Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

17.04.2019

Eseri eleştirel basım için hazırlayan Sevengül Sönmez’in giriş yazısından anlaşılacağı üzere Göl İnsanları’nın da içerisinde yer aldığı ilk dört hikaye Tan gazetesinde 10 Mart - 25 Nisan 1941 tarihleri arasında tefrika ediliyor.

O sıralar Kemal Tahir Çankırı Hapishanesi’nde yatmakta ve tefrika haberini alan Nazım Hikmet ona şu satırları yazmaktadır:

“ Senin Göl İnsanları, Tan gazetesinde tefrika edilecek. Çok sevindim. Ama nasıl sevindim bilemezsin. Bugün Piraye ile beraberdik, gazetede senin Göl İnsanları için yapılan reklamı okurken dünyaya bir çocuğumuz gelmiş gibi mağrur ve bahtiyardık. “

Ve kitap olarak basımı tefrikadan yıllar sonra yapılan Göl İnsanları günümüze kadar geliyor.

Özellikle ilk dört hikayede kadın-erkek ilişkilerini, köylülerin hayata bakışlarını ve onların yaşamlarını konu ediniyor Kemal Tahir.
Diğer dört hikayede ise olayları biraz daha kara mizah açısından ele alıyor.

Zevkle okuyacaksınız.
13.04.2019

1953 Ağustos’unda başlayıp 1955 Ağustos’unda sonlandıracağı bir gezi, röportaj ve gözlem eseri okuyacaksınız.

Diyarbakır ile başladığı seyahatini Van, Antalya, Isparta, Aydın, Urfa, Antep, Kayseri ve Yozgat ile sürdürüyor. Anadolu’nun hangi sorunları yaşadığına birinci elden tanıklık ediyorsunuz her satırında.

Yeri geliyor bir gazeteci olarak tanıtıyor kendini Yaşar Kemal, yeri geliyor bir köylü. Ama samimiyetinde en ufak bir azalma hissetmiyorsunuz.

‘Böyle de mi bir şey varmış’ cümlesini fazlasıyla kullanacaksınız okurken.

Özellikle Diyarbakır ve Van illerindeki ‘şeyh’ dediğimiz Dinci kitleyi öyle güzel anlatıyor ki... Sonrasında Antalya, Isparta, Aydın ve İzmir’deki ‘orman yangınlarına’ değinip bir büyük soruna parmak basmaya da çalışıyor.

Ve devamında Urfa, Antep, Kayseri güzelliklerini okuyorsunuz.

Yaşar Kemal ‘masa başında’ yazan bir adam olmadığını Bu Diyar Baştanbaşa serisi ile gösteriyor bizlere. Okuyunuz.
07.04.2019

1925 tarihli Canan, Peyami Safa’nın çıraklık ürünlerinden desek haksızlık etmeyiz galiba.

Şöyle de bir durum var: Peyami Safa olgunlaşma sürecini ‘çok hızlı bir şekilde’ atlatmış bir romancımız olarak edebiyatımıza ismini kazımış yetkin yazarların başında gelmekte.

Nedense Peyami Safa’yı, Stefan Zweig’ın Anadolu topraklarındaki temsilcisi olarak görme eğilimi vardır bende. Özellikle yarattığı karakterler ve o karakterlerin psikolojik tahlilleri sizleri apayrı dünyalara taşır.

Yine konu bazında bakacak olursak. Aynen Saramago’da olduğu gibi aslında basit gibi görünen bir konuyu öyle güzel betimleyip sizlere sunuyor ki ortaya muazzam bir eser çıkıyor.

Eserin başlangıcında iki kadın ve bir erkek vardır. Canan, Bedia ve Lami. Devamında Tek bir kadın Canan ve çevresinde çokça erkek.

Sevgi, hırs, maneviyat ve maddiyat arasında filizlenen bir güzel Peyami Safa eseri daha okuyacaksınız. Buyurun.
03.04.2019

İncelemeyi Tok bir karınla yapıyor olmak ayrı bir azap benim açımdan. Yazarın bahsedeceği hayat ‘açlıkla boğuşanların’ sadece biri.

Eserini 1888’de yazmaya başlıyor ve eser ilk olarak bir dergide tefrika olarak yayımlanıyor. Tamamlanmış ve yine yazar adı yer almadan 1890’da yayımlanıyor.

Bakınız eserin çevirmeni Behçet Necatigil nasıl ifade ediyor eserin oluşma sürecini ve ilk cümlelerini :

Açlık sayıklamaları, belleğini bir zamanlar nasıl bastırmışsa, yine öylesine güçlü kuşatıyordu işte. Elinde bir kurşun kalemi, bir kağıt parçası ile şu satırları yazdı:

“ Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir Kristiania’da aç acına sürttüğüm günlerdeydi... “

Suç ve Ceza vardı Açlık eseri öncesinde. Etkileri daha ‘romantik’ şekilde görülmekte. Ve Açlık sonrası Martin Eden yazıldı. Orada da Açlık’ın izleri mevcut.

Açlıkla boğuşurken yazma aşkıyla da yanan bir adam var eserimizde. Onun elinde birkaç kuruş ve bir kurşun kalemle verdiği mücadeleyi okuyacaksınız.
30.03.2019

Kelime israfına engel olmak adına ana hatlarıyla ve okumak isteyenlere özet niteliğinde bir inceleme yapacağım dostlar.

Jurnal kelimesi önceleri ‘dergi, gazete, rapor’ gibi anlamlarda kullanılırken sonrasında ‘ihbar etme’ anlamına evrildi biliyorsunuz.

Jurnal’in ilk cildi olan bu eserde 1955-1965 yıllarına tanıklık edeceksiniz.

Cemil Meriç’in düşünce dünyasını etkileyen kişi ve eserlere, mücadele ile geçen hayat hikayesine, anılarına, dostluklarına, hüzün ve sevinçlerine şahit olacaksınız. Tüm samimiyeti ve dobra haliyle dile getirecek bunları.

Belki de Cemil Meriç’in ‘en ağır’ eseri. Onun engin düşün dünyasını okurken karşılaştığınız kelimeler, kavramlar, yazarlar hep bir sözlük ihtiyacını hissettirecek sizlere.

Balzac’dan Dostoyevski’ye, Hugo’dan Zola’ya, Sartre’den Freud’a, İbn-i Haldun’dan Bergson’a, Nazım’dan Necip Fazıl’a daha nice yazar, psikolog, filozof karşılayacak sizleri burada.

Böyle bir mütefekkiri Öz Türkçeden okumak ne büyük bir şans. Buyurun.