Bilindiği gibi Şadiye sultan, Sultan II, Abdulhamid'in kızı.Bence bu eseri kaleme almakla gayet iyi bir tarihi vazifeyi yerine getirmiştir.Keşke bu duyarlılık bütün saray mensuplarında olsa idi.Fakat yinede ben bu eserin çok kısa olduğu kanaatindeyim.Sarayda onca sene geçirmiş ve Sultan ile yaklaşık 1 yıl Selanik’te bulunmuş bir insandan daha hacimli bir eser beklerdim.Bu arada Sultan II,Abdulhamid'in,diğer bir kızı olan Ayşe Osmanoğlu'nun hatıraları da var.İnşallah bir yayınevi çıkarda onu bastırır.Bizde okumuş oluruz.
Kitap altı bölümden oluşuyor."Babam ve saray" bölümü,bize saray içindeki günlük yaşantıdan,sarayın kültürel ve soysal boyutlarından bilgiler sunuyor.Aslında her zaman,Osmanlı'nın siyasi değil de medeniyet tarihi daha çok dikkatimi çekmiştir.O yüzden bu bölümü çok büyük bir zevkle okudum.İkinci bölüm ise "Hal ve sürgün" adını taşıyor.Bu bölümde,Sultanın nasıl hal edildiği ve Selanik'e gönderildiği anlatılıyor.Bu sürgün ile alakalı bir çok eser okudum ve bu kitapta yazılanlarla tam bir uyum içinde olduğunu gördüm.Bu da sevindirici bir hadise tabi ki.Sultan Selanik'e sürüldükten sonra orada bayağı bir eziyet edilmiş.Alatini köşkü denen,eski bir Yahudi ailenin köşkünde muhafaza edilmiş.Dışarı çıkmak yasak,gazete dergi okumak yasak,hatta pencereleri açmak dahi yasak.Yani anlayacağınız tam bir mahpus hayatı.Neyse ki teras katı unutmuşlarda sultan arada bir terasa çıkıp orada bir hava alabiliyormuş.Sultanın ilk başlarda,muhafız komutanlığını yapan ise meşhur serbest fırka başkanı Ali Fethi Okyar,Şadiye sultan onun çok ahlaklı bir kimse olduğunu söylüyor ve daima kendisini övüyor.Bu Ali Fethi bey'in de "üç devirde bir adam" isminde bir kitabı var.Fakat bu kitabında baskısı yok.İnşallah bir yayınevi çıkarda onu da yayınlar,çok iyi bir hizmet yapmış olur.Kitabın üçüncü bölümü ise "Hastalık ve tedaviler" adını taşıyor.Bu bölümde ise Şadiye sultan hem kendi hastalığından ve hem de babasının hastalığından bahis ediyor.Kendisi 20 gün hasta olarak yatmış ve bilinçsiz bir durumda imiş.Bu arada babası vefat etmiş sultanın,ancak kendine gelince öğrenmiş ve çok feryadı figan eylemiş.Bu arada çok sevdiği kocası da vefat ediyor.Bu kocasından bir tane kızı var.Kitabın dördüncü bölümü "Gurbet ve kader yılları" isminde-bu bölümleri acaba yazar mı adlandırmış yoksa yayınevimi onu bilemiyorum-Bu bölümde ise hanedanın sürülmesi ve Fransa’ya yerleşmesini anlatıyor.Kızını da orada okutmuş,bir Türk’le tanışıp onunla evlenmiş.Aslında Şadiye sultanın başından bayağı bir maceralar geçmiş,bunu anlamak için kitabı okumak lazım.Beşinci bölüm ise "Kızımın ardından ve vatana dönüş "ismini taşıyor.Kızı Fransa da bir Amerikan subayıyla evlenip Amerika’ya yerleşiyor.O arada hanedanın yasağı kalkıyor ve İstanbul’a dönüyor.Son bölüm ise " Babamın siyaseti hakkında bana anlatılanlar" Bu bölümde Şadiye sultan,kısa bir tarih değerlendirmesi yapıyor.Fakat ben bu değerlendirmenin tarihi hakikatlerle tam örtüşmediğini düşünüyorum.Şadiye sultan kendi yaşadığı bazı olayları anlatabilir.Biz bunu bir noktaya kadar ölçü olarak kabul edebiliriz.Yani o anlatılanlardan bazı tarihi sonuçlar çıkarabiliriz.Fakat devlet yönetimi ile ilgili olan bazı yorumlarını ancak zan’ni olarak kabul ederiz.Tam olarak gerçek bilgi veya doğru bilgi verebileceği şüphelidir.Bunu kasıtlı olarak yaptığını veya yapacağını söylemiyorum.Fakat kendisinin de söylediği gibi saray içi yani harem kesinlikle siyasete karışamazdı.Bunu nerenden biliyorum;Sultan Abdulhamid bu konuda çok hassastı.Haremin,eskiden beri Osmanlı sarayındaki siyasi nüfuzunu çok iyi biliyordu ve bunun her zaman felaket getirdiğinin farkındaydı.O yüzden daha tahta ilk çıktığı gün analığı olan Perestu kadın efendiye gereken talimatı vermiş idi.Bir başka deyişle şunu ifade etmek istiyorum ki Şadiye sultan,bir devlet adamı veya siyaseti takip eden biri değildi bu yüzden onun yaptığı tarihi yorumun subjektif olması muhtemeldir.Bu da benim gözüme ilişmiştir.
Kitabın en son bölümüne ise Sultan Abdulhamid Han’ın çoçuklarının resimlerini koymuşlar .Bence okunması gereken bir kitap.Başta da ifade ettiğim gibi keşke bütün saray mensupları böyle eserler vermiş olsalardı.