Toplam yorum: 3.285.288
Bu ayki yorum: 6.814

E-Dergi

Şural Tarafından Yapılan Yorumlar

08.08.2008

Zaman Kaybolmaz-İlber Ortaylı Kitabı, İş Bankası Yayınlarının Nehir Söyleşi serisinin 19. kitabı. Adından anlaşılacağı üzere, bir biyografi kitabı. Emsallerinden farkı, soru-cevap şeklinde gerçekleştirilmiş olması.624 sayfalık eser, hem bu özelliği hem de iyi kurgulanmış yapısı ile okuyucuyu sıkmak bir yana, bir solukta okunuyor. Prof. Ortaylı, 2000 yılından itibaren popülerliğinin zirvesine yerleşti ve ard arda da kitaplar çıkardı.(Gerçi bunların çoğu kendisinin makale ve konuşmalarından derleme) Allah vergisi müthiş bir zekâ ve hatırlama gücü de tarihçi kimliğini doyumsuzlaştırıyor. Zaman Kaybolmaz’da Ortaylı’nın ta lise hayatından başlayan inanılmaz azmini, kararlılığını, bilim için fedakârlıklarını buluyorsunuz. Bunun yanında modern bir evliya çelebi olan Ortaylı ile tüm coğrafyayı, üzerindeki tarihi olaylar eşliğinde geziyorsunuz. Zaman kaybolmazı zaman geçirmeden okuyun.
08.08.2008

“İşittiklerim, gördüklerim, bildiklerim” eseri kadar sürükleyici değil belki ama yine de muhakkak okunması gereken bir eser. Sürükleyiciliğini sürdürememesinin tek sebebi ise kişilerin isim ve soyağaçlarını sıkıcı boyutta ısrarla vermesi. 30 ila 50. sayfalar arasındaki 20 sayfayı çıkarırsanız-özellikle-, yine tadına doyum olmayan müthiş bir Ayaşlı klasiği. Akıcı ve çok hoş bir üslup ile kaleme alınmış. Sokak sokak, karış karış Rumeli’de dolaşıyorsunuz Ayaşlı rehberliğinde. Osmanlı’nın son yıllarını, ilk otomobilin, ilk feribotun hikâyelerini okuyorsunuz. İttihatçılara, Selanik dönmelerine dair bilgiler de kitap içerisinde kendine yer bulmuş. Sivri dilinden ise Nazım Hikmet, Adnan Menderes’in İstanbul’u imar(!) çalışmaları, Halide Edip nasiplerini alıyor. Özellikle Nazım Hikmet hakkında zehir zemberek sözleri var. İttihat ve Terakkicilerin de her yerde okuduğumuz hainliklerinin yanı sıra insanı çileden çıkaran, kahreden uygulamaları da eserin içinde hüzünle size bakıyor. Ve çok kullandığı “Geçelim…” ile o kadar çok paragraf bitiriyor ki(yani bitirmiyor ki), eğer bir anlık da olsa İstanbul hanımefendiliğini bir kenara koymuş olsa, daha ne hainlikler, ne hazin öyküler okumuş olacaktık. Muhakkak okunması gereken bir eser.
08.08.2008

Bir başka Selanikli Münevver Ayaşlı’nın eserinden hemen sonra başladım Cahit Uçuk’un kitabına. “Kadın Yazar” ve “Cahit” eşleşmesi sizde elbette ilk planda bir zihin karışıklığına sebep olacaktır. Olay şundan ibaret: Yazarın ailesi tam bir Hüseyin Cahit Yalçın hayranı. Oğlumuz olursa adını Cahit, kızımız olursa Cahide koyalım diyorlar. Kızları oluyor ve adını Cahide koyuyorlar. Ama gel zaman git zaman ismi Cahit oluyor ve öyle de kalıyor. Kitapla ilgili başka enteresan bir not da, yazar bu eserini 94 yaşında bastırıyor. Ayaşlı 81 yaşında eserini kaleme alıyor. Yani şairin dediği gibi yaşlanmak elimizde değil ama ihtiyarlamak elimizde. Çalkantılı bir hayat, 3 evlilik, 2 kez çocuk düşürme ve asla çocuk sahibi olamama. Biraz da Ayşe Kulin’in Adı Aylin’indeki Aylin Ramodisli’nin hayatına benzer bir yaşamdan kesitler. Bazı noktalarda önyargılı davrandığı ve baktığı da oluyor. Kitap 1900’lü yılların ilk yıllarından itibaren Babıâli dünyasını, Modayı, Şişliyi, Antalya’yı, Ankara’yı, yaşam tarzları, insanları size tanıtıyor, kesitler sunuyor. Bazı zamanlarda yine Ayaşlı gibi ailelerin isimlerine, şecerelerine fazla eğilip sıksa da, çok akıcı ve güzel bir dile sahip. 1930’lu yılların aranan yazarı, her eseri dergilerce kapışılan edebiyat kadını, girdiği her ortamda insanların kendisine gıpta ile baktığı Cahit Uçuk’un hayatından öğrenilecek çok şey var.
08.08.2008

Harun Açba, büyük halası Leyla Açba’nın harem hatıralarını Murat Bardakçı, Ayşe Osmanoğlu(II. Abdülhamit’in kızı) ve Yılmaz Öztuna’nın eserlerinden de istifade ederek kitap haline getirmiş. Leyla Açba, son padişah Vahideddin Efendi’nin ilk eşi Nazikeda Hanımefendi’nin ki kendisi son Osmanlı baş kadın efendisi olur, beşinci nedimesi olarak sarayda uzun yıllar geçirir. 1898–1931 seneleri arasında yaşayan Çerkez prensesi, II. Abdülhamit devrinden Osmanlı hanedanının ülkeyi terke zorlandıkları 1924 yılına kadar geçen süreçteki yaşamları, yaşantıları, Cuma selamlıklarını, saraylardaki ramazanları, padişah, şehzade ve eşlerinin hayatlarını akıcı bir dille aktarıyor. Hüzünlü bir yıkılışın, 600 senelik dev çınar ağacının nasıl baltalandığını, yıkıldığını ve dallarının, yapraklarının nasıl pervasızca, acımasızca, hayâsızlıkla yağmalandığını okuyorsunuz. İttihat ve Terakki’nin hainliğini, zamanın Ankara hükümetinin Osmanlı hanedanına bakışını net olarak görüyorsunuz. Münevver Ayaşlı’nın Rumeli ve Muhteşem İstanbul’undaki gibi bazı yerlerde isimlere ve silsilelere fazla boğmuş. Ama her haliyle bir çırpıda okunacak, fotoğraflarla zenginleştirilmiş 200 sahifelik nefis bir eser.