Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

14.01.2021

Esrar-ı Cinayat. Cinayetlerin Sırları.

Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edildikten sonra 1884 yılında yayımlanıyor.

İlk telif polisiye eserimiz olma özelliğini de beraberinde getiriyor.

Biliyorsunuz ‘polisiye’ eserlerin hepsi ölüm barındırmıyor. Burada kapıları bir ‘ölümle’ açıyoruz.

Bulunan genç bir kız cesedi ve sonrasında intihar süsü verilmiş bir erkek cesedi.

Polis dedektifi Osman Sabri ve Muharrir Efendi işbirliğiyle sayfalar arasında oradan oraya bir gezintiye çıkaracak bizleri Ahmet Mithat.

Yeri gelecek yargıya, yeri gelecek işlemeyen düzene uzanacak satırları.

Yine yeri gelecek ‘iş bilmez’ memura, yeri gelecek ‘yanlı hakimlere’ değinecek.

Muazzam bir polisiye midir, hayır. Ama Ahmet Mithat kaleminden çıkan eserleri bir bir okumak adına buraya da bir bakabilirsiniz bence.

Buyurun.
14.01.2021

1937 yılındaki tefrika sonrası 1946’da yayımlanıyor eseri. Kendi döneminde de çok ses getirmiyor aslında.

Romanı okuyan her insan ‘Kıskanmak’ ismini bırakırdı sanırım kapağına. Tam anlamıyla bu fiil denetiminde bir roman çünkü.

Eser giriş yazısında Enis Batur söylemiyle:

“Kıskanmak, gövdesi kadar gölgesiyle, kısacası gizilgücüyle de çarpan, akıntısına çeken bir roman.

İnsanın içinde onu bugün, yeniden, derinlemesine bir yazı alanı açarak yazma isteği, olmadı kamera başına geçme isteği uyandırıyor.”

40 yaşlarında bekar Seniha.
Abisi Halit, abisinin eşi 20’lik Mükerrem.

Nüzhet’i, Nuriye’si, Kalfa’sı ve Hayri’siyle ‘kıskançlık’ ekseninde bir roman.

Yine Enis Batur söylemiyle ‘negatif şahıslar galerisi’.

Nahid Sırrı için doğru bir başlangıç olacağını düşünüyorum. Buyurun.
14.01.2021

“Kentlerde kimseler birbirini tanımıyordu. O güne kadar tanımayı pek düşünmemişlerdi, ama artık önemliydi; tanınmayanlar, kuşkuyla süzülüyordu.

Bıyıktan, saçın taranış biçiminden, kısalığından ya da uzunluğundan, giyiniş özelliklerinden, bir düşmanlık, bir dostluk belirtisi çıkarılmaya çalışılıyordu.” (s.16)

1979. Ülkenin yüreğine ‘bukağı’ vurulmuştur. Bir şekilde ‘yalnız, sessiz, kimsesiz’ kalmıştır.

Böyle bir dönemde yayımlanıyor Yürekte Bukağı. Onların sesi olmak gayesi güdüyor mu bilmiyorum; ama bir şekilde dokunuyor olanlara. Olacaklara.

Ülkü Tamer, Turgut Uyar, Cemal Süreya ve diğerleri. Yayımlanan dergiler, gazeteler, telif eser ve çeviriler. Hepsine yetişiyor Tomris.

1980 Sait Faik Hikaye Armağanı’na da layık görülen eseri ‘bir noktanızdan’ yakalayacak elbette. Buyurun.
14.01.2021

“Çukurova yana yana ördolur
Her sineği bir alıcı kurdolur
Sen ölürsen yüreğime derdolur
Kalk kardeş gidelim sılaya doğru
anama doğru” (s.26)

Destansı romanları ve hikayelerini okudunuz Yaşar Kemal’in.

Doğup büyüdüğü Çukurova’sı, adım adım dolaştığı bir de Anadolu’su, İstanbul’u vardır onun. Ve bunları yazdığı eserleri.

Bu Diyar Baştan Başa serisinin üçüncüsü elinizde. Peri Bacaları başlığıyla.

Bizleri Çukurova, Harran Ovası, Göreme, Gökova Körfezi, Van Gölü ve İstanbul’a götürürken;

Kozanoğlu, Memet Barut, Hamus Baba, İbrahim Kaptan, Dalgıç Ahmet, Mekansız Osman ve daha birçoğuyla tanıştıracak Yaşar Kemal.

Yeri gelecek çoşkuyla, yeri gelecek dinginlikle.
Yeri gelecek eleştirecek, yeri gelecek çareler sunacak.

Öyle masa başından ‘dinleyip’ masa başından ‘çözüm önerileri’ sunmayacak.

Adanalının, Urfalının, Anteplinin, Nevşehirli’nin, Muğlalının, Vanlının, İstanbullunun yaşamına bizzat dokunacak.

Buyurun.
05.01.2021

Tuhaf bir kadın’la birlikte çevresinde gerçekleşenleri kaleme alıyor Leyla Erbil. Onunla ilk buluşmam bu eser. İçerisinde hem üslup hem şekil olarak farklı denemeler mevcut. Bir roman bir hikaye bir günlük bazen bu eser. İlerleyen sayfalarda Mustafa Suphi ve dostlarına da göndermeler de bulunup bir şekilde ‘hayat gibi’ sonlandırıyor eserini Erbil. Buyurun.