Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930
E-Dergi
Sibel_Ksk Tarafından Yapılan Yorumlar
Helene Hanff, New York’ta yaşayan bir yazar ve senaristtir; ancak onu asıl tanımlayan şey kitaplara duyduğu büyük tutkudur. Bu tutku, ABD’de bulamadığı nadir klasikler ve İngiliz edebiyatı eserlerini Britanya’da aramasına yol açar. Bir gün bir dergide Londra’daki antikacı kitapçı Marks & Co.’nun ilanını görür ve en fazla 5 dolar ödeyebileceğini belirterek onlara bir mektup yazar. İşte bu mektup, tam 20 yıl sürecek bir dostluğun ve yazışmanın başlangıcı olur.
Kitap, yalnızca İngiliz edebiyatına dair zengin bir kaynak sunmakla kalmaz; aynı zamanda II. Dünya Savaşı sonrası Britanya’daki gıda kıtlığı, Kraliçe II. Elizabeth’in taç giyme töreni ve dönemin gündelik yaşamına dair pek çok ayrıntıyı da satır aralarında okura aktarır. Televizyon, radyo, tiyatro ve sinema uyarlamaları da bulunan bu kitap, benim için hem hüzünlü hem de gülümseten, ama hep aklımda yer edecek bir eser olarak yerini aldı. Tavsiyemdir.
İFA, insanın biyolojik donanımına, coğrafyasına ve tarihsel koşullarına en uygun yaşam biçimini benimsemesinin getireceği faydalar üzerine sunduğu bilgilerle okumak istediğim bir kitap oldu. Ancak konuya yabancı olmayan ve bu felsefeyi uzun süredir yaşamına entegre etmeye çalışan biri olarak, kitabın temel konusunun benim için çok da yeni olmadığını söyleyebilirim. Yine de doğaya uygun yaşam prensipleriyle ilk kez tanışacaklar için güzel bir başlangıç bence.
İnsan hayatında belli bir dozda “kaos”un, yani öngörülemezliğin gerekliliği ve “tarım devriminin” insanlık için gerçekten ilerleme mi yoksa gerileme mi olduğu sorusu kitabın bana kattığı yenilikler.
Bilinçli yaşam, çevreye uyum, insanlığın yarattığı tahribatı sorgulama ve koruyucu hekimlik gibi konular benim için her zaman önemli. İFA, bu konular üzerine yeniden düşünmek ve “iyi olanı yapma” motivasyonumu tazelemek açısından faydalı bir kaynak oldu.
Okuyunuz efendim; harika bir düşünme egzersizi.
Savaşlardan çıkmış yorgun bir imparatorluğun ardından, varoluş ve özgürlük mücadelesi veren bir toplumun hayata tutunma çabasını anlatıyor bu kitap. Yazar, eserin 4 yıllık titiz bir çalışmanın ürünü olduğunu belirtmişti bir toplantıda. Kitaptaki bazı karakterler ise yazarın çevresinden dinlediklerine ve akrabalarına dayanıyor. Beni en çok etkileyen yönü ise dili oldu. Her karakter, yaşadığı dönem ve mekâna uygun bir üslupla aktarılmış. Osmanlıca ve halk ağzına temas edilmesi anlatımı daha inandırıcı kılmış. Milli Mücadele üzerine çok kitap okudum ama bu eser, halkın savaş öncesi ve sırasındaki durumunu detaylı şekilde ele aldığı için çok etkileyici. Savaşın, acının, yokluğun ve vatan sevgisinin evrensel temaları, bu coğrafyada geçen hikâyeyle zaman ve mekânın ötesine taşınmış. Emre Melemez’in Storytel’deki seslendirmesi de ayrıca çok başarılıydı. Kesinlikle tavsiye ederim.
Kökleri bir samuray ailesine dayanan Etsuko adlı karakterin sevgisiz bir evliliğin ardından kocasının ölümünden sonra kayınpederinin taşradaki evine taşınmasıyla başlayan içsel çözülüşü anlatılıyor kitap. Evdeki hiyerarşide kayınpederinin metresi olması ona bir statü kazandırsa da, bu durum karakterin psikolojik dengesizliğini daha da derinleştiriyor. Yazar psikanalitik bir karakter yaratmak istemiş ancak Etsuko bence obsesifliğin ötesinde sadomazoşist ve yer yer psikopatik bir yapıya sahip.Acıma duygusu uyandırması beklenen bu karakter,, maalesef bende ufak merhamet kırıntıları dışında iyi bir his uyandıramadı. Kitapta savaş sonrası Japon toplumundaki kadınların sıkışmışlığı ve kırsal kesimdeki değişimlere de değinilmiş, fakat bence yüzeysel kalmış. Kitabın ilk yarısında zorlandım, ancak ikinci yarısında ritmine alışabildim. Herkese hitap etmese de Mişima’nın yazarlık evrimiyle ilgilenenler için ilginç bir okuma olabilir.
Yazar, büyülü ve masalsı bir anlatım kullanarak, eski Yugoslavya’nın çok kültürlü yapısını ve bu kültürlerin birbirinden ayrılmaz biçimde iç içe geçmişliğini, yerel hikâyelerin eşliğinde doktor bir dede ve onun doktor torunu üzerinden anlatmış.Kitabı okurken okuru meşgul eden temel meseleler savaş, savaş sonunda çizilen sınırlar ve ölüm kavramları. Kitabın merkezinde, insanlığın bitmeyen sorusu var: İnsanlar neden savaşır ve kim kazanır? Savaşın acılarını yalnızca insanlarla sınırlamayıp, hayvanat bahçesindeki hayvanların gözünden de anlatması bence eserin en çarpıcı yönlerinden biri. Ölüm teması işlenirken “ölemeyen adam” ve “Ayı Darisa” karakterlerinin hikayeleri ile çok etkili bir şekilde anlatılıyor. Ayrıca sınırların keyfi biçimde çizilmesi, bir zamanlar “bizim” olan yerlerin yabancılaşması kavramları da ayrı bir hüzün katıyor hikayeye. Çizgisel olmayan zaman kurgusu ve halk hikâyeleriyle örülü dili, kitabı bence kolay okunan etkileyici bir hikayeye dönüştürüyor.