Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
Necmi Çoban Tarafından Yapılan Yorumlar
Halid Ziya'nın ilk hikayelerini toplayan eseri : Bir Yazın Tarihi. Bu isim aynı zamanda eserdeki ilk hikayenin de adı. Daha çok kısa bir romanı andıran bu ilk öykü, yazarın bu kitaptaki çoğu öyküde işlediği konu olan aşkla ilgili. Aşkın insanı ne hallere soktuğu yalın bir üslupla anlatılan hikaye hazin sonu ile de son vuruşu yapıyor. Bravo Maestro ise yaşlı bir maestronun trajik sonunu çarpıcı bir şekilde ele alıyor. Yırtık Mendil ise bir genç kızın aşkının onu nasıl felakete sürüklediği işleniyor. Kırk Para fakir bir ailenin parasızlıktan birinci mevkiye binememesi olayı ile başlayarak fakirliğin irdelendiği bir öykü. Zevrak'la Ebru ise yazarın aşkı ve ihaneti bu kez güvercinlere yaşatması göze çarpıyor. Bitmemiş Defter ise klasik gelin-kaynana çekişmesinin altında yatanları irdeliyor. Osman'ın Gazası o zamanki Yunan zaferi sonrası yazarın kaleme aldığı kısa bir kahramanlık öyküsü olarak karşımıza çıkıyor. Çetin Sevda ise eski Arap usulü birleşmenin, çok yakınlaşmanın olmadığı bir nevi uzaktan aşk hikayesini anlatıyor. Eski Bir Arkadaş yazarın yine hayvanları, bu kez kedi, ele aldığı trajik bir öykü. Mavi Yalı ise hergün önünden defalarca geçtiği mavi yalıyı hayallerine imge yapan kaptanın yalının satışı ile yıkılışının hazin hikayesini yükleniyor. Çalınmış Bir Eser çocukluk aşkı üzerine trajik bir öykü olarak karşımıza çıkıyor. Ferhunde Kalfa ise umut fakirin ekmeğidir sözünün cisimleştiği bir öykü olarak aktarılıyor. İkinci Nikah ise eşini çocuğunu bir hayat kadını için ihmal eden adamın hatasından dönüşünü işliyor. Ölümünden Sonra yazarın yine hüznü diz boyu yaptığı bir öykü. Babaları ölen bir ailenin iki mini mini kız kardeş ve anneleri ile ölüm sonrası görüntüleri yine trajik sahnelerle okuyucuya sunuluyor. Ömr-i Tehi ise garip bir postacının umutsuzluk ve fakirlik çevresindeki hayatından bir kesit sunuyor. Gemel olarak baktığımızda kitap tam bir hüzün kaynağı olarak gözüküyor. Hiçbir tane neşeli öykünün olmaması o zamanın şartları göz önüne alındığında hak verilebilecek gibi gözüküyor. Aşk, fakirlik, ihanet, affetme, kahramanlık gibi temaların işlendiği kitap yazarın daha sonraki öyküleri kadar edebi olmasa da anlatım bakımından diğerlerinden pek de farklı değil. İşte son söz : Kendi değerlerimizi tanımak istiyorsak klasikleşmiş yazarları ve eserlerini de mutlaka okumalıyız.
Aşk türündeki romanları ile klasikleşen Kerime NADİR'den yine aynı konuda bir eser : Aşk Rüyası. Bu kez aşkın geçtiği çevre olarak sanat çevresini ele alan yazar kendine has üslubu ile trajik bir aşk öyküsünü işlemiş. Ünlü bir ressam ve genç eşi ile başlayan hikaye ünlü bir yazarın da içine girmesi ile önce renklenip sonra solarken daha sonra honuya dahil olan bir sanat eleştirmeni ile birlikte tam bir sanat çevresi oluşturuluyor. Aslında kitaba genep olarak bakıldığında tema olarak işlenenin 'Aşk herşeyi affeder mi?' sorusu olduğu göze çarpıyor. Alt konularda ise 'Güzellik başa bela', 'dış görünüş aldatıcı olabilir' gibi başlıklar ele alınmış. Ben kitabı şehirlerarası otobüs yolculuğunda bitirdim. Eğer önünüzde üç vakte kadar yol görünüyorsa o zaman bu kitaptan edinerek yolda tüketebilirsiniz. İyi okumalar...
Dr. Cemil KOÇAK'ın incelemelerini bir araya topladığı Abdülhamid'in mirası Türkiye'deki hukuk-siyaset çatışmasını irdelemesi bakımından güzel bir örnek. Kitabı okurken hukukun kabul ettiğini siyasetin nasıl bozduğuna şahit olacaksınız. Osmanlı hanedanının ne durumlara düşürüldüğünün acıklı bir belgesi niteliğinde olan eser kaynak olarak daha çok TBMM oturum tutanaklarını kullanmış. Bunların yanı sıra devrin gazetelerinden de haberler satır aralarına alınmış. Konu genel itibari ile özetlendikten sonra yurt içindeki davalar ve yurt dışındaki davalar olmak üzere ikiye ayrılarak ayrıntılı bir şekilde işleniyor. Bu arada yurt dışındaki değeri o zaman bile milyarları bulan mal ve emlaklerin elden kaçırılması da siyasetin ülkemize verdiği zararlar cümlesinden gösteriliyor. Bunlar içinde Irak petrollerinin ve Filistin'in yedide birinin de bulunduğu göz önüne alınırsa kaybın büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir. Yazar yaptığı incelemeleri bir sonuç bölümü ile yorumlayarak kitaba nokta koyarken hukuk ile lazanılanların siyaset ile nasıl kaybedildiğinin altını bir kez daha çiziyor. İbret levhası şeklinde okunacak bir eser.
Efruz Bey Ömr Seyfettin'in kaleme aldığı tek roman olarak karşımıza çıkıyor. Yazar her ne kadar kısa bir roman dese de yine de çok da kısa sayılmayacak bir eser. Kitap beş ayrı bölümden oluşmakla birlikte kahramanı hep aynı : Efruz Bey. Zaten yazar da bizzat kitabını Efruz Bey'e ithaf etmiş. İlk bölüm olan Hürriyete Layık Bir Kahraman ile Ahmet Bey'i karşımıza çıkaran yazar, karakterini daha sonra Efruz Bey yaparak tam bir metamorfoza uğratmış. Özellikle günümüz siyasetçilerine çok benzeyen kaypak hareketleri ile her telden çalan Efruz Bey bu ilk bölümde Abdülhamid döneminde istibdata karşı hürriyeti yüksek sesle ilk ortaya koyan kişi olarak birden İstanbul'da kahraman oluyor. Bu kahramanlığın ironik öyküsü trajik bir sonla bitse de Efruz Bey'in geçişkenliği sayesinde bu kez ikinci bir karakter değişmesi ile kahramanımız asilzade olarak karşımıza çıkıyor. Asilzadeler böylece ikinci bölüm olarak kitapta yerini alıyor. Bu kez kendisi gibi zirzop dört arkadaşı ile birlikte sanal asaletler edinen beş kafadar sonuçta bir asilzadeler kulübü kurmaya çalışırken basılarak karakola çekilirler. Bu işten de sıyıran Efruz Bey için artık milliyetçi olma zamanı gelmiştir. Tam Bir Görüş bölümü ile başlayan milliyetçilik hayatı başlayan Efruz Bey önce işin Sosyolojisini yapar. Daha sonra ise Bilgi Bucağında bölümü ile işi azıya vardırır. Bucakta konferanslar vermeye başlayan kahramanımız önce yaz tatilini kaldırır. Yüksek ikna kabiliyeti ile bu tip işlerde hiç yorulmayan Efruz Bey nihayet edebiyat konusuna da el atmakta gecikmez. Bir gün hararetle savunduğunu ertesi gün reddetmesi ve tam zıddını savunması özellikle günümüzde bazı kişi ve onların karakterlerini nasıl da çağrıştırıyor okuyucuya. Zaten yazarın amacının da bir nevi alegori kullanarak, taşlama diyebileceğimiz bir tarzda eser ortaya koymak olduğu kendini fazlasıyla belli ediyor. Bu kitabı okurken özellikle Jonathan SWIFT'in Gülliver'in Seyahatleri kitabı sık sık aklıma geldi. Açık Hava Mektebi ile bu kez eğitim dünyasına pedagog olarak hızlı bir giriş yapan Efruz Bey bu alanda da ne kadar maharetli ve başarılı olduğunu ispatlamaya kararlı olarak karşımıza çıkıyor. Bu kez yalnız da değil! Karşısına tam kendi gibi kopuk bir okul müdürü çıkıyor. Tabii Efruz Bey onu da kendi dümen suyuna uydurarak kandırıyor ama son darbe müdürden geliyor ve kahramanımız gözünü hastanede açıyor. Bu onu uslandırmaya yetiyor mu peki? Tabii ki HAYIR. Sonuç olarak boş gibi görünse de arka planda anlattıkları ile çok kıymetli bir eser. Keşke Ömer SEYFETTİN daha uzun yaşasaydı da daha çok eser, özellikle de roman tarzında, verseydi.
El-Ezher Üniversitesi eski profesörlerinden Muhammed A. Draz'ın Kur'an üzerine yazdığı değerli bir kitap : En Mühim Mesaj Kur'an. Prof. Dr. Suat YILDIRIM'ın tercümesi ve gerekli gördüğü yerlerde yaptığı açıklamalarla kitap daha da değerli bir hale gelmiş. Kitap özellikle kutsal kitabımızın belagati, yani söz söyleme sanatı üzerine yoğunlaşmış. Zaten kitap için yazarı olan akademisyenin ders notlarının toplanılmış hali desek yanlış olmaz. Kitap muhtelif belagat sanatlarını anlattıktan sonra Kitap'tan bu konu ile ilgili örnek teşkil eden birkaç ayeti göstermiş. Böylece örneklendirmeli bir anlatım yolu seçilmiş. Konu bu şekilde işlendikten sonra Kur'an'ın mucize olduğu konusu ele alınarak metodlu bir şekilde ispat yoluna gidilmiş. Eserin sonu ise Kur'an'ın en uzun suresi olan Bakara Suresi'nin incelenmesine ayrılmış. Surenin mukaddime, üç ana konu ve bir sonuçtan oluştuğu ve bunların hangi ayet ile başlayıp hangisi ile bittiği ayet meaaleri ile birlikte verilmiş. Her bölüm sonrası da yazar açıklamalarını dile getirmiş. Özellikle bu son bölüm çok istifadeli olmuş. Kur'an hakkında orjinal tespitelri okumak istiyorsanız bu değerli kitabı okumanızı öneririm.