Toplam yorum: 3.100.259
Bu ayki yorum: 4.800

E-Dergi

sevil91 Tarafından Yapılan Yorumlar

19.01.2010

Lisedeyken edebiyat dersi için okumam gerekmişti şimdi tekrar okursam ne düşünürdüm bilmiyorum ama o zamanki bakış açıma ve düşüncelerime beğenilerime göre hoşuma gitmişti.Ütopya ismini ortaya atan ilk kişinin Thomas More olduğunu o zaman öğrenmiştim ve sadece hayali bir dünyayı anlatmak için kitap yazmak ilginç gelmişti.Anlattığı ülkeyi düşününce eşitlik kavramına bakış açısı eşitliğin sözde kalmayıp pratikte de uygulanması(su kaynaklarının yiyeceklerin eşit dağıtılması herkesin eşit süre çalışması insanların isteklerinin gözetilmesi yönetim anlayışı...vs) çok güzel.ütopya sözlük anlamı olarak eutopia 'good place' den geliyor ama doğal olarak yazara göre bir güzellik oluyor bu ama farkettiğim şey yazar hayal ettiği bu yerde herkese eşit fırsatlar tanımış ve diğer ülkeleri bu düzenden bir şekilde izole etmiş bu hem iyi hem de kötü tabii buna okurken siz karar vereceksiniz benim en beğendiğim kısmı; mücevherlerin ve değerli taşların çocuklara oyuncak olarak verilmesi ve başka ülkeden krallar yöneticiler onların ülkesine geldiklerinde eğer üzerlerinde bu tarz değerli takılar varsa çocukların alay konusu olmaları..Bence bu değer verdiğimiz kategorize ettiğimiz tanımladığımız okuyup bir köşeye kaldırdığımız üzerinde düşünmediğimiz varlık ve kavramlara daha çok dikkat etmemiz gerektiğini gösteriyor yazara göre dünyada çok bulunan şeyler değersiz olmamalı sırf az bulunuyor diye değerli olan bir taş sadece yararsız ve net bir işlevi olmadığı için az bulunan bir şeydir...
19.01.2010

Eğer kitabı okurken tarihi bir kitap okuduğunuzun farkında olursanız ve bir tarih kitabı okumadığınızı göz önünde bulunursanız gayet de güzel bir kitap.Çünkü tarihi bir insan hakkında yazılan birden çok kaynak ve önerilen birden çok önerme olması normaldir bunlar kurgudur ve üzerinde tartışmak gereksizdir.Bu kitabı okumak isteyenlere önerim şudur;kitabı sanki tanımadıkları bri hakkında yazılmış gibi okusunlar gerçeklik takıntısından kurtulup o çağda yaşadıklarını ve bütün bu olaylara tanık olduklarını düşünsünler çünkü burada önemli olan özgürlük kavramının eski geleneklerin farklılığının algılanışı bunları nasıl ele aldığı,kimya hatun olsun yada aynı yaştaki herhangi bir kız çocuğu olsun yaşadığı olaylar karşısındaki duruşu,yeni öğrendiği şeylere verdiği ilk tepkileri,üzüntüleri,şaşkınlıkları,hayalleri kısaca ruh dünyası..Ama eğer gerçekmiş gibi düşünmekte ısrarcıysanız da en azından bab-ı esrar aşk ve kimya hatun üçgeninden ortak yargılar ve gerçeklikler çıkarmaya çalışmanız ve bunların size ne kazandırdığını düşünce dünyanıza ne katttığını anlamanızdır.Ama unutmamak gerekir ki yapılan yorumlardaki agresiflik şunun kanıtı; tek sesli olmak istiyoruz bir konu hakkında doğru ya da yanlış birşeyler söyleyecek ikinci bir sese tahammülümüz yok..iyi okumalar
19.01.2010

Orhan Pamuk'un başyapıtı Kara Kitap'tır bence,hatta şunu da iddia edebilirim ki Masumiyet Müzesinden sonra en çok ayrıntı hesabı yaptığı araştırmalarla desteklediği kendi uzmanlık alanında olmadığı halde pek çok konuda otoritelere başvurduğu ve zaman harcadığı kitabı da budur.Okuduğum ikinci Orhan pamuk kitabıdır ve onun tarzına tam olarak hakim olmadan neyle karşılacağımı bilmeden ve yapılan yorumlardan habersiz olarak okudum kitabı eğer okumayı düşünüyorsanız bu yorumu okumayı bırakın ve öyle okuyun bence çünkü olumlu yada olumsuz herhangi bir yorum sizin düşüncelerinizi değiştirebilir bir şekilde.Kitabı genel olarak beğendim evet biraz karışık ve gerçekten konsantre olmanız hatta gerekirse kitapta daha önce bilmediğiniz kelimelerle yada yabancı olduğunuz konularla karşılaştığnızda üşenmeden araştırma yapmanız gerekebilir hatta bunu tavsiye ederim çünkü okurken neyin kurgu neyin gerçek olduğu o kadar çok karışıyor ki bazen doğru bildiklerinizden bile kuşkuya düşebiliyorsunuz(belki de kitabı bu kadar beğenmemi sağlayan şey budur)Genel olarak Orhan Pamuk un yanlı bir edebi yaşantısı olduğu düşünülür eğer böyleyse bile bunu umursamıyorum ve herkesin görüşlerine objektif olarak bakabilen nötr bir insan olarak söyleyebilirim ki bu kitapta herhangi bir ideoloji veya bir fikrin tartışması yapılmıyor hatta olaylara üçüncü bir göz olarak bakabilmeyi tek taraflı düşünmemenin önemini görünen gerçekliklerin ardındakini öğretiyor okuyucuya ama bunu yaparken de ders anlatan öğretmen pozlarına girmiyor anlattığı hikayeyi tek bir kahramanın öyküsü olarak indirgeyemem okuyan herkes kendini bulabilir bu romanda,mutlaka evet ben de böyle hissettim böyle düşündüm dedirtecek bölümler var ya da en azından öyle olsaydı o durumda olsaydım dedirtebilecek bölümleri var en çok da boğazın suları çekildiği zaman bölümünü beğenmiştim okurken.içinde uzun cümleler olduğu hatta bir cümlenin bazen bikaç satıra yayıldığı doğru fakat bunun amacının bakın ben ne kadar uzun cümle kurabiliyorum demek olduğunu sanmıyorum her kelimenin her noktanın virgülün anlamlı ve yerli yerli olduğu bir tek kelimenin bile yeri değişse anlamını yitirebilecek olduğu bir roman ayrıca bu kitabı dikkatli okuyun ve yazarın bahsettiği bazı karakterlere ve bazı mekanlara odaklanın.Aynı ayrıntıları başka kitaplarında da bulursanız sanki sevdiğiniz ve özlediğiniz bir arkadaşınızla karşılaşmış hissine kapılabilirsiniz,iyi okumalar..
19.01.2010

Türün isim babası olduğu için şimdiye kadar yazılmış en iyi deneme kitabının yazarı olması şaşırtıcı olmasa gerek fakat şaşırtıcı olan şu ki;bunca sene önce yazılmış olduğu ve herhangi bir süreci bir olayı ya da kurgusal herhangi bir şeyi anlatmadığı halde hala aynı hevesle aynı heyecanla okunup aynı tat alınabiliyor,üstelik her yaştan her kesimden insan okuyabiliyor kendine göre çıkarımlar yapabiliyor.Belki de deneme türünün en güzel özelliği budur herkese kitap etmek ama aslında belirli bir okuyucu kitlesine hitap etmeden kendi kendine konuşmak bir başkasının ne düşüneceğini düşünmeden fikirlerini anlatıp bir kitap yapmak ve bu kitabın her okunuluşunda farklı mesajlar vermesi farklı hisler uyandırması..Montaigne zamanın akış çizgisini izlemeden neden sonuç ilişkisi ya da olguların sıralanışı hakkında bilgi vermeden teknik terimler kullanmadan ya da bir uzmanlık alanına yoğunlaşmadan o kadar güzel düşünceler ortaya koymuş ki sırf kendi düşüncelerini belirli konu başlıklarına ayırıp gelişigüzel anlattığı bir bencillik oyunu olmaktan kurtarmış bu kitabı..herkese tavsiye ederim..
19.01.2010

Kitabı yazarın diğer kitaplarıyla karşılaştırdığımızda yine Petersbug sokaklarında geçtiğini görüyoruz ve sanki yazarın bütün kitaplarına sinmiş yalnızlık duygusu hakim bu kitaba da.Yazar hikayeyi birinci ağızdan anlatmış ana karakter kendinden hoşnutsuz yalnız ve hiç dostu olmayan biri Petersburg sokaklarında gezerken tanıştığı ve aşık olduğu kişiyi anlatıyor hikayede,asıl hikaye yazarın başından geçen değil de sanki aşık olduğu kızın Nastenka'nın başından geçenler bence..Nastenka'ya duyduğu karşılıksız aşk bir an için karşılık buldu diye sevinirken onu tamamen kaybeden yazar,herşeye rağmen sevdiği insanın mutluluğu için susmayı bilen bir karakteri canlandırıyor.Genel olarak hüzünlü buldum bu hikayeyi ve bence anafikri sevilen kişi ne kadar üzüntü verirse versin ona karşı kin güdülemeyeceği..4 gecelik kısa bir süreyi kapsayan bu kitap romantik hayalperest yalnız bir adamın bile sevgiye taviz verebileceğini gösteriyor bence.Dostoyevskinin en duygusal kitabı bana göre..