Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
e8akpinar Tarafından Yapılan Yorumlar
Gotik edebiyatın önemli örneklerinden biri olup, Doğu’nun mistik atmosferini ve egzotik unsurlarını barındırır. Abbasi soyunun dokuzuncu halifesi olan Vathek’in, doğaüstü güçlere ve yasak bilgilere duyduğu doyumsuz arzu, onu felakete sürükler. Beckford, Vathek’in hırsının ve açgözlülüğünün sonuçlarını, zengin betimlemelerle ve masalsı bir üslupla anlatır. Eser, insanın sınır tanımayan isteklerinin tehlikelerini ve ahlaki çöküşünü gözler önüne sererken, okuru Doğu’nun büyüleyici ama bir o kadar da ürkütücü dünyasında bir yolculuğa çıkarır. Vathek, hem Gotik edebiyatın hem de oryantalist anlatıların etkileyici bir birleşimi olarak, edebiyat tarihinde özel bir yere sahiptir.
Kitap, ölümün kaçınılmazlığı karşısında insanın yaşamını nasıl anlamlandırdığı üzerine derin bir sorgulamadır. Başarılı bir hukukçu olan İvan İlyiç, konforlu ve “uygun” bir hayat sürerken beklenmedik bir hastalığa yakalanır. Bu süreçte, ailesinin kayıtsızlığı ve dostlarının yüzeyselliğiyle yüzleşir. Ölüm yaklaştıkça, geçmişteki seçimlerini sorgular ve gerçek mutluluğu hiç tatmadığını fark eder.
Tolstoy, bireyin kendi ölümüne yabancılaşmasını ve toplumun ölümü nasıl görmezden geldiğini eleştirir. Roman, basit ama etkileyici bir anlatımla, modern insanın anlam arayışını ve ölümün hayat içindeki yerini gözler önüne serer. İvan İlyiç’in Ölümü, okuyucuya yaşamı nasıl yaşaması gerektiğini düşündüren sarsıcı bir eserdir.
Bertolt Brecht’in Beş Paralık Romanı, tiyatro oyunu Üç Kuruşluk Operadan uyarlanmış, kapitalizmin çürümüşlüğünü anlatan bir eserdir. Roman, Londra’nın suç dünyasında geçer ve başkahramanı Macheath’in (Mackie Messer) yozlaşmış burjuva düzeniyle olan ilişkisini ele alır.
Eserde, rüşvet, yolsuzluk, suç ve iş dünyası arasındaki sınırların belirsizliği vurgulanır. Peachum’un dilencilik işini bir şirket gibi yönetmesi, polis müdürü Tiger Brown’un suçlularla iş birliği yapması, Brecht’in toplumdaki ahlaki çöküşü ve ikiyüzlülüğü gözler önüne serme yöntemidir. Kapitalist düzenin yalnızca güçlülere hizmet ettiğini gösteren roman, suçun ve “saygınlığın” aslında aynı sistemin iki yüzü olduğunu savunur.
Brecht, mizahi ve ironik bir üslupla sistem eleştirisini derinleştirir. Beş Paralık Roman, sadece bir suç hikâyesi değil, toplumsal düzenin nasıl işlediğini sorgulayan güçlü bir eleştiridir.
İlk defa Şermin Yaşar okudum, çok beğendim. Bir kere çok gerçekçi. Gündelik hayatta yaşanan herhangi bir olayı kimden dinlerseniz dinleyin herkesin kendine göre haklı gerekçeleri olabilir ve bazen hepsine hak veresiniz gelir ya. Kitapta da bir ailenin fertleri arasında geçmişte yaşananları ve mevcut ilişkiyi sırayla onlardan dinliyoruz ve aynı zamanda hikaye de akmaya devam ediyor. Birisinin düşüncelerine diğerinin iç sesinde cevap buluyorsunuz. Ve insanların birbirlerine karşı gerçek fikirlerini 10 saklayıp 1 konuştuğuna şahit oluyorsunuz. Bunlar gerçekçiliği artıran unsurlar. Yazarın dili çok akıcı ve hikayenin gerektirdiği ölçüde de gündelik bir dil. Psikolojik tahlil ve süslü tasvirlerin kaçınılmaz unsuru olan ağır kelime ve insanı yoran ifadelerden kaçınılmış. Hikayedeki insanları tanıttığı kadarıyla onların potansiyelini biliyorsunuz ve yazar da buna bağlı kalarak konuşturmuş insanları. Hemen bitirdim ve 2 kitabını daha aldım.
İlk defa bu yazarın kitabını okudum. Bir topluluğun sırf daha organize ve merkezi oldukları için kendi yaşam standartları dışında yaşayan ve görece zayıf topluluklara, medenileştirme/insanlaştırma adı altında reva gördüğü insanlık dışı muameleyi kurgulamış. Bu topluluklara bir de barbar ismi takılarak semantik olarak "insan"lık ile aralarına bir perde çekiliyor. Sanki başka bir isim takınca insanlıktan da çıkıyorlarmış gibi başta sömürge, adaletsizlik ve işkence olmak üzere her türlü insanlık dışı uygulamayı nisbeten rahat bir vicdanla yerine getirirler. Kitap bunun üzerine "medeni sistem"in içinden bir hakim diliyle bu anlayışı sorgular ve vicdanen aslında barbar denilenlere karşı yapılanların barbarlık sıfatını hak ettiğini düşünür.
Her ne kadar olaydaki topluluklar gerçek olmasa da, birisi çıkıp "hayır bunlar gerçektir, şurada yaşamıştır şöyle olmuştur" dese muhtemelen inanırım, çünkü bu, tarihte ve güncel olarak örneklerini gördüğümüz üzere insanoğlunun evrensel bir gerçeği.