Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

hislipalyaco Tarafından Yapılan Yorumlar

21.05.2007

Mehmet Rauf okumaya Eylül ile başladım ve sanırım yazarın en güçlü eseriyle başladığım için diğer eserlerinde beklentilerim doğal olarak fazlaydı ama çok hayal kırıklığına da uğramadım. gerçi doğru Eylül kadar başarılı değil ama kıyaslamak için de aynı türde yazılmış olması gerek Define ve Kan damlası ise polisiye türünde yazılmış dolayısıyla kıyaslamaya fazla tabi tutmadan bu eseri Mehmet Rauf eseri olmasının yanında Türk edebiyatında bir polisiye roman gözüyle okumak gerektiğini düşünüyorum.polisiye olarak yazıldığı döneme göre başarılı buluyorum,okuması zevkli hani sizi çok şaşırtmaz ama sıkmaz da.kitabın havasının içine girebilirsiniz ama sonucu da tahmin edersiniz.bu kitap işte öyle bir kitap.şaşırtıcı değil ama güzel yazılmış bir Türk polisiyesi.
konusuna gelince;Erzurumda doktorluk yapan Şakir Feyzi'nin bir hastasının kendisine içinde şifreler gizlenmiş bir Fuzuli Divanı'nı asıl sahibine iletmesini isteyerek vermesiyle başlayan İstanbul serüveni onun defineyi bulması ve asıl sahipleriyle paylaşmasına kadar olan süreyi anlatıyor bu sürede kahramanımız Şakir Feyzi Bey'in karşısına çıkan zorluklar ve girdiği kılıklar;bir sarıklı cübbeli,bir macuncu kılığında girdiği teşebbüsler...
tabi kitap bu kadarla bitmiyor.devamı Kan Damlası'nda...iyi okumalar...
17.05.2007

çok merak ederek aldığım ve büyük hayal kırıklığına uğradığım bir kitap.ben neler bekliyordum,neler buldum.kitap psikolojik deneme türünde yazılmış,adı da cazip ama anlatım ve konular bana çok sıkıcı geldi.kitabın zar zor okuduğum yarısından sonra diğer yarısını atlayarak okudum.belki konusu itibariyle bir ilk ve tek kitap olabilir ama bu bile benim beğenimi kazanmasını sağlayamadı ne yazık ki.içindeki bazı edep dışı anlatılar (ki böyle bir kitapta olmasa daha iyi olabilirdi belki)kitaptan daha da soğumamı sağladı açıkçası ben kitabı fazla edebi bulmadım,sıkılarak okudum.bu kitabı istisnasız ve şartsız beğenenleri de anlamış değilim.
11.05.2007

bu kitabı okuduktan sonra sağlıklı beslenme hakkında pek çok konuya bakış açım değişti.Pastörize süt ve diğer pastörize ürünleri çoğunluk gibi ben de daha sağlıklı bulurken öğrendim ki işin aslı öyle değilmiş.
pastörizasyon işleminde sütün içindeki enzimler yok oluyormuş zaten pastörizasyon işleminin başarılı olması için enzimlerin ölmesi gerekiyormuş.durum böyle olunca yani yüksek sıcaklıkta kısa sürede ısıtma işlemi olan pastörizasyonla enzimler öldüğü için sütteki kalsiyum emilemiyor ve kemiklerde depolanamıyormuş tabi böyle olunca da kutu sütler kalsiyum kaynağı olmaktan çıkıyor.ama tv'ye bakacak olursak reklamlarda bas bas bağırıyorlar diş ve kemik sağlığı için bol kalsiyum için süt için diye ve bu süt de tabi ki onlara göre kutu süt.tamamen pazarlama stratejisi.yazar -kendisi egzersiz terapisti-mümkün olduğunca fabrika işlemlerinden geçmemiş ürünleri kullanmamızı tavsiye ediyor buna süt de dahil.eski usül sütçüden alınan-ama temizliğinden eminsek tabi- sütü ve bu sütle yapılan yoğurdu ve diğer ürünleri tavsiye ediyor.
çok önemli bir başka konuysa sıvıyağlar.bizler hep tereyağını kalp-damar düşmanı ,sıvıyağları ise daha sağlıklı görüyorduk bize öyle gösterdiklerinden dolayı.ama işin aslı tereyağ hiç de sanıldığı gibi zararlı değil aksine faydalıymış ama tabi ki her şeyde olduğu gibi aşırıya gitmeden.ayçiçek yağı,mısır yağı,soya yağı,pamuk yağı gibi(zeytinyağı ve fındık yağı hariç) sıvıyağların pek çok rafine işlemden geçtiğini,sağlığa zararlı hale geldiğini özellikle bu yağların pişirme yağı olarak kullanılmamasını tavsiye ediyor.tereyağı taklidi yağlar,margarinler,bitkisel yağlar ve işlenmiş gıdalara katılan hidrojene bitkisel yağlar vücutta serbest radikal aktivitesini arttırarak kronik yani müzmin hastalıkların en belalılarına -koroner hastalıklar ve kanser-kadar gidebilecek sağlık problemlerine yol açmaktaymış.
soyaya gelince,sanılanın aksine uzakdoğuda az tüketilen bir sebze olduğunu ve uzun zaman boyunca insana verdiği zarar yüzünden yiyecek olarak değil bir çeşit gübre olarak kullanılıyormuş.ayrıca uzakdoğuda şimdiki gibi soya eti,kıyması,sosisi,sütü,bebek maması değil,sınırlı fermante ürünlerini kullanıyorlarmış.soya pazarının yüzde seksenine sahip Amerika'nın pazarlama stratejilerine kurban gitmeyelim.
ayrıca zayıflamak isteyenlere,kilo almamak isteyenlere veyahut sağlıklı yaşamak isteyenlere çok basit ama altın değerinde bir kural:yemekten 15-20 dk önce su için,yemek esnasında çok az su için ve yudum yudum için,yemek bitiminde su içmeyin ve yemekten en az bir saat sonrasına kadar su içmeyin.bu zamanlar hariç vücudunuzdaki her 25 kilo için 1 lt.su için.
kitabı çok faydalı buldum ve içinde benim şu anda yazmadığım pek çok şey var,açıklamalı olarak.yazarına ve yayınevine çok teşekkür ediyorum.böyle bir zamanda böyle bir kitabı yazmak cesaret işi.herkesin okumasını tavsiye ediyorum,bilinçli tüketici olmak ve sağlıklı yaşamak için.
yazarın deyimiyle etiketinde anlamadığınız kelimeler olan yiyecekleri almayın.son söz;vücudunuzdaki hücreler besinlerinizle yani yediklerinizle şekillenirler.
10.05.2007

Nazan Bekiroğlu okumayı her ne kadar sevsem de bu kitabı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.tür olarak hikaye diye geçiyor ama ben hikayeyle bir bağlantısını kuramadım.aslında hattat-rasıt karakteri ve Osmanlı dönemini seçmiş olması ilk başta kitabı farklı ve güzel kılıyor ama bence kitap fazlasıyla deneme tadında hayal dünyasına kaçıyor.mecazlarla yüklü bir hikaye daha çok deneme türüne benziyor zaman ve kişiler olmasa,olay demiyorum çünkü olayın ne olduğu bile pek anlaşılmıyor.klasik hikayeden çok farklı.farklı olmak güzeldir bazen ama bu kitap o sınıfa girmiyor ne yazık ki.kitabı alırken sevinçle almıştım ama daha çeyreğine gelmeden hayal kırıklığına uğradım.çok güzel bir hikayeye dönüşebilirdi aslında.şahsi fikrim, anlaşılmamak için yazılmış hissi uyandıran hikaye-deneme arası bir eser.diğer kitaplarını tercih ederim.
09.05.2007

klasik Peyami Safa üslubuyla yazılmış,geniş ruh tahlillerinin yer aldığı bir roman.şark ve garp kültürlerinin genç bir kızda yarattığı çatışma,alaturka bir semtte alaturka bir yaşam sürmekte olan Neriman'ın alafranga yaşama özentisi ama içinde bulunduğu şark kültüründen de vazgeçememesinin ruhunda oluşturduğu gelgitler...Bir yanda alaturka yaşamı temsil eden Şinasi bir yanda alafranga yaşamı temsil eden Macit...Anlattığı konu itibariyle yazıldığı zamanı da aşmış bir roman.şimdiki gençliğin de Neriman gibi Batıya özendiği muhakkak.