Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

Burcu Keskin

Merhaba! Ben Burcu Keskin. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve DİKAB(ÇAP) bölümlerinden mezun olup MEB’e bağlı bir okulda öğretmenlik yapmaktayım. Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencisi olup okumaya devam etmekteyim. Seyahat etmeyi seven, fotoğrafçılıkla ilgilenen, kitaplarla buluşmaya devam eden biri olarak yorumlarımı sizlere aktarmak istiyorum.

Burcu Keskin Tarafından Yapılan Yorumlar

10.02.2022

İkinci Dünya Savaşı sonrası Rusya’dan ülkesi Almanya’ya dönen Beckmann’ın savaş sonrası yıkımını anlatır. Savaşta işe yarayan askerler yurda döndüklerinde kimsenin görmek istemediği bir hayalet oluverir. Hayat devam ediyor ama savaştan dönenler tutunamıyordu. Yaşayanlar ölenlerin yasını mı tutacaktı? Öyle ya hayat devam ediyordu. Hayatın savaş meydanları daha zordu. Önce dünyayı öğrenin, sonra yine gelirsiniz diyorlardı Beckmann’a. Önce insana fırsat verilmeli değil miydi? Şansları varmış kalanların yani ölenlerin. Yazarın tek oyunu olan ve ölümünden bir gün sonra sahnelenen “Kapıların Dışında“, yıkıntı edebiyatının örneklerindendir. Onunla aynı şeyleri yaşayan insanlar, Borchert’in sesinde kendini bulmuştur. Herkese iyi okumalar.
Steinbeck, bu kitabında fakir bir inci avcısı olan Kino ve ailesini anlatır. Umudunu kaybettiği anda Dünya’nın Biricik İncisini bulan Kino, oğlunu tedavi ettirip hayallerini gerçekleştirmek ister. Ancak kıskançlığın ve hırsın bütün kötülükleri nasıl harekete geçirdiğini görmeye başlar. İşsizlik ve parasızlıkla mücadele eden, saz kulübelerde yaşayan Kino’nun haberi tüm kasabaya yayılır.

“Herkes Kino’nun incisi ile bir bağ kurmuştu birdenbire, Kino’nun incisi de herkesin düşlerine, yatırımlarına, düzenlerine, tasalarına, geleceğine, dileklerine, gereksinimlerine, tutkularına, açlığına katılıverdi, aradaki tek engel Kino’ydu.” (s.33)

Zenginliğinizin derecesine göre hizmet alabileceğiniz doktordan, incinin peşine düşen rahiplere kadar farklı sınıflardaki insanların para karşısında nasıl değiştiğini görüyoruz. Kino ve ailesinin yaşadıklarıyla adaletsizliği, haksızlığı dahası günümüzde de hala aynı örneklerini gördüğümüz insanoğlunun zalimliğinin farkına varıyoruz.

Steinbeck, bu eserinde insanın toplumla ve doğayla olan bağını bir kez daha bizlere gösteriyor. Bu sebeple “İnci”, ilgiyle okuduğum sürükleyici kitaplar arasında yerini aldı. Siz de incinin özü insanların özüyle karışınca ortaya neler çıktığını merak ediyorsanız bu kitabı okuma listenize ekleyebilirsiniz.

Herkese iyi okumalar.
Budizm’e göre Siddhartha Gautama (gayesine ulaşan anlamında), her türlü imkâna sahip olmasına rağmen mutluluğu elde edemeyen, arayış içinde olan bir gençtir. Rahat hayatından uzaklaşıp, acı ve sıkıntılı hayatı da deneyen Siddhartha, bu yolun da doğru yol olmadığını anlar. İki yolu da deneyip başka bir “orta yol“ olması gerektiğine karar verir. “Orta Yol Doktrini“ veya “Sekiz Dilimli Yol” dediğimiz bir sonuca ulaşır. Bu yolu takip eden kişiler ise Nirvana’ya ulaşacaktır. Yazarın, Budizm öğretisi ile harmanladığı kitap, tüm inanış biçimlerinin ortak olan yönlerini tüm bireylerin benimseyeceği şekilde vermiştir.

Romanın kahramanı beni yolculuğu bakımından etkiledi. Bir Brahman oğlu olan Siddhartha, gönlündeki açlık ve susuzluğu dindiremeyince gerçek bilgiye ulaşmak için arkadaşı Govinda ile yolculuğa çıkar. Burada ailesini bırakan Siddhartha’nın babası ile olan iletişiminde kararlılığı dikkat çekiyor. Yolunu aramaya karar vermiş birinin önünde kimsenin duramayacağını görüyoruz. Samanaların hayatına dahil olan iki arkadaş burada da aradığını bulamaz. Budda adında birinin öğretisini duyarlar. Bizzat Budda’dan öğretisini dinlerler. Siddhartha’nın Brahman babasından, Samanalardan ve Budda’dan aldığı eğitim bazı şeyler kazandırmıştı. Ama yaşamın vereceği dersler daha fazlaydı. Onlar bir öğretmenden dinlenip, öğrenilemeyecek şeylerdi. O yüzden yollara düşmesi gerekti. Kamala’dan dünyalık hazları, Kamaswami’den ticareti öğrendi. Başlarda dünyaya kapılmadı Siddhartha. Dünyaya bağlanan insanlar ona komik geliyordu. Sonra ne oldu? Zamanla tüm bildikleri kırıntı haline gelinceye kadar yaşadı. Sonra bir yerde hiçbir şey fayda vermez oldu. Başka yola girme vaktiydi. Buradan sonrası kayıkçı Vasudeva ile karşılaşmasıdır. Vasudeva, kitapta verilmese de “ırmak tanrısı” anlamına gelir. Dikkat çeken şeylerden biri Budda’nın öğretisini beğenmesine rağmen kendi arayışına devam eden Siddhartha’nın, Vasudeva’nın yardımını kabul etmesidir. Bilmesi gereken şeyleri yaşayarak öğrenen Siddhartha, Vasudeva’nın yardımıyla artık hayatı ırmaktan öğrenir.

Budda’nın öğretisinden etkilenen Siddhartha, daha iyi bir öğreti bulmak için yola çıkmamıştı, hedefine tek başına ulaşmak için yapmıştı yolculuğunu. Bazı şeyleri öğrenmişti ama başkasına öğretilemeyeceğini de biliyordu. Kişi kendi çıkmalıydı bu yolculuğa, zaman geçmeden. Çünkü “Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır.” (s.139)

Kitap, Budizm temelli olsa da diğer dinlerde de olan ortak yönlere değindiği için evrensel dili yakalamış. Kişinin anne babasıyla olan iletişimi, insanın kendi çocuğu olduğunda ailesini daha iyi anlaması, arkadaşlar arasında yıllar geçse de devam eden dostluk insanın içini ısıtan şeylerdi. Son olarak insanı düşündüren ve okuru arayışa yönelten bir eser olduğunu söyleyebiliriz.

Herkese iyi okumalar.
“Kim olursa olsun ve nerede yaşarsa yaşasın her insanı ilgilendiren bir şey var mıdır? Evet, bütün insanların üzerinde düşünmesi gereken sorular vardır.” (s.20)

15. yaş gününü kutlamaya hazırlanan Sofie, bir gün posta kutusunda “Kimsin sen?” yazılı bir not bulur. Böylelikle, ilk felsefe sorusunu alan Sofie’nin felsefe eğitimi başlamış olur. Kim olduğunu düşünmeye başlayan Sofie, art arda hem sorular hem de felsefe tarihini anlatan mektuplar almaya başlar.

“Perde açılıyor Sofie! Düşünce tarihi çok perdeli dramadan ibaret.” (s.74)

Felsefe hocası olan Alberto Knox, başlarda mektuplarla ve video kayıtlarıyla sonraları anlattığı çağa uygun mekânlarda Sofie ile bire bir görüşerek, ilk doğa filozoflarından çağımıza kadarki 3000 yıllık felsefe tarihini sırasıyla bizlere aktarıyor. Burada dikkatimi çeken yerlerden biri de Yunan filozoflarından Roma’ya, oradan Avrupa’ya giden Batı felsefe tarihinin ele alınmış olmasıydı. Doğu felsefesine, “İki Kültür” başlığında kısaca değinilmiştir.

Benim için felsefe tarihini tekrar açısından iyi bir okuma oldu. Felsefeye ilgiliyseniz bu kitapla birlikte, sizin de kendinize yakın bulduğunuz düşünceler ve filozoflarla ilgili araştırma yapma isteğiniz oluşabilir. Her ne kadar felsefe zorlu bir alan olarak görünse de, yazar felsefe tarihini roman kurgusu içinde merak uyandırıcı bir şekilde işlemeyi başarmıştır.
İkinci Dünya Savaşı, Naziler, Yahudiler ve toplama kampları ile ilgili birçok kitaba ve filme rastlayabilirsiniz. Ancak, tüm bunlara bir çocuğun gözünden bakmak isterseniz bu kitap farklı bir tercih olacaktır.

Biri Alman diğeri Yahudi olan dokuz yaşında iki çocuğun tel örgüler ardındaki arkadaşlığını okuyoruz. Üstelik Bruno, Nazilerin önemli komutanlarından birinin oğlu. Shmuel ise Yahudi kamplarında tutsak olan bir çocuk.

Kitap, bir akşamüstü okuldan eve geldiğinde babasının işi sebebiyle taşınacaklarını öğrenen Bruno’nun şaşkınlığıyla başlar. Berlin’i, sokaklarını, evini, arkadaşlarını bırakmak zorunda kalmak onu çok üzer. Yeni evleri babasının göreve gönderildiği, Nazilerin Polonyalı Yahudileri esir aldığı Auschwitz (Out- With) toplama kampının bitişiğindedir. Kâşif olmayı isteyen Bruno, yeni evlerinde mutsuzluğunu giderebilmek ve odasının camından gördüğü kampta neler olduğunu anlayabilmek için tel örgülere doğru keşfe çıkar. Kendisiyle aynı yaşta olan Shmuel ile tanışır. Her gün gizlice Shmuel ile görüşmeye başlayan Bruno, gün geçtikçe tel örgüler ardındaki çizgili pijamalı insanları anlamaya başlar. Bir gün kamp ortamının çocuklara uygun olmadığını düşünen annesi, Berlin’e geri dönmeye karar verir. Tel örgüler sebebiyle arkadaşıyla hiç oyun oynayamayan Bruno, telin öteki tarafına (Yahudi kampına) geçmek ister. Shmuel çizgili pijamalar getirir ve Bruno artık onlardan biridir.

“Çizgili Pijamalı Çocuk” bizlere Nazi Almanyası’nın, Yahudilere uyguladığı ırkçılığı gösteren kitaplardan biridir. Yazar, yetişkinlerin acımasızlığının yanında çocukların masumiyetini gözler önüne seriyor. Çocuklar için arkadaşlığın ne kadar önemli olduğunu, savaşın çocuklar üzerindeki olumsuz etkisini de kitabı okurken hissedebiliyoruz.

Sade ve akıcı bir dille yazılan kitabın, izlemek isteyenler için 2008’de çekilmiş olan bir filmi olduğunu hatırlatalım. Herkese iyi okumalar, iyi seyirler.