Toplam yorum: 2066938
Bu ayki yorum: 18170

E-Dergi

bir_okuyucu tarafından yapılan yorumlar

09.07.2011

Kitap 3 bölümden oluşuyor. Başkarakterlerden Murad, Doktor ve Hurrem hakkında 1. bölümde önemli bir izlenim ediniliyor. 1.bölüm okuyucudan sabır ve meşakkat istiyor. 2. ve 3. bölümler ise daha akıcı bir üslûptan ve daha sık diyaloglardan oluşuyor. Konu ise; Yalnızlar başlığı içinde Murad’ın, içinde boğulmak üzere olduğu bohem-boş bir hayat ile Doktor’un çocukluk yıllarındaki sefaletin de etkisiyle materyalizme bulaşmış hayat anlayışı arasında git-gellerle işleniyor.
Doktor Rıza, önemli tespitler yapıyor ancak bu da onun yalnızlığını değiştirmiyor ve maddeci tespitlerle mânâya ulaşamıyor. Eserdeki karakterlerin çevresi insanlarla dolu olsa da hepsi yapayalnız ve buradaki yalnızlık, iç âlemindeki boşluk, mânâya olan gayesizlik olarak değerlendirilebilir. Eserde yalnızlığını yenebilmiş kimse yok aslında. Psikolojik roman diyebileceğimiz eser Tarık Buğra’nın eserleri arasında önemli bir değere sahiptir. İyi okumalar…
23.06.2011

Eser 3 bölümden oluşuyor: Hüseyin Hüsnü Şen, Eşi Arzu ve Oğlu Özgür. Karakterler olayları kendi diliyle anlatıyor. Çağımızda ailenin karşılaştığı durumlar eserin konusunu oluşturuyor. Yazar, bir fotoğraf çekmiş ancak fotoğrafın ayrıntılarına inmeyerek çıkış yolunu da işaret etmemiş. Akıcı bir dille işlenmiş eser. Bir bankada şef olan Hüseyin Hüsnü’nün müdürlük hayali, otomobil sahibi olunca her şeyin güzel olacağı inancı, aileyi oluşturan bireylerin birbirine karşı ilgisizliği eserde öne çıkıyor. Maddi hayatın sıkıntılarını yine maddi çözümlerle yenme isteği… Ancak saadet-huzur-sevgi yalnızca maddeye mi bağlı? Eser bunları düşündürtüyor okuyucuya. İyi okumalar…
14.06.2011

Kitap hakkında anlamlı ve dolu bir yorum yazmaya çalışacaktım ta ki kitabın son sayfasını okuyana dek. Çünkü son sayfada yazanlar kitabı öylesine güzel anlatıyor ve yürek taşıyan ve taşıdığı yüreği bilen insanları öyle etkiliyor ki işte buyurun:

“Sen yüze yüze masalına sığındın. Balık olacağın zaman, Issık Göl’e ulaşamayacağını, beyaz gemiyi göremeyeceğini, ona ‘Merhaba beyaz gemi, benim, ben!’ diyemeyeceğini biliyor muydun?

Yüze yüze gittin.

Ve bana tek bir şey söylemek düştü: Çocuk ruhunun bağdaşamadığı çirkinliği ittin elinin tersiyle. Bu benim tesellimdir. Sen, bir defa parlayıp sönen yıldırım gibi yaşadın. Yıldırımları gökler doğurur. Göklerinse ölmezliği var. Bu da benim tesellimdir. Her çekirdekte yeni bir hayat oluşumu vardır. Çocuk vicdanı ise, insanlarda gelişen yeni bir hayatın belirtisidir. Bu da tesellimdir. Ve bu yeryüzünde bizi ne beklerse beklesin, insanlar doğup öldükçe, doğruluk ölmeyecektir. Senden ayrılırken, kendi sözlerini tekrarlıyorum yavrum: ‘Merhaba beyaz gemi, benim gelen!” Bu kitabı okuyalım ve tavsiye edelim… İyi okumalar…
05.06.2011

1915 İstanbul’unda geçen roman, bacağından 7 senedir ileri derecede hasta olan 15 yaşındaki bir gencin duygularını ve bu hastalık karşısındaki tutumunu hastanın yine kendi gözlemleriyle yansıtıyor. 1. Dünya Harbi’ne katılmış bir ülke, entelektüel geçinenlerin Almancılık - Fransızcılık eğilimleri ve baş karakterimiz olan gencin hastalığının yanında dürüst aşkı, karşılıksız sevgisi ve ızdırap ızdırap… Alkım yayınevi özellikle genç nesil için anlaşılması zor olan kelimeleri de sadeleştirerek gerçekten güzel bir yayım gerçekleştirmiş.
Romandan: “Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler”, “Istıraptan korkmamanın tek ilacı ıstıraptır. Bu ateş o ateşi söndürür”, “Bizden uzaklaşmadıkça bize görünmeyen sıhhat, alışkanlığın verdiği hissizlikle, sağlamların şuurundan kaçıp nasıl ve nereye saklanıyor?”, “En basit toplumsal davaları anlamayacak kadar yabancı tesirler altında şahsiyetlerini kaybeden bu insanlarla münakaşaya mecbur olmanın küçüklüğünden muzdariptim” İyi okumalar...
26.04.2011

1970’li yıllarda sağ ve sol siyasetin terörize olarak gençlerde karşılık bulması ve zaten özüne yabancı yetişen gençlerin tekrar kötülüğe kurban edilmeleri eserin konusudur. Her siyasi görüşten okuyucunun okuması gerekli bir eser. Akıcı-rahat bir üslupla işlenmiş konu. Yazar, maneviyatından uzaklaştırılan nesillerin, nasıl acımasızca tırpanlanabileceğini çok anlamlı bir şekilde işaret etmiş. Bu tespit gerçekten dikkate değer. İyi okumalar…