlanabilir zımbırtılar değil. Dışarıya karşı güleç ve uysal davranılırken fanatiklik gütmek, yalancı şahitlik, soğukkanlı acımasızlık ve hepsinden önemlisi kusursuz bir yalancılık ve düzenbazlık yeteneği, gözde bir Türk yaratmak için gerekli olan şeyler.” Hornby bütün bu eleştirilerine hatta bazen kantarın topuzunu kaçırıp Türkleri barbarlıkla itham etmesine karşın, nadirattan da olsa Türkler hakkında iyi şeyler söyler. Fakir kesimi ahlaki açıdan üstün olarak nitelendirir ve Pera’da Avrupalılardan kaynaklanan ahlaksızlıklara karşın Osmanlı taşra insanının üstün ahlaki vasıflara sahip olduğunu belirtir.

Eser her ne kadar İstanbul merkezli bir anlatımı benimsese de yazar kısa süreli ziyaretleriyle başka yerleri de anlatır. Misal Hornby, Sivastopol ve Kırım’ı ziyaret edip bölgeyi tanıtır. Üstelik Hornby’nin gezilerinde bahsettikleri üstünkörü bir anlayışla kaleme alınmayıp, detaylı analizler içerir. Bazen konudan tamamen bağımsız bilgiler satırlar arasında zuhur eder. Farklı ilgi alanlarına, örneğin bölgenin flora ve faunasına, ait bilgiler verilir. Gittiği yerlerde koleksiyon için numuneler toplayan Hornby adeta bir bilim insanı titizliğiyle hedeflediği malzemeye yaklaşır. Hornby’nin koleksiyonuna ekledikleri bir yana bırakılırsa temas kurduğu insanları çok iyi karakterize ettiği görülür. Misal meşhur İngiliz Hemşire Florence Nightingale ile bir davette karşılaşan Hornby muhatabını çok güzel resmeder.

Eserin en güçlü yönü sosyal tarihe ilişkin verdiği bilgiler de yatar. 19. yüzyıl Osmanlı sosyal hayatına dair çok önemli bilgiler gündelik yaşamın paralelinde verilir. Farklı dini ve mezhepsel sınıfların bayramları, şenlikleri, eğlenceleri, yeme ve içmeleri detaylı anlatılır. Bu açıdan eserin sosyal tarih anlatısının tekrar oluşturulması yönünde önemli dayanak olması muhtemeldir. Misal 1856 yılı Ramazanı’na dair bilgiler fazlasıyla ilgi çekicidir.

Sonuçta; Osmanlı’nın siyasi, sosyo-kültürel ve iktisadi hayatı yerli yabancı birçok araştırmacı tarafından ele alınır. Eldeki verilere şüpheyle yaklaşılmasına sebep verecek binlerce argümanın olmasına karşın samimiyeti içeren mektupların her ne kadar yanlı bir kalemden çıksa da doğruluk payları dikkate değerdir. Görülenin anlatıldığı siyasetin zehrine bulaşmamış anlatıların gündelik yaşamın tarihinin yazılması için yeterli veri oluşturacağına şüphe yoktur. Ayrıca tarihin görünen yüzüne karşın görünmeyeni hedefleyen tarihçi için kendi halinde bir insanın kaleme sarılarak yazdıkları önemlidir. Bu yüzden tarihe renk katan seyahatname, hatırat, mektup gibi veriler ihmal edilmemelidir.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
Zübeyr Yıldırım
01.12.2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Lady Hornby'nin Mektuplarında İstanbul
Kırım Savaşı (1853-1856), Osmanlı ve Rus Devletleri arasında yapılan ve tarihimizde önemli sonuçlar doğuran bir savaş. Osmanlı’nın, Kavalalı hadisesi gibi meselelerde zayıflığının daha da gün yüzüne çıkması nedeniyle Rusya, politikasını değiştirerek daha yıkıcı bir tutum takınmaya başlamış, iç işlerine müdahale niteliğinde bir taleple Osmanlı bünyesinde yaşayan Ortodoks cemaatinin hâmiliğini üstlenmek istemişti. Bu talebe aldığı red cevabı, iki devlet arasında gerginliği arttırmış ve İngiltere ile Fransa, Avrupa’daki dengeleri gözeterek Osmanlı’nın yanında saf tutmuştu. Savaş başladıktan sonra Osmanlı donanmasının Sinop’ta yenilgiye uğraması ve dengenin Rusya lehine değişmesi üzerine İngiltere ve Fransa savaşa dahil olmuş, birçok cephede savaşmak zorunda bırakılan Ruslar, antlaşma yapmak zorunda kalmıştı. Savaşı sürdürmek için aşırı dış borçlanmaya giden Osmanlı Devleti, yıllara yayarak ödemeye çalıştığı bu borç yükünü taşıyamamış ve dış mali denetime kapı açan Duyun-u Umumiye İdaresi kurulmuştu (1881).

Kitabın yazarı, Osmanlı savaş borçlarının ödenmesi konusunda İngiltere adına diplomatik görevlerle İstanbul’a gönderilen yargıç Edmund Grimani Hornby’nin eşi. Bir seyahat ve anı kitabı olarak nitelendirilebilecek eser, yazarın ailesine ve diğer yakınlarına yazdığı toplam 65 mektuptan oluşmaktadır. Annesine gönderdiği ilk mektup, 24 Ağustos 1855 tarihinde Paris’te yazılmış. İstanbul Ortaköy’de yazılan son mektup ise 5 Şubat 1858 tarihini taşımakta. İlk baskısı, “In and Around Stamboul” ismiyle yapılan kitap (1858), sonra renkli gravürler eklenerek bir daha yayınlanmıştır (1863).

Mektuplardan anlaşıldığı üzere yazar, Paris, Marsilya, Korsika, Malta, İzmir, Çanakkale rotasını takip ederek İstanbul’a ulaşmış. İstanbul hakkındaki izlenimler 4. mektuptan itibaren karaya ayak basmalarıyla başlıyor. Mektuplarda o dönemin toplumsal yaşantısına ve savaşın gelişim seyrine ve cephelerden gelen haberlerin toplumdaki tesirine dair birçok detay yer alıyor.

“Sivastopol'un alınmasıyla ilgili… haberler, bu duruma müthiş sinirlenen ve hayal kırıklığına uğrayan Rumlar dışında buradaki herkes tarafından büyük neşeyle karşılandı. Rumlar, Rus çarı Ortodoks Kilisesi'nin başı olduğundan, Rus davasının galip gelmesini kendi davalarıymış gibi dört gözle bekliyorlardı ve efendileri Türklerden nefret ettikleri için onların ve Müttefik dostlarının rezil olduklarını görmekten son derece keyif alırlardı.” (5. Mektuptan)

“Kadıköy, Üsküdar'ı geçince Boğaz'ın iyice genişleyip Marmara Denizi'ne karıştığı yerde. İşte kayığın dalgaların üzerinde salınırken, oturduğun yerden çevrendeki olağanüstü güzelliğe, yalnızca kendi gözlerinle görmenin azıcık da olsa bir fikir verebileceği bu rüyamsı çekiciliğe hayretler içinde baktığın yer tam burası. Belki İngiltere'ye döndüğümde, Boğaz'la kadim Marmara Denizi'nin birleştiği bu yeri rüyamda yeniden görebilirim…” (13. Mektuptan)

Dini hayata dair gözlemler de dikkat çekiyor. Bunlardan önemli bir kısmı Ramazan ayı ve oruç hakkında: “Bir Ramazan gecesini görmek için İstanbul'a gidecek kadar iyi olmadığıma çok üzüldüm. Zavallı Türkler bu oruç esnasında korkunç acı çekiyor olmalılar, gündoğumundan günbatımına kadar hiçbir şey yemiyorlar. Geçen gün Bayan Cumberbatch'le birlikte Üsküdar'dan gelirken kayıkçılarımız neredeyse bitkin durumdaydılar ve akıntıya karşı güçbela ilerliyorduk. Güneşe bakıp duruyorlardı ve iftar topu atılır atılmaz bir salatalık kapıp iştahla iki üç lokma kopardılar. Elbette zenginler orucu o kadar hissetmiyor; yalnızca geceyi gündüze çeviriyorlar -bütün gün uyuyor, akşam boyunca yiyip içiyorlar. Her cami günbatımından iki saat sonra ışıklandırılıyor ve her zengin Türk evinden müzik ve cümbüş seslerinden başka bir şey duyulmuyor... Bir Müslüman için gün, Ramazan ayında günbatımından iki üç saat önce başlıyor. Hamal ve kayıkçı gibi gerçekten didinen garibanlar için gün her zaman tan ağarırken başlıyor ve maruz kaldıkları mahrumiyetler bu insanların hayatlarını daha da zorlaştırıyor, ama çoğu kimse öğleden önce kalkmıyor ve çarşılarla Müslümanlar tarafından işletilen dükkânlar öğleden sonraya kadar açılmıyor; Babıali'deki çalışma saatleri bile bundan önce başlamıyor.” (43. Mektuptan)

Savaşı finanse etmek için verilen dış desteğin kullanımı ve genel mali durum hakkında da bazı bilgiler verilmiş: “Edmund, Babıali' de karşılaştığı büyük zorluklar yüzünden endişelenmeye başlıyor ve cesareti kırılmış durumda, bu sebeple nadiren bize katılabiliyor; gerçekten de her gün kendi gözlerinizle görmediğiniz takdirde, Türklerin ahlaksız, haysiyet kırıcı ve utanılacak hareket tarzını tasavvur etmenize imkân yok. Özellikle zihni işlek biri için, her gün bir divanın üzerinde çubuk tüttürerek oturup iş hakkında yarım saatlik aralıklarla birkaç kelime konuşmak, bezdirici ve zalimane bir durum. En kötüsü de, Edmund ve meslektaşı haftalardır endişeyle bekledikten sonra henüz hiçbir yarar sağlayamadıklarını ve ustalıkla idare edildiklerini hissediyorlar… Komisyon bu konuda katı davranmakta ve borç verilen meblağın elmas kolyeler ya da yeni köleler için harcanmasını engellemekte kararlı; oysa burada kesinlikle söylendiğine göre, altınların gelmesinden çok önce Babıâli'ye mensup bazı Türkler yağmadan paylarına düşecek olanı düşünüp sarraflarından yüksek faizli avanslar almışlar… Buradaki her şey acınacak durumda; Padişah büyük bir borç içinde, hatta çarşılarda dahi haremindeki sayısız kadının mücevher ve kıyafetleri için borca girmiş durumda, yine de büyük meblağlar harcayıp saraylar inşa ettirmekte ve hediyeler almakta ısrar ediyor… Dürüst insanlar için azıcık üzüm ve kavun yetiştirmek, kayık çekmek ya da sırtlarında ağır yükler taşımaktan başka dürüst bir iş yok görünüyor. Tüm sistem rüşvet ve ahlaksızlık üzerine kurulmuş durumda ve ‘mevkiinizi’ korumak için herkes gibi davranmanız gerekiyor.” (14. Mektuptan)

Yazar, Kırım’a gitme fırsatı da bulmuş, mektuplarda cephedeki izlenimlerini de aktarıyor: “Bunlar muhteşem savunma istihkamlarıydı; temelleri, kadın ve çocukların bile gece gündüz yukarı taşıdıkları kum dolu yüzlerce sepetten oluşuyordu. Zirveye ve Malakof Kulesi'ne ulaştığımızda güneş batıyordu ve uzaktaki sıradağlar, harabeye dönmüş şehir ve batık gemiler ne kadar da harika bir manzara oluşturuyordu -Mamelon, Redan ve Bahçe bataryası- batan güneşin mor ve menekşe renkli ışıkları, saldırı ve savunmanın müthiş planlarını gözler önüne seriyordu! Sağımızda masmavi deniz parıldıyor ve Kamiyeş’teki görkemli gemilerin direkleri uzakta yükseliyordu.” (41. Mektuptan)

Yazarın anlatımları içinde bize tuhaf gelebilecek yönlerin olması çok normal olsa gerek. Başka bir millete ve farklı dine mensup bir kişinin, yabancısı olduğu bir toplum hakkında her yönüyle objektif değerlendirmeler yapmasını beklemek dün olduğu gibi bugün de doğru olmayacaktır.

Çevirisiyle Kerem Işık, harcadığı zaman ve emek için, övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Kitabın baskı kalitesi, dizgisi oldukça başarılı.

Dönem meraklıları için aynı tarihleri anlatan iki eser daha not düşelim: İlk olarak, Selenge Yayınları arasında basılan ve Baronne Durand de Fontmagne tarafından kaleme alınmış “Kırım Harbi Sonrasında İstanbul Günleri (1855-1858)” isimli eser önerilebilir. Bu tarihlerde İstanbul’da görev yapan Fransız Büyükelçisi Thouvenel’in yeğeni olan yazar, bir yabancı gözüyle İstanbul’u farklı yönleriyle kaleme almış. Yazarın eşi, yargıç Edmund Hornby de otobiyografisinde, İstanbul’da görev yaptığı yıllara ayrı bir bölüm olarak yer vermiş. (An Autobiography, Glasgow 1929, “Constantinople”, s. 67-190)

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
faruksevindim
21.06.2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Daha önce Kitap Yayınevi'nin bastığı eser şimdi de Selenge'den çıktı. Lady Hornby'nin Kırım Savaşı sırasındaki İstanbul izlenimleri.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir