Tarih Felsefesi Üzerine Referans Bir Çalışma...
Bu eser, tarih düşüncesinin uzun gelişim çizgisini hem felsefi hem de metodolojik yönleriyle ele alan kapsamlı bir incelemedir. Tarih felsefesinin yalnızca belirli dönemlerle sınırlı bir tartışma olmadığını; aksine, insanın geçmişi anlama, zamanı yorumlama ve toplumsal değişimi kavrama çabasının ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. Altan Çetin Hoca antik çağlardan modern zamanlara değin uzanan geniş bir entelektüel haritayı titiz bir kaynak kullanımıyla kurgulayarak, tarihsel düşüncenin dönüşümünü bütünlüklü bir biçimde analiz eder.
Çetin, eserin giriş bölümünde tarih fikrinin kadim uygarlıklardaki kökenlerine yoğunlaşır. Mezopotamya ve Mısır gibi erken zamanın kültürlerinde tarihin kutsal zaman anlayışıyla bağlantılı olduğuna dikkat çeker. Tarihin ritüel döngüler ve tanrısal müdahaleler ile açıklanması, insanın geçmişi anlamlandırma biçiminin ilk aşaması olarak sunulur. Ardından Yunan düşüncesine geçilerek tarihin sekülerleşme süreci incelenir. Bu bağlamda Herodotos’un betimleyici ve kültürlerarası karşılaştırmaya dayanan tarihçiliği, Thukydides’in nedensellik, kanıt ve realizm temelli ilerleyen analitik yaklaşımı karşılaştırılır. Çetin, modern tarih biliminin temellerinin Thukydides çizgisinde atıldığına dikkat çeker; böylece Antik Yunan’ın tarih felsefesi yeniden yorumlanır.
Musevi geleneğinde tarihin tanrısal iradeye bağlı lineer bir süreç olarak kavranmasını Batı düşüncesinin ilerleme fikrine kaynaklık eden önemli bir unsur olarak değerlendirir. Bu noktada zamanın doğrusal bir akışa yerleştirilmesi ve tarihin teleolojik bir süreç olarak yorumlanması, modern tarih bilincinin dini temellerini anlamak açısından kritik bir rol oynar. Aynı bölümde İslam düşünce dünyasına geçilerek tarih felsefesinin bu kültür çevresindeki yansımaları incelenir. Çetin, İbn Haldun’a geniş bir alan açarak onun toplumsal yapıları açıklama konusundaki sistematik yaklaşımını modern tarih bilimi açısından özgün bir konuma yerleştirir. İbn Haldun’un devlet döngüsü, asabiyet kavramı ve sosyolojik çözümlemeleri üzerinden tarihe getirdiği yeni perspektif ayrıntılı bir biçimde değerlendirilir. “İbn Haldun, değişimin bir imkân olduğunu ve zaman ve mekân içinde genel şartların yenilenebilir olduğunu gösterir.” (s. 73)
Çetin, modern döneme geçişte tarihsel materyalizm ve Marksist tarih anlayışını ele alarak ekonomik ilişkilerin tarihsel süreçteki belirleyiciliğini tartışır. Altyapı–üstyapı ilişkisi, üretim tarzları ve zorunluluk yasaları çerçevesinde geliştirilen tarihsel materyalist model hem güçlü hem de sorunlu yönleriyle analiz edilir. Ardından Frankfurt Okulu’nun eleştirel yaklaşımı üzerinden tarihin toplumsal rasyonalite, iktidar ilişkileri ve kültürel dönüşümler bağlamında nasıl okunabileceği değerlendirilir. Hermeneutik düşünürlerin tarihsel anlamayı yorumlama, anlama süreçleri ve tarihsel bilinç oluşumu üzerinden yaklaşımları ise tarihin epistemolojik yönüne katkı sağlayan bir çerçeve olarak sunulur.
Kitabın birinci bölümü büyük ölçüde İbn Haldun’un modern tarih anlayışındaki yeri üzerine odaklanır. Çetin, İbn Haldun’un gerçekten modern tarihçiliğin öncüsü sayılıp sayılamayacağı sorusunu çok yönlü bir tartışma ile ele alır. Onun tarihsel bilgiyi sistematize etme biçimi, toplumsal değişimi izah etme çabası ve nedensel analiz kullanımı modern sosyal bilimin erken bir formu olarak değerlendirilir.
“Hülasa İbn Haldun bir tabu ve mutlak bir değişmez değil, belirli zaman ve mekânda medeniyetlerin tecrübelerini okuyup açıklayan büyük bir düşünürdür. Fikirlerinin ideolojik yaftalarla, demagojik riskler, safdillik zemini oluşturma tehlikesi vardır.” (s. 78) Her ne kadar İbn Haldun, modern tarih biliminin doğrudan bir kurucusu olarak nitelendirilemeyecek olsa da, Çetin’e göre modern düşüncenin kavramsal altyapısını önceden sezmiş bir figür olarak özgün bir epistemik konuma sahiptir. (s. 93–94)
İkinci bölümde, Alman idealizminin tarih felsefesine yaptığı katkılar ayrıntılı olarak ele alınır. Mesela Kant’ın tarihte ahlaki ilerleme fikri, Herder’in kültürel çoğulluk ve ulus ruhu temelli tarih anlayışı, Schopenhauer'in doğa ve ruh bütünlüğü üzerine kurduğu süreç anlayışı ve Hegel’in tarihsel materyali diyalektik açılım olarak yorumlayan bu kapsamlı sistemi detaylarıyla tartışılır. Çetin, adını zikredilen düşünürlerin tarihe kattıkları teleolojik ve bütüncül perspektiflerin hem modern tarihçilik hem de sosyal bilimin doğuşunu derinden etkilediğini ortaya koyar. Ancak bu yaklaşımların aşırı genelleştirici ve aynı zamanda idealist yönlerine karşı eleştirel, mesafeli bir tutum sergiler. Pozitivizmin nesnellik, belgeye dayalı araştırma ve nedensellik ilkeleri üzerinden geliştirdiği tarih yazımı metodunun önemine dikkat çeker. Ayrıca Annales Okulu’nun uzun süreli toplumsal yapıları merkeze alan yaklaşımı, yapısalcı tarih okumaları ve postmodern dönemin tarihsel anlatıya yönelik radikal eleştirileri ele alınır. Çetin, bilhassa postmodern göreceliğin tarihsel gerçekliği tamamen çözen tutumuna karşı dengeli bir eleştiri geliştirir. Stepanova’nın tarih felsefesine yönelik sorgulamaları ise tarihsel bilginin sınırlarına dair önemli bir tartışma alanı açar.
Bu eser, genel itibariyle tarih felsefesinin farklı dönemlerde aldığı biçimleri, metodolojik dönüşümleri ve tarihsel düşünceye yön veren temel kavramları ve kişileri bütünlüklü bir biçimde bir araya getirmiş bulunmaktadır. Kavramları tanımlama ve bağlama yerleştirme konusundaki özeni, eserin yalnızca bilgi aktaran değil, aynı zamanda düşünmeye yönlendiren bir karakter kazanmasını sağlar. Kapsamlı kaynak taraması, titiz sınıflandırma metodu ve düşünsel süreklilik–kopuş ilişkisini dikkatle seyreden yapısı ile hem tarih hem de felsefe alanında “başvuru eseri” niteliğinde tarihsel düşüncenin kökenlerini ve dönüşümünü kavramak adına kapsamlı bir referans sağlar. İncelemeyi bahane ile bu şahane eser sayesinde düşünsel açıdan kaleminden istifade ettiğim saygıdeğer Altan Çetin Hoca'ya teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na...