Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

02.04.2021

İşte Benim Hayatım. Böyle diyor özünde Demir Özlü. Kendine dışarıdan bir gözle bakıyor. Otobiyografik belki de.

Ama sorarım sana,

Koşturmadın mı bir top peşinde hiç?

Şöyle pıt pıt atmadı mı kalbin 12-13 yaşında?

Ne bileyim yazmak istemedin mi birkaç satır sevgi cümlesi ya da okumadın mı hiç Orhan Veli ya da Özdemir Asaf?

Kavga etmedin mi arkadaş bir dava için?

Gezmedin mi şöyle Anadolu’yu bucak bucak? Ya da gezmek istemedin mi hiç?

Velhasıl burada Senin Hayatın var dost.
Gel oku şunu.
02.04.2021

Nereden başlayabilirim? Tanışmak istediğimiz yazarlar öncesi sorduğumuz bir soru sanırım bu. Emile Zola için de buradan giriş yapabilirsiniz.

Onun üslubunu ve eser içeriklerini tam anlamıyla yansıtamıyor olsa da ‘Kim Nasıl Ölüyor’ doğru bir başlangıç olabilir.

Yanılmıyorsam Can Yayınları’nın Kısa Klasik serisindeki Nasıl Ölünür ile aynı eser.

Beş aile ve beş ölüm. Farklı tabakalardaki beş aile onlar. Burjuvası da var köylüsü de. Aristokratı da var esnafı da.

Bu defa emekten ziyade ‘ölüm döşeği’ ve sonrasında yaşananlara buyur edecek Emile Zola. Birkaç bardak çay içimi. Buyurun.
28.03.2021

Elinizde Tarık Tufan’ın son eseri. Biliyorsunuz nahif, iyi gelen bir yanı var onun.

Her eserinde evrensel olana seslenemese de bunu ‘duygu yoğunluklarıyla’ yapmaya çalışıyor aslında bir yandan.

Ufacık dünyalarında ‘aynı veya benzer olanları’ yaşayan kişilerle oluşturmuş bu defa eserini.

Hakan. 40 yaşında ve 16 yıldır ‘aynı’ işine devam ediyor. Sürekli kendi söylediği gibi:

“... benliğimle ilgili kavgalarım ve yakamı bırakmayan bir geçmişim var.”(s.9)

Yıldız. Eşi. Huzursuzluğu mutsuz olma sebebi belki de. Hakan gibi geçmişte bıraktığını düşündükleri, her an ‘yüzleşmek istiyorum’ diyecektir.

Ve bir kadın, Sonay. Bir erkek, Yalçın.

Bilindik bir hikaye mi evet; ama yine etkili mi elbette. Buyurun.

Unutmadan. Eserini ve eserinde konu edindiği ‘kaybolmak, yitmek’ kavramlarını yorumladığı videoları mevcut.

Ben yazar tarafından yönlendirilmekten hoşlanmıyor olsam da ilginizi çekebilir.
24.03.2021

Derinlik Psikolojisinin üç yapı taşı var biliyorsunuz:

Psikanalizi temsil eden #y:1568,
Psikanalitiği temsil eden #y:3976,
Bireysel Psikolojiyi temsil eden Alfred Adler.

Eğer çıkış-varış noktamız psikoloji ise onlara uğramadan başarılı olma şansımız yok.

Freud’a göre biraz daha genç olsalar da 60 yılın üstünde dünyada birlikte bulunmuş üç büyük isimden bahsediyorum. (Adler, Freud’un öğrencilerinden bu arada.)

Bunların arasında eserlerinin bizler için daha anlaşılabilir olduğunu düşündüğüm Adler’in temel kitaplarından biri var elinizde.

İlk bölümde adını koyduğu Bireysel Psikolojinin temel ilkeleri ile giriş yapıyor eserine.

Ve bunları tek tek örneklendiriyor anlaşılabilir kılmak adına belki de.

İlerleyen bölümlerde onun felsefesinin temeline koyduğu Aşağılık Kompleksi, Sağduyu, Sosyal Uyum ve Bedensel Özür gibi başlıklar aracılığıyla yaşama dair sorunları dile getirip bu sorunlara çözümler aradığını görüyorsunuz.

Adler’e başlamak adına uygun bir kitap naçizane önerim.
23.03.2021

Birey yerini topluma bırakır bir dönem sonra edebiyatta. 1946 tarihli Miskinler Tekkesi, Reşat Nuri’nin son dönem toplumcu romanlarından.

İsimsiz anlatıcı ile ‘ben’ üzerinden sunuyor eserini Güntekin.

II. Mahmut Dönemi gözde kazaskerlerinden Şemsettin Molla’nın torunu kendisi.

Eserde de sürekli gönderme yaptığı ve sonraki yaşamını etkileyeceği ‘dilencilik’ oyunu onun kaderi ve aynı zamanda kederi olacaktır.

Bir veya birden fazla karakter. Tembellik, uyuşukluk, cüzzamlı olma hali, dilencilik ve dervişlik. Birçok özelliği barındıracak karakterler. Hayır, bir ‘oblomov’ yok burada.

Peki ya miskin? İlk anlamı size kalsın.
İkinci anlamı nedir?

“... varlık duygusundan sıyrılan, varlığı yokluğa çeviren, kendisinde hiçbir varlık görmeyen kişi.”

Böyle bir havada, böyle bir anlatıcıyla okuyacağız aslında eseri.

Bir de İsmail olacak mesela. Gururlu. Sadakayla büyüyen gururlu İsmail.

Anlatıcıyı ya da okuyucuyu mutlu edecek midir sizce? Buyurun.