Modern İran edebiyatının güçlü kalemi ve bir o kadar da karamsar yazarı. Huzursuz bir ruhun cümlelere dökülmüş sekiz öyküsü.
Aylak bir köpekle başlar her şey, köpek "pat" sahipsizdir artık. "Pat, sahipsiz nasıl yapabilir, Tanrısız nasıl yapabilirdi? Çünkü onun için sahibi Tanrı hükmündeydi" (s.11) bu hikayeyle sokakta kalan bir köpeğin ruh halini duyumsayacaksınız.
Kerec Don Juanı öyküsü ile bir acayip karşılaşmaya tanık olacak, Don Juan'ın, Hasan'ın sevgilisi ile yan yana otobüste gidişini okuyacaksınız.
Çıkmaz'da; bir evladın ölümünün, babasıyla aynı olabileceğini ve buna tanık olan eski bir dosta üzülecek; Katya ile bir aşk hikayesi yaşayacak; Taht-ı Ebu Nasr'da kadim zamanlardan gelen bir mumyanın aşkının, küle dönüşünü izleyeceksiniz.
"Dünyada sadece başkalarının bedbahtlıklarından ve avareliğinden mutluluk duyan kötü niyetli insanlar bolca bulunur" (s.75) derken yazar, belki de Tecelli hikayesinde kendi çevrenizden örnekler bulacaksınız.
Lakin şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki; Karanlık Oda beni en çok etkileyen hikaye idi, sanırım bunda da hikayenin konusuyla birlikte şu cümle etkili oldu: " Kış uykusuna yatan hayvanlar gibi bir deliğe girmek, kendi karanlığıma dalıp kendimde demlenmek istiyordum. İnsanın içindeki latif ve gizli olan şey, hayat mücadelesi, gürültüsü ve aydınlığında boğulup ölüyor."(s.85)
Son olarak Vatanperver hikayesiyle bir politikacının ihtirasına kurban giden ve korkularının kurbanı olan Seyit Nasrullah Veli'nin ölümüne tanık olacaksınız.
Az biraz karamsar öyküler seviyorsanız, Sadık Hidayet size hitap edecektir. 112 sayfalık 8 öykülük bu kitabı bir çırpıda okuyacağınızdan şüphem yok.