Toplam yorum: 3.100.459
Bu ayki yorum: 5.000

E-Dergi

bilgenuhoglu Tarafından Yapılan Yorumlar

19.07.2007

kitabını paraya az da olsa ilgi duyan herkesin okumasını tavsiye ettiğim seminer programı.
gerçekten bir çok konuda ilginç, basit, yaşam kalitesini arttıracak ve kişisel finans yönetim yeteğinimizi geliştirecek bir çok basit ama önemli örnek, püf noktası içeriyor kitap.
seminerlere falan katılmadım ama kitabı okumuş olduğum için çok mutluyum diyebilirim.
mucize falan da olmadı hayatımda ama yön gösterecek bir kaynak sahibi olduğumu anladım.
reklam gibi oldu ama özellikle benim gibi bir çok öğrenciye faydalı olacağına inanıyorum kitabın.
19.07.2007

"anna karenina"da, kucuk yasta bir teyzesinin mudahelesiyle yasli alexey alexandrovic ile evlendirilmis tek cocuk sahibi anna'nin kont vronskiyle olan skandal iliskisi ve buna paralel olarak, eski sehirli-yeni ciftci konstantin levin'in kitty (katja aleksandrovna miydi?) ile olan iliskisi anlatilir. buraya kadar tamam.
anna'nin toplumdan dislanisi, kitap hakkinda uc bes bir sey duymus herkesce bilinen ve kitap boyunca da belli belirsiz sezdirilen kaderi, yani olumu ilk bakista soyle bir izlenim yaratabilir: anna kocasini aldattigi ve iyi bir anne olmadigi icin olumle cezalandirilmistir; uslu durmayan kadinlarin sonu budur.
ama tolstoy'un boyle bir konu ustune, kac? 900kusurat sayfa yazdigini ve dahasi bu yazdiginin yuzyildan uzun suredir ayni heyecanla okundugunu dusunmek; boyle (nabokov'un deyimiyle) gayri sanatsal bir fikrin o kadar zaman hayatta kalabilecegine inanmak guctur. kisaca, kitabin mesaji bu degildir.tolstoy'un soylemek istedigi "kadinlar evinizde uslu uslu oturun"dan ziyade, "kokenini ruhsal bir sevgiden (ve dahasi belki ruh ikizliginden) almayan hicbir evliligin, iliskinin yurumeyecegi"dir (kisa bir parantez notu geceyim, nabokov, "anna karenina" incelemesinde bu cumleyi birebir kuruyor, ote yandan kendisi bunun acilimlariyla pek ugrasmadigindan ben biraz acacagim acabilirsem). anna'nin terkettigi kocasi ve dislandigi toplum nedir ki, kimdir ki? tolstoy'un bagnazligiyla dalga gectigi, fesatligindan tiksindirdigi lydia ivanovna ile onun etkisinde kalmis saftirik, ne edecegini bilmez, kendini dine veren kocasi. peki ya digerleri? tolstoy butun kitap boyunca anna'yi yargilayip onu dislayan insanlarin iki yuzlulugunu goze sokmaz mi? kocasini aldatan cok kadin vardir tolstoy'un anna karenina'sinda, ama hicbiri anna kadar durust degildir, hepsi bir yalanla yasayip giderler (tolstoy oldurmez onlari, mutsuzluga da mahkum etmez).

hem sonra, kitap bu konu ustune olsa, levin ve kitty neden varlar? levin ile kitty tebesirle ciziktirirken yazdiklarinin bas harflerinden birbirlerinin ne demek istediklerini direk anlarlar; sanki aralarinda bir bag vardir. ote yandan anna ve vronski ayni ruyayi gorurler, yine aralarinda mistik bir bag vardir (ama garip bir sekilde vronski ruyayi garip ve eglenceli bulurken, anna bir kabustan uyanircasina uyanir ruyadan). bu iki ciftin birbiriyle karsilastirilmasindan olusur kitap, bir nevi. birbirinin ruh ikizi gibi olan kitty ve levin'in iliskisi ideal iliski; biri mantiksal digeri bedensel iki tutkunun pesinden kosturan anna'nin yasadigi iliski ise sonu belirsiz, geleceksiz iliskidir. bu anlamda aslinda anna'nin cektiklerini gosterirken tolstoy'un yasadigi donemden beklenmeyecek aciklikta bir gorus alanindan kadin erkek iliskilerine ve kadinlarin toplumdaki konumuna bir bakis atabilmekte, anna'yi yargilayan toplumu yargilayabilmektedir.
19.07.2007

jack london'in hayatini bilmeyen, yasama bakis acisini anlamaya gerek duymayanlar tarafindan cok allegorik bulunmus, insan dogasi uzerine karamsar bir deneme olarak algilanmistir. oysa white fang (beyaz dis) icin insan irki cevresinin bir parcasidir. jack london'in basarisi dunyayi beyaz disin gozunden gorundugu sekliyle anlatmadaki basarisidir. kitabi yazdigi zamanlardaki genetik, evrim ve bilissel bilimlerin durumunu dusununce yaptigi onlarca hata hosgorulebilir. degil hayvanlarin insanlarin bile cogu zaman otomatik bir bicimde verdigi pek cok tepkiyi, yari otomatik pek cok davranisi bilincli secimlermis gibi anlatir jack london. hakkini yememek lazim, beyaz disin icgudulerini nasil kullandigini aslinda cok iyi gosterir. mesele evcil hayvan turlerindeki sanki icguduselmis gibi duran insanin etrafinda bulunma arzusunu kurdun ormandan inip ilk olarak ates yakicinin yaninda oturmasina baglayarak aslinda o dortte birlik kopek kaninin nasil da beyaz disin icgudusel tepkilerini sekillendirdigini, kimi zaman sasirttigini kimi zaman da zararina isler cevirdigini cok iyi anlatir.

yine de onca sene beynin isleyisi uzerine okuyup calistiktan sonra, az bucuk memeli beyni uzerine murekkep yaladiktan sonra insan beyaz dise atfedilen bilincli secimler yapma yeteneginin nasil da romani aslinda masala cevirdigini gormekten kendini alamiyor. ilk okudugumda beni buyuleyen kitap simdi okudugumda ayni etkisini gostermese de 20 yy amerikan edebiyatinin en orjinal ve bence en keyifli parcalarindan birisi olmaya devam edecek. aslinda bir bakima jack london'in hayvanlar uzerine yazdigi o kadar cok sey var ki, kanada ve alaska'da cesitli nedenlerle (kurk avciligi, postacilik, altin sevdasi vs) yasamis 19 yy sonu 20 yy basi insanlarinin kopeklerle iliskisinin pek de insan hayvan iliskisi gibi degil de yoldaslik iliskisi gibi oldugunu hissetmemek olanaksiz. bir tek sevginin katiksizi'nda kopek kahramanimiz kar yuzu gormuyordu...ama bence insanla kopek arasindaki iliskiyi anlatan harikulade bir romandi.

kisaca, beyaz dis guzel bir kitaptir. jack london'in dolambacsiz hilesiz hurdasiz dili okuyana zevk verir. ve anlattigi zamanlar insanlar ve olaylari dusununce jack london'in duru anlatimi karakteristik bir usluptan ziyade bilincli bir tercih gibi gozukur insanin gozune, sanki yari kurt yari kopek bir roman kahramani baska bir anlatimla hikaye edilemez gibi hisseder insan.
19.07.2007

kitapta türk işi gladyo olan ergenekon ve onun etkileriyle son aylarda türkiyede gerçekleşen olaylar anlatılıyor. her ne kadar son günlerde kimi köşe yazarları tarafından mutlaka okunmalı şeklinde lanse edilse de yine de çok da fazla bir şey katmayan bir kitaptır. olaylara düz mantıkla bakan "şimdi bu işten kim kazançlı çıkar?" şeklindeki yaklaşımın bırakılmasının savunulduğu kitapta olayların arka yüzü anlatılmaya çalışılmış. buradan da, birlik-ve-beraberliğe-en-çok-ihtiyaç-duyduğumuz-şu-günlerde iç-ve-dış-mihrakların-haince-oyunlarına-alet-olmayalım sonucuna varılmış. yahu ne zaman bu ülkede birisi çıkar "iç ve dış mihraklar bunlardır, ahanda bunlar da oyunları" şeklinde açıklama yapar o zaman bu mavallara inanmaya başlarım.

şimdi diyecekler ki bu adamlar da biliyor fakat açıklamaya çekiniyor. o zaman kardeşim yazmasınlar bu kitapları. yani eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürerek nereye kadar.

ikinci durumda bu adamlar da kim olduklarını bilmiyorlar ya da belli bir noktadan sonra çetrefilli ilişkiler, karşılıklı çıkar hesapları, devlet içinde devlet derken bu adamlarda kayış kopuyor ve "iç ve dış mihraklar" deyip çıkıveriyorlar işin içinde. bu da bana küçükken söylediğimiz tekerlemeyi hatırlatıyor. inek nerede? dağa çıktı.. dağ nerede?... suya gitti.. vs.

tabi bir de üçüncü bir olasılık var ki bu bana daha mantıklı geliyor. aslında iç ve dış mihraklar devlet ya da devlet ideolojisi tarafından oluşturulmuş kasıtlı bir kavram. devlet tarafından ya da devletin yönetiminde söz sahibi olan kimseler tarafından hiçbir zaman kesin olarak açıklanmayan, zamandan zamana mekandan mekana göre hedefin değiştiği bir yaklaşım. yani bugün isminde vatansever geçen "sivil toplum kuruluşları", dün "milli görüşçü" çizgideki dernekler. konu hakkında cankaya nöbeti kitabının başında ahmet cemil ertunc'un ilginç tesbitleri vardır.
19.07.2007

bir insanın karşısındaki kişinin ne gibi düşünceler ve zorluklar içerisinde olduğunu anlaması, o sıkıntıları yaşamasıyla doğru orantılıdır.kabası aç tokun halinden anlamaz olsa da bu olay sadece açlıkla ilgili değildir.
romanda prens nehludov bir mahkemede jüri üyesidir ve cinayetle suçlananların olduğu dava da eski hizmetçisi katyuşa maslova yı görür.eski zamanda onunla bir ilişkisi olmuştur,katyuşa artık bir fahişedir ve cinayetten suçlanmaktadır.bundan dolayı prens suçluluk duyar,kendisinin sorumlu olduğunu düşünür.romanda hissedilen en büyük duygu olan vicdan yüzünden katyuşayı kurtarmaya çalışır.hapishanede onu ziyaret etmeye başlar ve ziyaretler sırasında birçok mahkumla tanışır,düşmüşleri hayatın tokadını yetmiş kişileri görür.uğraşmalarına rağmen kurtaramaz eski sevgilisini.sürgüne gönderilen katyuşanın peşinden gider sibiryaya orada da tanışır insanlarla mahkumlarla ve hayat görüşü çok değişir.... roman uzun olmasına rağmen hiçbir sayfası sıkıcı değildir.