Eser, malum bölgenin ve bölge insanının hal-i pür melalini çok güzel anlatmış, yansıtmış. Bazı eksiklikler ve fazlalıklara rağmen, eser bir boşluk dolduracak nitelikte. Aşağıda, bazı teknik hususlara değinmek istiyorum:
- Evvela şunu belirtmek istiyorum, başlangıçtaki yöresel konuşmaların kitap boyunca devam edeceğini düşünerek "ey vah!" dedim, şimdi bu kitabı nasıl bitireceğim, diye düşünmeye başladım. Ama, hamd olsun, düşündüğüm gibi olmadı. Yanlış anlaşılmasın, normal türkçe olmadığı zaman okumak güçleşiyor ve bazen anlamakta sıkıntı bile yaşanıyor. Yoksa, gayem o tür konuşmaları yadırgamak değil, Rabbime sığınırım.
- Kitabın başındaki Berfin için bu zulme direnecek denmişti ama, evlendikten sonra hiç bahsedilmedi. Tabi acizane, orta sayfalara doğru tanıdığımız Berfinle aynı kişi zannına varmıştım; ama öyle olmadığını ilerleyen sayfalar ve olaylarda anladım.
- Kübra Hanım'ın sohbet türü ve davranışları, biraz erkekçe olmuş. Yani, hanımca bir yumuşaklık fazla yoktu.
- Ali, hidayete erdikten sonra, hemen eşine iyi davranmıyor. Şilan'ın sıkıntıları devam ediyor. Ali, bu değişikliğini ailesine (anne-babası dahil) hemen yansıtmalıydı.
- Kadınlar, köyde yaşadıkları halde çok şey biliyorlar. Burası biraz abartılı gibiydi. Küçümsemek açısından söylemiyorum; normal şartlarda bu kadar bilgi sahibi olmaları zor gibi.
- Özellikle dikkatimi çeken ve takdir ettiğim husus ise şurası; Mahmut'un dağa çıkması olayının derdi kitap boyunca devam etti. Zaman zaman dile getirildiğinde, bir bölümde şöyle söylendi; dağdakiler de ana kuzusu, askerler de. Onların hepsi bizim evlatlarımız, bizim civanlarımızdır. Ama, dağa çıkanlar kandırılmıştır, eğitimsizlikten dolayı bu hallere düçar olmuşlardır.
Yazarımızın yüreğinin en nadide hücresine sağlık diyorum ve daha güzel çalışmaların gelmesini beklediğimizi belirtirim.