Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

nuraytakazdrms Tarafından Yapılan Yorumlar

21.05.2025

Yazarın detaycılığı bu kitapta adeta zirveye çıkıyor. Özellikle sanal kullanıcı adları ve karakterlerin bolca iç dünyasına dönük düşünceleri arasında olayları takip etmek zorlaşıyor. Birçok karakterin içinde debenenip durdum. Kim hangisiydi diyerek sürekli geriye döndüm. Notlar aldım. Üstüne bir de sanal karakterler eklenince işin içinden çıkamaz bir hale geldim. Hem bir polisiye roman hem de dijital çağın psikolojik gerilimi olarak okunabilecek iddialı bir eser ancak çok ama çok uzun. Yarım bırakmayı düşündüm fakat okuduğum sayfalara ve harcadığım zamana acıyıp büyük bir sabırla devam ettim. Okuduğuma değdi mi? Eh işte. Çevrim içi kimlikler, online taciz, troll hesaplar, takma adlar, dijital manipülasyonlar ve intikam duygusuyla dolu bir siber dünya içinde bulunmaktan pek hoşlanmadım.
16.05.2025

Bu roman, yazarın diğer kitaplarından biraz farklı. Çünkü hem olaylar hem karakterler gerçek hayattan esinlenilmiş. Carter, birebir seri katillerle yaptığı görüşmeleri temel alarak yazmış bu hikâyeyi. Bu kez sadece bir cinayetin peşinden gitmiyoruz, bir katilin ruhuna da dalıyoruz. Onun düşüncelerine, duygularına dokunuyoruz. Chris Carter’ın sadece yazar değil, aynı zamanda suçlu davranışları üzerine eğitim almış. Seri katiller, askeri ya da profesyonel katiller üzerine çalışmalar yapmış; davranışlarını, düşüncelerini analiz etmiş. Katillerin uzun bir süre başkalarına zarar vermenin hayalini kurduklarını, bazılarının çocukken, bazılarının çok genç yaşta bu fantezileri kurmaya başladıklarını belirtmiş. Şiddet eğilimi olan insanların, şiddet eğilimi olan filmleri izlediklerini, şiddet içerikli kitaplar okuduklarını ve internetten şiddet içerikli yayınları izlemekten keyif aldıklarından bahsetmiş.
14.05.2025

Kitapta, cinayet masasının şimdiye kadar karşılaştığı en hasta, en sadist ve en psikopat katilden söz ediliyor. Bu katil, kurbanlarını kimsenin hayal bile edemeyeceği yöntemlerle öldürüyor... Yazar, bu sahnelerde hem vahşetin boyutunu hem de kendi hayal gücünün sınırlarını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Ayrıca kitap sayesinde, tarantula şahini adlı ürkütücü bir canlıdan ilk kez haberdar oldum. Meğer en çok Amerika Birleşik Devletleri’nde görülüyormuş; neyse ki ülkemizde yaşamıyor. Kitap, bir seri katilin izini sürerken aynı zamanda çocukların internette karşılaştığı tehlikeli tuzaklara nasıl sürüklendiğini, reality şovların kitleleri nasıl yönlendirdiğini ve psikopat zihinlerin nasıl çalıştığını etkileyici bir biçimde ele alıyor.
12.05.2025

İlk sayfalarda epey zorlandım. O kadar çok betimleme vardı ki, bir ara kitabı yarım bırakmayı bile düşündüm. Ovalar, vadiler, gökyüzü, orman, deniz… Ama sonra dedim ki “Hadi bir sayfa daha, belki açılır.” Açıldı da. Okudukça hikâye asıl korkunç yüzünü göstermeye başladı. Özellikle kanlı sahneler o kadar detaylı anlatılmış ki, zaman zaman gözümü kitaptan ayırmak zorunda kaldım. Yazar bizi, denizlerle çevrili, sarp vadilerle dolu, eski maden ocaklarının bulunduğu, evlerin çürümeye yüz tuttuğu bir yere götürüyor. Üstelik bizi sadece ıssız arazilere değil, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerine de götürüyor: yamyamlık! Evet, yanlış okumadınız. Beyinlerin yendiği, iliklerin emildiği sahneler var kitapta. İnsan kafatasının üst kısmını kâse olarak kullanmaları falan. Midem sağlam sanırdım, ama bazı bölümlerde ciddi ciddi rahatsız oldum. Mide hassasiyeti olanlar, bu kitaba başlamadan önce iki kez düşünsün.
09.05.2025

Bazen bir kitap alırsın eline, başlarsın okumaya… İlk sayfalar sürükleyici, olaylar şelale gibi akar, merak tavan, diyorsun ki: “Tamam, bu kitap tam bana göre.” Sonra olaylar gelişiyor ama… bir gariplik var. Her şey fazla pürüzsüz ilerliyor, karakterler her sorunu kolayca çözüyor. Gerçeğe uygunluk? Onu hiç sormayın. Tesadüfler desen, maşallah üst üste domino taşı gibi dizilmiş. Sanki yazar “ Mantığı rafa kaldıralım, gizeme tam gaz!” demiş. İşte Diana Wilkinson’un 2A Numaralı Koltuktaki Kız tam da böyle bir kitap. Okuyorsun, evet, bir şekilde bırakmak istemiyorsun ama içinden de sürekli “Yok artık, bu kadarı da fazla!” demekten kendini alamıyorsun...Ama işte, ne yalan söyleyeyim, okurken eğlendim. Çünkü merak ettiriyor, sürüklüyor; tıpkı bol kalorili reddedemediğin bir tatlı gibi...Sonuç mu? Eğer mantık aramıyorsan, biraz entrika, bolca tesadüf, bir tutam gizem içeren hikayesiyle kafanı dağıtmak istiyorsan, bu kitap tam sana göre. Bence okuyun...