Toplam yorum: 3.285.372
Bu ayki yorum: 6.899

E-Dergi

karaademmm Tarafından Yapılan Yorumlar

22.04.2020

1829 tarihli 26 yaşında yayımlanan Hugo eseri. Bu yüzden erken dönem ürünlerinden diyebiliriz sanırım.

1831 tarihli Notre-Dame, 1866 tarihli Sefiller ve 1874 tarihli Doksan Üç henüz yayımlanmayı bekliyordur çünkü.

Aslında uzun uzun yazıp çizmek de istemiyorum. Birçok okur fazlasıyla yakın bu esere ve Hugo için ideal başlangıç kitaplarından.

İdam cezasının infazına ‘altı hafta’ kalan bir mahkum vardır sayfalar arasında. Ve biz bu infaz sürecini birinci tekil kişi ağzından okuruz.

Birçok kişinin de söylediği gibi kelime israfından uzak öyle etkileyici anlatmıştır ki Hugo bu süreci.

Şöyle seslenir mesela eserinin giriş yazısında:

“Ulu Tanrım! Size bütün bu adamların yaşanmasının bize ne zararının dokunacağını soruyorum. Fransa’da herkesin solumasına yetecek kadar hava yok mu?”

İdam cezasına ya da bir insanın canına kast edilmesine tavizsiz bir karşı çıkış vardır Hugo’nun yaklaşımında.
20.04.2020

Özel bir paragraf açtığı isim sayısı 11. Tabi bu isimlerle birlikte birçok olayı da anlatıyor.

İlginizi çekecek isimler olacağı gibi ilginizi tam anlamıyla çekmeyecek isimler olduğunu da düşünüyorum.

Refik Halid, Yahya Kemal, Abdülhak Hamit, Tevfik Fikret ve Halide Edib ilginizi daha fazla çekebileceğini düşündüğüm isimler.

Anlattığı her isimle güzel dostlukları ve anıları olmuş Yakup Kadri’nin.

Özellikle Refik Halid ve Abdülhak Hamit anlatıları muazzam bence.

Onların yazın dünyalarıyla birlikte özel yaşamlarına ve Milli Mücadele dönemlerine kadar birçok bilgi ve ayrıntı mevcut burada.

Eserlerini okuduğumuz yazar ve şairlerin hayatlarına dair ‘etkileyici’ ipuçlarını yakalamaktan hoşlanan okurlar için bulunmaz bir nimet bu eser.

Buyurun.
19.04.2020

Her eserin, yazarın bir zamanı olduğunu kabul edenlerden olsam dahi Engin Geçtan ile tanışmak için geç kaldığımı düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Galiba hızlı bir şekilde edinip okuyacağım onu artık.

Elinizdeki kitap ‘kişisel gelişim’ klişelerinden değil asla. Psikiyatri alanında ciddi manada değerli bir insanın ‘kaleminden, yüreğinden, anılarından’ damla damla akan bir eser.

‘Yabancılaşma’, ‘döngüsel ve çizgisel zaman’, ‘bütün ve parça’, ‘toplum ve birey’, ‘yapmak ve olmak’, ‘narsisizm’ gibi birçok kavram ve olguya değiniyor eserinde Geçtan.

Yormadan, iğnelemeden.

Ve bu anlatım kısmını kendisinin eserinin girişinde belirttiği üzere birçok ‘yazar, tarihçi ve toplum bilimciden’ alıntılar yaparak gerçekleştiriyor.

Anlatmaya çalıştığı kavramlar hakkında düşünüp fikir sahibi olurken yeni yazar ve eserlerle de tanışıyorsunuz.
18.04.2020

1996 yılında yürüyüşü esnasında bir aracın çarpması sonucu yaralanıyor Adalet Ağaoğlu ve uzun yıllar sürecek ‘mecburi’ ev hapsi başlıyor.

Tabi bu olay üzerine yazmayı ve hayata tutunmayı bırakmayıp onlarca eser kaleme alıyor.

Bu kazadan ve evde yatarak çalışma durumundan yola çıkarak şunları söylüyor:

“O dönemde içimde büyük bir düşme korkusu vardı. Onu mutlaka bir biçim altında anlatmak istiyordum. Düşmek sadece yere düşmekten ibaret değil. Bir de manevi yanı var.

Düşme Korkusu adı altında altı tane hikaye yazdım. Çünkü düşmenin çeşitli anlamları var.”

2018 yılında yayımlanan Ağaoğlu hikayeleri.
‘Düşmek’ mesajlı hikayeler bunlar.

Sizleri ilk karşılayacak hikaye olan ‘Yürüyüş’ de ne kadar da kendini anlatıyor:

Bir mizah yazarının yaşadığı kaza sonrası kaleminin etkisinin azalmasını konu edinirken.

Servetini kaybetme korkusu yaşayan bir zengin olduğu gibi bir çıkmaza düşen ‘orta sınıf’ memur da var bu hikayelerde.
18.04.2020

1983’de 26 yaşında yayımlıyor eserini Latife Tekin. Birçoğumuzun incelemesinde bahsetmiş olduğu Marquez, İhsan Oktay kıyaslama ve benzetmelerine girmeyeceğim.

‘Gerçek ve düş’ kavramlarının git gellerle konu edinildiği bir eser bu. İki bölümden oluşuyor ve ilk bölümde hissedeceğiniz o masalımsı anlatım ilerleyen sayfalarda yerini roman diline bırakıyor yer yer.

Koşar adım okuyacağınız bir kitap var elinizde. Eleştirmen Atilla Özkırımlı söylemiyle ‘birkaç romanlık bir malzemeyi içeriyor’ Sevgili Arsız Ölüm. Ve bu yoğun içerik hızlı geçişlerle bazen başınızı döndürüyor.

Huvat Aktaş’ın köyüne dönüşü sonrası Atiye ile evliliği ve evlatları Nuğber, Halit, Seyit, Dirmit ve Mahmut’un doğumlarıyla başlayan ve devam eden birçoğu olağanüstü olay konu ediniliyor.

Belki bir belki de beş yıl sonra -sindirebilmek için- tekrar okunmayı bekleyen bir eseriniz olacak kütüphanenizde. Buyurun.