Toplam yorum: 3.285.374
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

harunaydem Tarafından Yapılan Yorumlar

04.10.2006

Papa-Mafya-Ağca"nın not defteri, hazırlık çalışmaları. Türkiye sınırları içinde sağlanan belge ve bilgiler. Papa- Mafya-Ağca'da Uğur Mumcu artık Türkiye dışına da açılıyor. Bizzat yerinde gidip görerek, görüşerek; Roma'da Ağca ile, savcılarla, yargıçlarla... Roma mahkemesindeki duruşmaları izleyerek, İtalyan televizyonlarında, konuyla ilgili programlara katılarak. Ama "Ağca Dosyası" da bütün bu çalışmaların bir "not defteri". Papa-Mafya-Ağca'nın "ana rahmi
04.10.2006

Gazetecinin ve tarihçinin işlevleri ayrıdır. Gazeteciler, tarih yazmazlar; tarihçilerin yararlanacağı kaynakları bulmaya ve sunmaya çalışırlar.

Tarihçinin görevi başkadır. Tarihçi, tarih yazarken, anılardan ve belgelerden yararlanır. 40'lı yıllarla ilgili birçok anı yayınlandı. Bu dönemde yaşanan olayların hemen hepsi, ayrı ayrı incelenmeye değer konulardır.

Amacım kuşbakışı da olsa 40'lı yılları biraz daha yakından görebilmek ve gösterebilmekti. 40'lı yıllar bugünleri de yönlendiriyor. Cadı kazanları bugün de kaynıyor. Kazanlarda yananlar, kazanların altına odun atanlar, bugün başka başka insanlar. Ama sonuç değişiyor mu? Hayır!
04.10.2006

12 Eylül, bir metamorfozun adıdır. Eğitimden hukuka, herşeyin tümüyle değiştiği bu dönemden sonra artık hangi taşı kaldırsanız altında 12 Eylül var. Bugün yaşadıklarımız, öncesiz sonrasız hep var olan şeyler değil. 12 Eylül ile birlikte topluma zorla giydirilen bir deli gömleği.

Bu yapının oturabilmesi için hukuk da amansızca kullanıldı. Ancak, hukuktan önce adalet kavramı var. Adalet, bir ideal durumun, özlemin adı. Hukuksa, adalete ulaşmanın yollarından sadece biri. Hukuku kullanarak, adaletsizlik de yaratabilirsiniz. Parlamentodan çıkan metin, hukuktur; ama mutlaka adalet değildir. İşte 1982 Anayasası, işte 141-142 ve benzerleri.

Bu kitabın adı, bu nedenle 12 Eylül Adaleti. Çünkü okuyunca, hukuk diye değil, adalet diye sızlayacak vicdanınız.
04.10.2006

Ülkeye Adanmış Bir Yaşam - Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı’nda, Atatürk’ün yaşamını 30 Ağustos 1922’ye dek ele almış ve okurlarıma, “1938’e kadar süren toplumsal dönüşüm dönemini ve devrimleri, başka bir kitapta ele alacağım” diye, söz vermiştim. Sözümü tutuyor ve elinizdeki Ülkeye Adanmış Bir Yaşam (2) - Atatürk ve Türk Devrimi’ni incelemenize sunuyo-rum. Bu kitap da, önceki gibi umarım ilgi uyandırır ve eskiyi bilmediği için günümüz sorunlarına çözüm bulamayanlara, Atatürk’ün yaptıklarını göstererek çıkış yolu konusunda yar-dımcı olur. Türk Devrimi’nin, bugün de geçerli olan ve başarı-sı sınanmış yöntemleri üzerinde, onları düşünmeye yönlen-dirir.adar objektif ve akılcı bir düşünce yapısında olduğunu gösterir..

Türkiye, bugün, Osmanlının son döneminde olduğu gibi, ekonomik ve siyasi olarak Batı’nın yarı-sömürgesi duru-muna düşmüştür. Görmek isteyenlerin kolayca görebileceği bu gerçek, ülkeyi aynı durumdan kurtaran Mustafa Kemal’i ve eylemini, güncel kılan ana nedendir. Gizli İşgal’e dönüşen dışa bağımlılık, Türkiye’yi Türkler için ve Türkler tarafından yönetilen bir ülke olmaktan çıkarmış, ulusal gücü kırmaya yönelik baskı, toplumsal yaşamın sıradan olayı haline gel-miştir. Ülke yönetimine getirilen işbirlikçiler, doğal olarak Türk ulusunun ve halkının değil, yabancıların isteklerini ye-rine getirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlının gittiği yola sokulmuş durumdadır.
04.10.2006

Siyasi partiler, Türk toplumunun gündemine 20.yüzyılla birlikte girdi ve iktidarı ele geçirmenin araçları olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Yaptıkları iş ve iktidara geldiklerinde elde ettikleri yetki, son derece önemlidir, ancak bu örgütlerin ne olduğu, ne olmadığı ya da ne olması gerektiği yeterince bilinmemektedir. Bir takım insanlar, çıkar amaçlı olarak biraraya geliyorlar ve gerçekleştirdikleri oluşumlara parti adını veriyorlar. Bunlar parti adını taşısa da, partiden başka herşeye benziyor.
Oysa, örgütlenme ve bunun en üst biçimi olan parti örgütlenmesi; sorunlarını çözmek için; en çok halkın gereksinim duyduğu kurumlardır. Siyasi sistemi elinde tutanlar, halkın ve ulusun haklarını savunan partileri gelişemez duruma sokarken, kendi haklarını savunan partileri, üstelik halkın oylarını alarak iktidara getirmeyi başarmaktadırlar. Bunun için kullanıma hazır geniş mali kaynaklara, iletişim olanaklarına, siyasi iç ve dış desteğe sahiptirler. Halk, her dört ya da beş yılda bir oy vererek iktidarı seçtiğini sanmaktadır, ancak iktidarlar çok farklı yerlerde, farklı biçimlerde belirlenmektedir. Siyasi parti konusu, Türkiye’de yeterince bilinmemektedir.
Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler, parti çalışmalarına üye ya da yönetici olarak katılanlar, siyaset bilimciler ve özellikle de halka öncülük edecek aydınlar için başvuracakları bir kaynak yapıttır. Küreselleşme adıyla yürütülen parti politikaları incelenirken; bugünü belirleyen yakın geçmiş, yakın geçmişi belirleyen uzak geçmiş, yani tarih de incelenmiştir. İnceleme Türk toplumuyla sınırlı tutulmamış, siyasi partilerin çıkış yeri olan Batı toplumları, Antik Çağ köleciliğinden günümüze dek her dönemiyle ele alınmıştır. Kitapta; Roma ve Grek uygarlıkları, Orta Çağ feodalizmi, kapitalizmin gelişimi, parlamentoların ortaya çıkışı, Batı aydınlanması ve Avrupa sömürgeciliği sorgulanıyor, Doğu’da ise; Çin, Hint ve İran uygarlıkları; Türkler’in bu uygarlıklara ve Batı’ya yaptığı etkilere dek Türk tarihi, Doğu aydınlanması, Selçuklu ve Osmanlı devlet düzeni, Türkler’in toplumsal özellikleri ve Türkiye’nin son yüz elli yıllık siyasi tarihi, kapsamlı olarak incelenmiştir. 1166 sayfa ve iki ciltlik bu inceleme, tam anlamıyla bir başyapıttır.