26 yaşında dünyanın en genç profesörü olmuş bir bilim adamının Türkçeye karşı umut dolu mücadelesine tanık olacağınız çok özel bir eser bu kitap. 422 sayfa boyunca bıkmadan usanmadan “Türkçe giderse Türkiye gider” diyen ve bu iddiasını somut dünya örnekleri ile okuyucunun gözüne sokan Sinanoğlu’na kulak vermek her Türk vatandaşının ödevi olmalı. İngilizcenin bir Dünya dili olduğu yalanını, anaokullarına kadar inen İngilizce eğitimin ne kadar tehlikeli olduğunu, kendi dilinde eğitim görmeyen çocukların ve gençlerin yalnızca 250 kelimelik bir sokak İngilizcesi öğrenip İngilizceyi öğreneceğim diye ilim ve Fen derslerinin hiçbirini layığı ile öğrenemediğini, misyonerlerin amacının birkaç nesil sonra kendi ana ve babaları ile Türkçe konuşamayan bir neslin yetişmesine ön ayak olup Türkiye’yi bu vesile ile kendilerine kul köle yapmaya çalıştıklarını açık açık anlatıyor Sinanoğlu… Bu sinsi planın Türkiye’de 1953 yılından itibaren başladığını belirten hocamız, bu tarihten sonraki tüm hükümetlerin bu planın bir parçası olduğunun da altını bakın nasıl çiziyor: “20 sene evvel Anadolu’da bir zat şunu söyledi. Bizde Anadolu’da bir adet vardır. Bir ağa bir oğlunu Halk partisine, diğer oğlunu da Adalet partisine sokar. Hangisi kazanırsa işin görülsün diye düşünür. Şimdi bunu bizim ağa akıl ediyor da ABD’mi akıl edemeyecek. Bizimde gördüğümüz kaç senedir budur. Halk ve gençler genellikle bilmezler. Sol parti geldiği zaman onu emperyalizme karşı bir güç zannederler. Sağ geldiği zaman birileri de bunu milliyetçilikle karıştırır, sevinirler. Hâlbuki hâkim güç daima kimi sağ pozunda, kimi sol pozunda, kimi dindar, kimi laik, kimi Atatürkçü pozunda gözüken bahsettiği iki bin kişi hep aynı takımdır. Onun için hangisi gelirse gelsin hiç bir şey fark etmez.” Sinanoğlu en çokta İngilizce eğitimini modernlik gibi göstermeye çalışan sözde Atatürkçülere kızıp Atatürk’ün son nefesinden önce bile “Türk dili işini gevşetmeyin” diye vasiyetinin, eğitim dilinin Türkçe olması gereğini kanunlaştırdığının ve misyoner okulların tamamına yakınını kapattırdığının altını çiziyor. Bizlere de bu değerli eseri okuyup dilimize sahip çıkmak düşüyor.