Toplam yorum: 3.285.044
Bu ayki yorum: 6.570
E-Dergi
AzerRail Tarafından Yapılan Yorumlar
Ülkemizde bilgisayar korsanlığı ile karıştırılacak denli kavram kargaşası yaşatan hacker'lar ile onların çalışmalarına da değinilen betikte, bilgisayar kullanan herkese bolca öğütler verilmekte, yol gösterilmektedir. "Kimin bende ne işi var?" diyenlere özellikle sesleniyor. Hele hele "Benim saklayacak bir şeyim yok." diyenler kesinkes ilgilenmeli, derim.
Kırılma anları vardır. Yaşandığında çığır açma özelliği ile ilgi çeken bu anlar kolay kolay ele geçmez, ancak kolayca elden gider. Uçak üretimi yapan, kendi uçağını hatta kendi motorunu yapan bir kuşağın varlığının göz ardı edilmesiyle nelerin elden gittiğini anlatan bir betikten söz ediyorum. Yazarı F16'da 20 yıl çalışmış biri. Gündemimizde yerli motor üretimi, yerli ve milli uçaklar hatta ABD'nin el koyduğu F35'lerimiz de varken okunmasını salık veririm.
Bilindik uzaylı öykülerinde gezegenimiz dışarıdan gelen saldırgan nitelikli yaratıklarla baskına uğrar azı biz uzaya bir biçimde gideriz. Yazar, olaya biraz değişik açıdan bakmış. Kendi düşülküsünü (ütopyasını) Kadsun adını verdiği gezegende kurmuş. Efkim'den ışık yılı uzaklıkta olan bu gezegende yaşayanlar uysal, uygar bir o denli de bilimci bir tür kişioğludur. Kendilerini evrende yalnız bilirken birgün uzaklardan bir dalga gelir. Yazar, düşülküsünde olmasını beklediği tüm özellikleri Kadsunlulara vermiştir. Onlar yalın giyinen, gösterişsiz, uslu, uyumlu, tecimsel (ticarî) yapıdan uzak, uygar bir topluluktur. Kendilerine gelen radyo dalgaları ile gözlemleme olanağı buldukları Efkimliler üzerinde araştırma yapmaya başlarlar. Tutarsızlıklar içinde usları bulanır. Yazar, burada çağdaş yaşamımızı ve kişioğlunu sorgular. Bu yapıtta Türkçe ad kullanmasını da beklerdim. Onca olasılık içinde sözlerden biri niçin Türkçe olmaz? Gerçi bu, yazınımızın başat sorunları arasında yer alır.
Betiklerde hep anlatılır: Gittiler ve fethettiler. Peki bu büyük kitleler üretim, ulaşım ve iletişimin kısıtlı olduğu günlerde nasıl geçiniyor, ne yiyip ne içiyordu? Bunun yanıtını doğrudan o dönemi yaşayan kişilerden öğrendim. İlk kez dilimize çevrilen bu mektuplarda haçlı ordusundaki çerilerin (askerlerin), komutanların yazdıkları yer alıyor. Biz Türklerle olan savaşları, Anadolu'da yaşadıkları ve başlarına gelenleri açık açık yazmışlar. Kimileyin karılarına, kimileyin de üstlerine... Yiyecek bulamadıkları günlerde savaş meydanındaki cesetleri yiyerek yaşamda kaldıklarına değin yazmışlar.
Göktürk dönemi yazılarına ilginiz varsa bilgilerinizi pekiştirmek, güncel tartışmaların nesnel değerlendirmesine ulaşmak için yeni çıkan "Taşa Kazınan Tarih" adlı betiği ilginize sunarım.
Kapak tasarımında kullanılan damgaların latin biçimine uygulaması daha önce, sanırım on yıl oluyor, Duygu Bağlan'ın Seramik Sanat Günleri etkinliğinde Istanbul Belediyesinde kullanılmıştı. Burada da böyle uyumlu olarak görmek sevindirdi. Göz bilinirliği (aşinalığı) için çok yerinde. Tasarımcı arkadaşı kutlarım.
Betikte en çok ilgimi çeken, yazarın bölüm başlığı ya da "boşluğu" gibi dizgi oyunları ile bet (sayfa) artırmaya gitmeyerek değme paragrafta bilgi vermesi idi. Yazıtlarda da böyle değil mi? Değme tümcesi bilgi içeriyor. Bir bilgi bitiyor, öbürü başlıyor.
Yazıt adlarının sıralamasını öneren bilgemize olduğu gibi katılıyorum. Olur olmadık değme sözcüğü Çinceye dayandıranlara da tepki yazısı çok içten geldi.