Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899
E-Dergi
karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar
Balzac’ın kült eserlerini okudunuz. Şimdi elinizde o kısacık romanı Sarrasine.
Onun Dünya edebiyatına 2000 üzerinde karakter bıraktığı söylenir biliyorsunuz. Ve bu devasa sayıyı nasıl elde ettiğine bu 40 sayfalık eserinde dahi şahit oluyorsunuz.
Heykeltıraş olan Sarrasine’ın bir aşkın girdabına düştükten sonra yaşadığı duyguları, şahit olduğu olayları okurken eserim son sayfalarında bir sürprizle karşılaşacaksınız.
Adını çokça duyup neredeyse her kitapseverin okumuş olduğu Coelho’nun kült eseridir, Simyacı.
Kişisel Menkıbe kavramını çokça göreceksiniz eserde. Sahip olunan güzelliklerin manevi yönünü ifade ediyor diyeyim fazla tat kaçırmamak adına.
Endülüslü çoban Santiago’nun memleketinden Mısır’a, piramitlere, uzanan yolculuğunu ve bu yolculuk esnasında karşılaştığı olayları, insanları ve güzellikleri okuyacaksınız.
Uzatmadan sonlandırayım. Can Yayınları’nın 25. Yıl Özel Baskısı da ayrı bir takdiri hak ediyor bence. Buyurun.
Birçoğunuz eserin isminde ‘Neruda’ adının saklı olmasından kaynaklı okudu belki de bu kitabı. Haklısınız, haklıyız belki de.
Bazı eserler var bitirdiğinizde güzel bir tat bırakıyor sizlerde. Neruda’nın Postacısı bende o hissi bırakan güzel eserlerden naçizane.
Özel bir övgüyü veya ilgiyi hakettiğini düşünmüyorum maalesef. Çünkü eserde Neruda ismini duyduğunuz cümleler sizleri koşa koşa çekerken o cümlelerin içerisinden Neruda uzaklaştığında eserden de o denli uzak kalıyorsunuz sanki.
Konuya kısaca değinerek bitirelim. Şili kıyılarındaki Isla Negla adlı küçük kasabada ‘Postacı Aranıyor’ ilanını gören Mario Jimenez işe kabul edilir. Görevi kasabada tek bir kişiye mektup ve telgraf ulaştırmaktır. Evet o kişi büyük şair Neruda’dır.
Konu zaten insanda güzel bir his uyandırıyor. O yüzden daha fazla uzatmadan buyurun okuyun derim dostlar.
Zweig ve Peyami Safa benzetmesi yapmak onu yüceltir mi bilemiyorum. Ama bu denli etkili tahliller yapan 3-4 sanatkar tanıyoruz bence ülkemizde ve Dünya’da.
Eseri zaten çokça duydunuz. Benim üzüntüm otobiyografik izler taşıyan bu romanı, Peyami Safa’nın hayatına dair bir bilgim olmadan okumuş olmam. Biliyorsunuz o satırlar akarken ‘yaşadığını nasıl da etkileyici’ anlatmış diyebilmek değerlidir.
Ayağındaki problem için hastane kapılarını aşındıran genç kahramanımızın acı ve ıstıraplarına şahit olurken bir yandan da hastane koridorlarının o kokusu sizleri büyüleyecek.
Umut ve umutsuzluk, sevinç ve felaket... Sizleri karşılıyor olacak sayfalar dolusu.
Walter Benjamin, Adorno ve Habermas ile Frankfurt Okulu diye bildiğimiz dahilerin yer aldığı grubun önde gelen isimlerinden.
Denemeci, eleştirmen, araştırmacı.
Farklı yayınevlerinde basımı yapılan birçok eseri mevcut. Sanıyorum Proust ve Bertolt Brecht’e değindiği bu kitap en özentisiz basılanı. Ne bir önsöz ne bir tanıtım ne bir arka kapak yazısı. Sanıyorum çeviren de neyi çevirdiğinin farkında değildi.
Bu eleştiriler dışında Benjamin’in Proust ve Brecht’e dair tespitlerini okuyacaksınız. Karalama bir defterin basımını okuyormuşsunuz hissini veriyor sizlere. Tam bir biyografi ve inceleme beklemeyin.
Benjamin’den bunu da okumalıyım diyorsanız buyurun.