Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
İzzet Eroğlu
1980'de doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Aynı Üniversitede doktora çalışmasına devam etmektedir. Anayasa hukuku ve özellikle parlamento hukuku ve insan hakları alanında çeşitli makeleleri ve "İnsan Haklarının Parlamenter Denetimi" adlı bir kitabı bulunmaktadır. Biri (Suistimalci Anayasacılık) bağımsız, diğeri (Otoriter Anayasacılık) birlikte olmak üzere iki eseri TÜrkçeye tercüme etmiştir. Hukuk-edebiyat ilişkisi, tarihî romanlar ve hukuk tarihini edebi eserler üzerinden okumak gibi okumaya dair ilgili alanları bulunmaktadır.
İzzet Eroğlu Tarafından Yapılan Yorumlar
Sezgin bilim tarihine İslam dünyasının katkısını ortaya koyması ve medeniyetin insanlığın ortak mirası olduğu görüşüyle ve çalışmalarıyla kendini kanıtlamıştır. Yarım yüz yılı aşan günlük on altı saatlik çalışmasıyla insan cehdinin sınırlarını zorlayarak on yedi ciltlik İslam Bilimler Tarihi adlı eserini ortaya koymuştur. Biyografik bir nitelikte bir eser olmasına rağmen eser ciltlere yazılan önsöz ve değerlendirmelerle büyük önemi haiz böyle önemli bir eserin müellifi ile yapılan söyleşilerden oluşan kitap; genel olarak Hocayı ve görüşlerini tanıtmak bakımından önemli olmakla birlikte sistematikten yoksun ve tekrarlarla doludur. Eserdeki nakısalar esere konu Hocanın çalışma sistemi, azmi ve sistematikliği ile bağdaşmamaktadır.
Hukukçu yazar Mustafa Everdi’nin hayatının tematik ve mukayeseli olarak ele alındığı değerli bir eser. Eser yapmacıklıktan uzak sahici bir tarzla kaleme alınmış olup esere de değerini veren bu olmalı. Otobiyografiler ister istemez öznel bilgiler içermektedir. Kanımca otobiyografiye değerini veren husus dürüst bir şekilde hayatın muhasebesinin yapılıp yapılmamasıdır. Yazar bu konuda oldukça başarılı, belki de böyle bir muhasebe ihtiyacı eserin yazılmasına sebebiyet vermiş olabilir. Anadolu’da okumanın özgürleşmeyi nasıl sağladığı canlı bir şekilde ele alınmış olup yer yer dönemin sosyo-kültürel özelliklerine de değinilmiştir. Merkez ile taşra arasındaki farkın vurgulanması bağlamında zaman zaman konuyla ilgili beyaz Türklerin anılarından alıntı yapılması, mukayesenin sağlanması bakımından önem arz etmektedir.
1950’li yıllarda İstanbul ve taşrada eğlence hayatının yönelimi; yıldız olma arzusuyla yanıp tutuşan Nezihe Yanıkses üzerinden trajik olarak ele alınmıştır. Kültürel gerilemenin sanat alanında kendini göstermesi ve halkın nakaratı bol ve anlaması kolay basit şarkılara yönelmesi küçük bir eserde ele alınmıştır. Yıldız olma hayali ile yaşayanların vefasızlık ve gadre de uğradıkları canlı ve gerçekçi bir şekilde eserde yansıtılmıştır. Herhâlde Nahid Sırrı’nın sıradan hadiseleri bile gerçekçi bir şekilde anlatması, eserlerini daha fazla okunur kılıyor. Yazarın arı, duru ve akıcı Türkçesi için bile okunacak güzel bir eser.
İslam dünyasında bilginin aktarımının yüzyıllarca nasıl gerçekleştiği üzerinde durulması gerekli önemli konulardan biridir. Konuyla ilgili olarak günümüz şartlarına göre yapılacak değerlendirmeler yanıltıcı olabilir. Bilgi aktarımında akla ilk gelen yazı olsa da kâğıdın olmadığı ve imla kurallarının yerleşmediği dönemler için bu durum geçerli değildir. Kur’an-ı Kerim’in muhafazası için hadis-i şeriflerin bile yazılmasından imtina edildiği bir ortamda İslami bilginin günümüze kadar nasıl aktarıldığı sorunu daha da önem arz etmektedir. Eserde bilginin aktarılması bağlamında yazı ve rivayet usulü ele alınmıştır. Çeşitli ilim alanlarına ilişkin bilgi aktarımı konusu eleştirel bir şekilde ele alınmıştır. Esasında yüzyıllarca bilgili aktarımının rivayetler yoluyla gerçekleştiği hakikati ile karşılaşınca konu daha anlamlı bir veçheye bürünmektedir. Konuyla ilgili olanların istifade edebileceği güzel bir eserdir. Eser sade ve akıcı olup tercüme kokusunu pek hissettirmemektedir.
İki yüz yıl öncesine kadar bilinmeyen ve dolayısıyla da varlığı konusunda farkındalık olmayan milliyetçilik olgusunun kısa süre içerisinde gerçeklik olarak kabul edilmesi, siyasi sistemim buna göre inşası ve insanlarda bu ideolojinin sanki yüzyıllardır varmış gibi bir algıya sahip olmasının sağlanması esasında yaşadığımız düşünce dünyasının ne kadar sanal ve suni olduğunun açık bir göstergesidir. Milliyetçi ideolojinin de her şeye rağmen dünyanın dört bir yanında suni bir düşünce akımını insanlara sanki gerçeğin parçası gibi sunabilmesi açıkçası bir başarıdır. Ancak dünya ve düşünce tarihine şöyle bir bakıldığında milliyetçilik düşüncesinin köksüz olduğu açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Alanında kült bir eser olan Hayali Cemaatler de böyle hayati bir konuyu ele alarak insanları aydınlatma konusunda önemli bir işlev görmektedir. Başarılı tercümesiyle eserin mütercimi takdiri hak etmektedir.