Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570

E-Dergi

kızıl ada Tarafından Yapılan Yorumlar

27.12.2007

“Ağrıdağının öfkesi” türküsünü öyle merak ettim ki dinlemek için kitabın içine dalasım geldi. Masal tadında, çok etkileyici bir hikâye. Bir aşk hikâyesi olduğu kadar bir başkaldırının hikâyesi aynı zamanda; lirik olduğu kadar da politik... “Birlik olursanız kimse karşınızda duramaz” diyor halka. Aşkta ise birinci sıraya onuru kokuyor. Okyanuslar aşıp derede boğulmuş gibi duruyor ama Ahmet’le Gülbahar’ın aşkı; aslında neyin okyanus neyin dere olduğunu düşündürüyor insana yeniden. Çok etkileyici...
26.12.2007

“Bence insanın adı onunla en az ilgili olan yanıdır.” Kahramanının neden bir ismi olmadığını romanının içinde böyle açıklıyor Yusuf Atılgan.
“Aylak Adam”, sade dili ve sürükleyici kurgusuyla bir oturuşta okunulup bitirilebilecek bir roman. Yusuf Atılgan’ın yer yer insanda altını çizme ihtiyacı uyandıran güçlü tespitleri kitabı okunmaya değer kılmaya yetiyor. Ancak abartıldığı kadar özel bir şey göremedim ben kitapta. “Tabuları yıkmak”, “farklı olmak” ana teması ekseninde dönüyor kitap; ama bana kalırsa Aylak Adam hiç de öyle tabuları yıkan, sisteme kafa tutan bir “kahraman” değil. Çalışmıyor; ama babadan kalma parası sayesinde çalışmadığı halde hayatını lüks içinde sürdürebiliyor. Sözgelimi sistemi reddettiği için sürünmek pahasına çalışmayı reddetseydi, o zaman bir “kahraman” olabilirdi; o zaman aylaklığının bir felsefesi olurdu, ama o sadece şanslı bir mirasyedi.
Yine de tüm vaktini “o”nu aramaya adamış ve sokakta gördüğü bir kadının peşine kapılıp gidebilen bu adamın sevimli bir tarafı olduğunu itiraf etmek lazım. Öyle veya böyle, okunmaya değer bir roman.
18.12.2007

Hasan Ali Toptaş’ın tarzında empresyonizmin yansımalarını buluyorum ben. Akla yatkın bir kurguyu gerçeğine sadık kalarak resmetmek yerine, bir imge yağmuruyla yer yer renklendiriyor hikâyesini. Geri kalanını ise efsunlu bir sisle örüyor. Sanki eylemleri, nesneleri bir sepete doldurup başınızdan aşağıya döküyor yazar, uçuşan sözcükleri yakalayıp birleştirmek de size kalıyor.
Bin Hüzünlü Haz’ın “ne” anlattığını söylemek zor. Daha çok size hissettirdikleri ve gözünüzün önüne getirdikleri kalıyor aklınızda. Şiirle masal arası, büyülü bir tat bırakan roman, edebiyat serüveninde palazlananlar için zevkli ve farklı bir okuma vadediyor; ama her okurun seveceği tarz bir kitap olmadığını da not düşmekte fayda var.
05.12.2007

Bir Dostoyevski klasiği... Her zamanki gibi, karakterlerinin en içlerine, kendilerinin bile göremeyeceği kuytu dehlizlerine sokuyor bizi Dostoyevski. Vicdanlarıyla, kıskançlıklarıyla savaştırıyor. Siyah veya beyaz değil Karamazov Kardeşler’in kahramanları. Çelişkileri, günahları, zaafları olsa da, göğsünde gerçek bir yürek taşıyan, kanlı canlı insanlar...
Kitap çok inceden, ama çok güçlü bir şekilde, dini, Tanrı’nın varlığını sorgulatıyor insana. Özellikle romandaki, aslında Tanrı’ya inanmayan, ama insanlığın iyiliği için dini iyi amaçlarla kullanan rahipler, ateist olduğu halde laikliği değil kilise düzenini savunan Ivan... Çok ilginç, üzerinde düşünülmeye değer fikirler var kitapta. Hele geçenlerde çıkan Rahibe Theresa’nın aslında ateist olduğu söylentileri, kitabı daha bir ilginç kıldı gözümde.
19.07.2007

İkisi de çok keyifli oyunlar. Zaten Müjdat Gezen gibi bir ustadan aksini beklemezdim. Ama küçük amatör gruplar için sahneye koymak biraz zor olabilir; çünkü kalabalık kadrolu ve dekoru pahalıya mal olabilir .