Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
abdullahkocal Tarafından Yapılan Yorumlar
Adı, ilkokulda sıkça okuduğumuz masalımsıları anımsatsa da Orwell'ın alegoriyle kaleme aldığı bir yapıt. Sahiplerinin kendilerine yaptığı eziyetten bıkan hayvanların, çiftlikte isyan çıkarıp başarılı olmalarıyla başlıyor hikâye. İsyandan sonra çiftliği ele geçiren hayvanlar arasından domuz Napolyon'un halkçılıktan diktatörlüğe yöneticilik serüveni eserin merkezine alınmış. Tabi arka kapaktaki yazıda, Napolyon'un Stalini temsil ettiği açıkça belirtilmiş. Kısacası bağımsızlık savaşı veren halkların, zaferden sonra içlerinden biri tarafından, bir diktatör tarafından yönetilmesinin hikâyesi bir çiftlik temsiliyle anlatılmış.
Kitabı okurken savaştan sonra halkını köleleştiren eski savaşçı-yeni diktatörler aklıma geldi. Acaba, demeye başladım, her bağımsızlık savaşının ödülü, dâhili bir düşman mıdır?
18. yüzyıl İstanbul'unda geçen hikâyede fantastik unsurlara gereğinden fazla yer verilmişti. Hatta kitabın, Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık'ıyla bu konuda bir ortaklığı olduğunuu da söylemekte yarar var. Uykusuzluk, rüyalar, ilginç makineler, casuslar, yeniçeriler, dilenciler ve hatta Allah ne verdiyse hepsi işlenmiş bu eserde. Ege Üniversitesi'nde felsefe profesörü olduğunu bildiğimiz İhsan Oktay, alanına dair bilgilerini de kullanmış romanında: "Cogito ergo sum" olarak toparlayabileceğimiz "ben var mıyım, bu dünya ben onu düşündüğüm için var, bizler düşünen birinin hayalhânesinde yaşıyoruz" gibi fikirlere rastlamak da mümkün bu yapıtta.
Bir ailenin yüz yıllık tarihini, parlak dönemlerinden yoksul düşmelerini, bireyler arası ilişkileri konu alıyor kitap. Fantastik unsurlarla çokça karşılaşıyoruz: göğe çıkma, geceleri ortaya çıkan ruhlar, gündüzleri beliren ahayletler, bir buçuk asır yaşayan kocakarılar...
Eserin kahramanı Albay Aureliano Buendia'dan bahsetmeden geçemeyeceğiz. Yılmaz bir savaşçı, başarılı bir lider; hatta bir efsane! "Otuz iki iç savaşta çarpıştığı ve hepsinde yenildiği" belirtilen ve on yedi oğlunun on yedisinin de öldürülmesiyle soyu kurutulan, sonra da unutulan bir halk önderi... Hayran olmamak elde değildi...
Babai İsyanı'nı anlatan hikâyesindeki "Çocuklarını da aldılar yanlarına; umutsuz olmazdı" cümlesi yok muydu...
Elif Şafak bu kitabı tekrar yayınlasa keşke, ah keşke...
Kurambilim alanında kendisinden daha salahiyetlisini görmediğim, şimdilerde Bilkent'te ders veren Hilmi Yavuz'un sanatın neredeyse her alanına dair kaleme aldığı yazıları bu kitapta toplanmış. Şiir çözümleme örneği gösterdiği gibi resim-yazı bağlamını açıklaması ufkumuzu açan bilgiler oldu. Yavuz'un, tv programlarında gördüğümüz, her iki kelimesine bir üçüncü olarak Fransızca veya Latince terim kullanması -bu detaya, veya destekli konuşmaya önem vermesi demektir- özelliğine bu yazılarında da sıkça rastlayabiliyoruz.