Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
21mithrandir Tarafından Yapılan Yorumlar
2005 senesinde daha ben Metal Fırtına filan okurken bir tanıdığım okumamı tavsiye etmişti ve tavsiyesine uyarak 11 sene sonra hızlı bir şekilde okudum kitabı. Beğendim kitabı, farklı hikayeleri ve sürpriz sonları ile farklı farklı aşkları farklı hallerde bize anlatmış Ahmet Ümit ve bence güzel de olmuş. Hikayelerinde gerçekten aşkı tanımlayabilmiş mi ya da Ahmet Ümit'in niyeti gerçekten aşkı tanımlamak mı orası tartışılır tabi.
Beğendiğim hikayeler ise Aşk Bir Mucizedir, Kafi Delildir Aşk, Aşk Bir Yanılsamadır ve tabi kitaba ismini veren Aşk Köpekliktir.
Roman boyunca o kadar çok keyif alıp o kadar çok heyecanlandım ki hatta bu heyecan dalgaları ile aynı anda kahkahalar da attım. En çok güldüğüm yazar Nelson DeMille ve muhteşem karakteri John Corey dir ama bu kitaptan sonra Locke Lamorra kesinlikle bir numaramdır artık. Locke; Corey kadar esprili olmamasına rağmen kesinlikle roman boyunca daha içten şekilde güldürebildi ve aynı şekilde heyecanlandırabildi de. Kitap içindeki argo sözlere ise daha ayrı bir sempatim oldu, Lynch argo sözleri cümle içinde o kadar güzel kullanmış ki tabir-i caizse “cuk” diye oturmuş desem tam yerinde bir tanım olur. Tabi ki bu durumda en büyük başarı dilimize çevirme bakımında da çevirmen Cihan Karamancı ve KayıpRıhtım’dan tanıdığımız editör M. İhsan Tatari’nin yaptıkları özenli güzel iştir.
Robert Jordan "tabutumun çivileri çakılana kadar yazacağım" demesinden de belli olduğu gibi yazmayı çok ama çok seven belki de kısa veya orta uzunlukta betimleyecebileceği bir olayı veya olayları 6 - 7 hatta 8 sayfada betimleyen betimleyebilen bir üstad. Özellikle yaptığı betimlemelerde kullandığı kedi benzetmeleri gerçekten çok hoş o anki olayı tamamen beynimde canlandırabilmeme çok büyük etkisi oluyor ama bazı yerlerde o betimlemelerde insanı sıkan o kopuş öyle bir başlıyor ki çevirmen Niran Elçi de kendini kaybediyor olduğundan (bence çeviri ve yayınevi hatası kesinlikle) İthaki'nin de noktalama işareti hataları sayesinde okumak bayağı bir zorlaşıyor. 1000 küsür sayfalık romanın kısa olan bu sorununu atlattıktan sonra okumak çok zevkli hale geliyor ve Zaman Çarkı evreninden hiç dışarı çıkmak istemiyorsunuz ve bu sorunlu sayfalardan sonra aslında çevirinin çok güzel olduğu da değiştirilemez bir gerçek olduğunu farkediyorsunuz.
Marslı romanının hem dünyada hem de ülkemizde haklı olarak kazandığı başarısından faydalanmak için İthaki Yayınları konu olarak az da olsa benzer bir romanı "Gençlik Romanı" olduğunu da en azından belirterek bizlere sundu. Roman gençlik romanın da ötesinde çocuk kitabı gibi. Karakterlerin tabir-i caizse ergence "yok ya ben Ay'a gitmeyeceğim ne işim var benim orada" gibi dert yanmalarının bolca olduğu, okunan sayfaların su gibi aktığı ama okunduktan 5 dakika öncesini hatırlayamadığım dolulukta aslıkta boşlukta bir roman. Birçok okur Marslı beklentisi ile romanı alıp okumak isteyecek ama ne konu olarak ne de kalite olarak uzaktan yakından en ufak benzerlikleri olmadığını belirtmek isterim.
Bu romanında da yazar bize diğer romanlarında olduğu gibi kaybolan bir kişi üzerinden ilk sayfanın ikinci paragrafında konunun içine alıyor ve esprili, eğlenceli diyaloglar ile okuru heyecanın içine katıp kafamızda yüzlerce soru işaretini merak içinde uyandırıyor. Yine diğer tüm Bolitar serileri gibi Amerika'nın TV dizilerine ve filmlerine bolca göndermelerin olduğu tamam şimdi olayı çözdüm derken arka arkaya kroşeler yercesine ters köşelere düştüğümüz heyecanlı bir roman.
Coben romanlarının bana göre en büyük eksikliği okuduktan 1 - 2 ay sonra final ile hatta gelişme bölümü ile aklımda fazla bir şeylerin kalmamasıdır. Ben okuduğum Coben romanlarına dönüp baktığımda tek diyebildiğim "Çok heyecanlı çok güzel bir romandı" şeklinde kısa cümleler olabiliyor ve tasvirlerimiz o kadar az ki acaba kaç kişi Bolitarı uzun boyu ve Win'i ıslak bir şekilde geriye doğru taranmış sarı saçları ve çok defalarca giydiği beyaz takım elbisesi haricinde düşünebiliyor merak ediyorum.