Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

04.02.2021

“Kır ayağımı ki öldürmeye gitmek için bir daha asla onları kullanamayayım.”(s.17)

Uyuyan Adam’ı okudunuz zaten. Ne çok yorulup şaşırdık o satırlarda.

Farklı bir kalem Perec. Sadelik gibi görünen yazdıklarında muzipliğin, dil oyunlarının, okuru alt edişin sırlarını barındırıyor.

Arka kapakta da yer aldığı üzere ‘konu dışı öykücükler, mevzudan sapan hoşluklar’ aracılığıyla ‘anlamsızlığa’ gönderme yapar gibi Perec aslında.

Savaşın anlamsızlığını, yazın’ın anlamsız geçişleriyle anlatacak bizlere.

Kefil olamam. Deneyimleyemek zorundasınız.
04.02.2021

Kaleme aldıklarının tamamını okumak büyük zaman alacaktır galiba. Eserleri artık ‘yüzlerle’ büyük polisiye yazarının.

Basit gibi görünen; ama içerisine girip sayfalar aktıkça etkileyici kurgusuyla okuyucusunu bir şekilde kendine bağlayan eserlerin yazarı Agatha.

Uyuyan Ölüm. Onun son Miss Marple romanı.

Gwenda ve Giles çiftinin Londra’da aldıkları ev, geçmişten gelen ‘uyuyan bir ölümü’ çağıracaktır aslında.

Eserin ilk sayfalarında Gwenda’nın sıkıntılı ruh haliyle bağdaştıracağınız olaylar, sonraki sayfalarda yerini bambaşka bir hikayeye bırakacaktır.

Yine akıcı, yine bir şekilde ilgi uyandıran Agatha Christie eseri var elinizde. Buyurun.
04.02.2021

“Ne olduğumu unuttum, bilmiyorum artık;
Ama neysem, yokluk bana anlamayı öğretiyor:
Ayazın alt ettiği bir adamım.” (s.29)

Böyle diyordu Sur Prensi Pericles.

Eserin Shakespeare kalemine ait olup olmadığına dair şüphelere girmeyeceğim. Bunu anlayabilmek için ‘büyük okuma ve araştırmalar’ yapmalı sanırım.

Çevirmeni Hamdi Koç söylemiyle;

“Pericles, Shakespeare’in en güzel ya da en büyük oyunlarından biri değildir elbette, ama en tatlı oyunudur.”

Belki de.

Burada hatalar zinciri okuyacaksınız. Ve ilk halka ‘şehvet’ olacak. Günahlar silsilesine kapı aralanacak; fakat bunlar ‘ufak’ kalacak hep.

Antakya, Sur, Tarsus, Midilli derken şehir şehir gezdirecek bir Shakespeare’da olacak satırlarda.

Önceki eserleriyle bir karşılaştırma yapmazsanız beğeneceğinizi düşünüyorum.
01.02.2021

“Don Kişot, bir uygarlığın gençliğini temsil eder: Kendine olaylar icat ediyordu — bizse üzerimize gelen olayların elinden nasıl kurtulacağımızı bilemiyoruz.”

Cioran, böyle yazıyordu ‘biz ve Don Quijote’ için.

Böyledir La Mancha’lı Şövalye. Kendine olaylar icat eder. Olmayandır bunlar. Belki de olmaması gereken. Fakat yine de o icat ettiklerine inanıp onların mücadelesini verir. Vermek zorundadır.

Okuduklarını gerçekleştirmek değildi galiba amacı. Ne diyordu son satırlarda:

“... çünkü benim tek isteğim, şövalye kitaplarının uydurma, saçma öykülerini, insanların gözünden düşürmekti; benim gerçek Don Quijote’min öyküleri sayesinde tökezlemeye başladılar bile...”

Ve bunun için ona Sancho Panza ile Rosinante’si kafiydi galiba. Ve tabi unutmadan Dulcinea’da.

Kim anmamıştır ki onu başka? Mesela
Foucault söylemiyle:

“Onda büyük bir iyilik saklıdır; ama bu iyilik kendini büyük görmekle birlikte yer almaktadır.”
16.01.2021

“Bay Golyadkin biraz silkindi, şapkasının, yakasının, paltosunun, atkısının, çizmelerinin üzerinde biriken karları temizledi, ama içini kaplayan garip duygudan, garip karanlık hüzünden bir türlü kurtulamadı.”(s.48)

Çok kez okuduk, okuyacağız onu. Erken dönem eserlerinden Öteki.

Dostoyevski öncesi dönemde yüksek sesle dile getirilmiş olmasa da sonrasında uzun uzun yazılar, incelemeler, eserler kaleme alınıyor ‘öteki’ başlığıyla.

Gerek ‘çoklu kişilik’ gerekse ‘parçalanmış bilincin’ dile getirilişi bu eser. Belki de kahramanımızın ‘yanılsaması’.

9. dereceden memur Golyadkin. Karlı bir Petersburg Kasım’ında yalnız yürüyor yollarda.

Ve bir ‘benzerine’ rastlıyor. Belki de rastladığını düşünüyor. Buna siz karar vereceksiniz. Ve bu ‘rastlaşma’ sonrası girişte yazmış olduğumuz tedirgin ruh hali baş gösteriyor kahramanımızda.

Eserin son satırına dek bu ruh halini okuyor, yaşıyoruz ‘hece hece’.

Var mı özleyeniniz Dostoyevski’yi?
Öte’lemeyin.