Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
kızıl ada Tarafından Yapılan Yorumlar
Bugünün gözüyle bakıldığında çok iyi kurgulanmış, mükemmel işleyen bir sistem olduğu söylenemez Ütopya'daki sistemin. Bazı mantıksızlıklar olduğu gibi, bugün artık komünizm görmüş bir dünyanın evlatları olarak, bize basit gelen yönleri de vardır. Ama tabii ki çağının içinde düşünülmeli ve bundan 500 yıl önce yazılmış ve uğruna can verilmiş bu eserin karşısında saygıyla eğilinmeli.
Yarattığı dünyanın güzelliği bir yana, literatüre "bir dünya, bir sistem hayal etme" gibi bir kavram ve ütopya diye bir sözcük kazandırması bile ayakta alkışlanmaya değerdir.
İster sevelim ister sevmeyelim, yakın tarihimize damgasını vurmuş, Türkiye'de pek çok şeyi değiştirmiş bir insanın oldukça geniş ve büyük ölçüde nesnel hikayesi. Fazlasıyla ayrıntılı ve uzun olmasına rağmen keyifle okunabiliyor.
Bugünün gözüyle bakıldığında biraz basit kaçan, biz 21 yy. kitapkurtlarının zaten bildiği şeyleri anlatan bir kitap olsa da, yazıldığı dönem içinde düşünüldüğünde mükemmel bir eser olduğu iddia edilebilir. Erasmus eminim zamanında Thomas More'u çok eğlendirmiştir; ama beni çok eğlendirmediğini, hatta yer yer sıktığını belirtmeliyim. Yine de bir külttür sonuçta, okunmalıdır.
“İyilik”, “adalet” ve “fedakarlık” kavramlarını sarsıcı biçimde sorgulayan bir başyapıt. İnsanın toplumdan gördüğü tavır karşısında nasıl da iyilikten kötülüğe, kötülükten iyiliğe seyredebildiğini çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.
Açlıktan ekmek çalan Jean Valjean, kürek cezasına mahkum olur. Hayat ona vurdukça kabuğu palazlanır onun da. Hapisten kaçtığında, kendisine evini açan bir papazı soyacak kadar kararmıştır gözü. Oysa papaz ona öyle bir iyilik yapacaktır ki, papazın deyimiyle “onun içindeki şeytanı satın alacaktır”. Papazın yaptığından çok etkilenen Jean Valjean bambaşka bir insan olur çıkar. Asıl hikaye bundan sonra başlar; ama bana kalırsa eserin en etkileyici yeri bu çarpıcı başlangıcıdır.
Ortaokul yıllarımda, Dostoyevski’nin Budala’sıyla birlikte, fedakarlık anlayışımı kökten değiştirmiş, bir iyiliğin ancak hiçbir şekilde gösterilmediği, söylenmediği zaman fedakarlık olabileceğini öğrenmemi sağlamış roman. Mutlaka, mutlaka okunmalı!
Dostoyevski deyince pek çok kişinin aklına neden önce Suç ve Ceza, ardından Karamazov Kardeşler gelir de Budala bu eserlerin gölgesinde kalır anlamam. Bana kalırsa en az Suç ve Ceza kadar unutulmaz bir yapıt.
Gerçek olamayacak kadar saf ve iyi yürekli kahramanımız Prens Mişkin bir yana; prensimizin aşık olduğu güzel Nastasia Philipovna da unutulmaz bir karakterdir. Prense olan aşkına rağmen, ona layık olmadığını düşündüğünden, Prens'in kendisine olan aşkından vazgeçmesi için hafif meşrep bir kadın gibi davranan; sevdiğinin iyiliği için sevdiğinden vazgeçebilen ve daha da önemlisi bunu hiç kimseye belli etmeden yapan bir kadın...
Gerçek aşk nedir, sevgi nedir, fedakarlık nedir, budalalık/akıllılık nedir, insana sil baştan öğreten bir kitap. Kesinlikle bir başyapıt.