Toplam yorum: 3.285.218
Bu ayki yorum: 6.744
E-Dergi
Şural Tarafından Yapılan Yorumlar
Brezilyalı yazarın okuduğum üçüncü eseri.İlki herkesçe artık malum olan Simyacı.Hala Amin Maalouf’un bir fırın ekmek gerisinde olduğunu savunduğum yazar,aynen onun gibi doğuyu ve kültürünü alıp işlediği eseri 55 dile çevrilmiş,140 ülkede satılmıştı.O rüzgarla aldığım ikinci eseri Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım ise çok kötü bir eserdi.Sanki ilki tutup alelacele ikincisi çevrilen bir film gibi.Elbette Simyacı’nın rüzgarı ile çok satmıştır ama.Bu yüzden olsa gerek,Işığın Savaşçısının Elkitabını korka korka aldım.Ama bu eserinde Simyacı’dakine benzer bir üslubu (ve konuları) tercih eden yazar,yine iyi bir iş çıkartmış.Eser,yazarın 1993-1996 yıları arasında yerel bir gazetede yazdığı makalelerden oluşuyor.Tevekkül,sabır,azim,şükür vs gibi onlarca kavramı seçtiği bir şahsın üzerinden anekdotlarda birer sayfada okura vermiş.Herkesçe malum olanları yazıya dökmüş.Zaten biz bunları biliyorduk sendromuna kapılmadan okunmalı.
Amin Maalouf'un en iyi eseri diyebilirim. Gerçi istikrarlı ve kalemi çok kuvvetli yazarın diğer eserleri Afrikalı Leo, Tanios Kayası için de hayli yüksek not veririm. Ayşe Kulin in Sevdalinka'da yapmaya çalıştığını;gerçek olayları aşk hikayeleri ile bezemeyi Maalouf mükemmel gerçekleştirmiş.Konusu Hayyam'dan Titaniğe sürükleyici bir eser.Çevirmenin hakkını da yememek lazım.Umarım Amin Maalouf, Coelho gibi tutan bir eserinin rüzgarıyla acele ve gereksiz eserlere imza atmaz.Tıpkı bazı aktör ve aktrisler gibi.
Halide Nusret’i bu kadar geç tanıdığıma ikinci kez pişman olduğum eser(Benim Küçük Dostlarım’dan sonra).Elinize alınca bırakamayacağınız bir eser. Amin Maalouf, Ahmet Altan eserlerinden uzun süre sonra yine bir solukta okunan bir kitaba kavuşmuş olmanın sevinci, bir soluk ve bir gecede bitmesi ile yerini hüzne bıraktı. Çok akıcı bir üslup ile renkli hayat hikayesini kaleme almış. Osmanlı’nın son dönemlerinde Kerkük, İzmir, İstanbul, Halep’ten kesitler, devrin ünlülerinden Reşat Nuri’den, Ahmet Haşim’den, Haşim İşcan’dan, Halide Edip’ten, Şükufe Nihal’den, Mehmet Rauf’tan, Vala Nurettin’den, Falih Rıfkı’dan, Yakup Kadri’den…. Hatıralar. Cumhuriyetin ilk edebiyat öğretmenlerinden. Öğretmenlik, evlilik hayatı… Öğretmeye ve öğretmenliğe dair pek çok ipucu, akla kapı açacak tecrübeler… Kitabın tam adı gibi koca bir devrin hoş ve güzel bir hatıratı.
Spastik özürlü olarak 1932 yılında 23 çocuklu bir duvar ustasının çocuğu olarak İrlanda’da dünyaya gelen; boynu sarkık, elleri ve ayakları işlemeyen, konuşamayan Christy’nin hayat öyküsü. Ebeveynlerinin, özellikle annesinin insanüstü gayret ve fedakârlıkları ile hayata tutunan, intiharların eşiğinden dönen, sol ayak parmakları ile yazmayı ve resim yapmayı öğrenen ve bir süre sonra İrlanda edebiyatının dev isimlerinden biri olan Christy Brown’ın yaşam öyküsü. Konu güzel olmakla beraber gerek yazarın edebi yönü gerekse çevirinin çok hoş olmaması zaman zaman akıcılıkta sorunlar oluşturuyor. Beyaz Zambaklar Ülkesi gibi, adı ve ünü kendinden büyük bir eser. Halimize şükretmek adına belki güzel ama içerisinde bölüm bölüm sakıncalı sayılabilecek kısımlar da yok değil. MEB’in 100 temel eseri arasında da bulunan ve boş bir zamanınızda tahminen üç saatte hızlıca okuyabileceğiniz bir kitap.
Midhat Cemal’in 1924 yılı sonlarına doğru, Safahat’ın altıncı kitabı olan Asım’ın çıkışı şerefine, Mısır Apartmanı’ndaki dairesinde bir davet verir. Davette, Cenab Şahabeddin, Abdülhak Hamid, Süleyman Nazif, Mehmet Akif, Sami Paşazade Sezai ve tabii ki ev sahibi Midhat Cemal hazır bulunur. Bir biyografi üstadı olan Ayvazoğlu da, bu fotoğraftaki 6 ünlü edebiyat adamının hayatından hareketle 1920’lilerin Türkiye’sinin genel panoramasını çok hoş bir dille aktarır. O yıllardaki genel yaşam, üniversite ortamları, yazar ve şairlerin hayatları gibi onlarca ilgi çekici konu kitapta kendine yer bulmuş. Edebiyat derslerinde muhakkak okutulmalı. Ama siz siz olun, bir an önce bu eseri edinerek uzun hikâyeyi okumaya koyulun.