Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
denizmavi Tarafından Yapılan Yorumlar
Opus Dei topluluğunu her yönüyle izah niteliğinde bir kitap. Opus Dei konusunda A'dan Z'ye merak ettiğiniz her şeyi bu kitapta bulmak mümkün. Yorum yok, sansasyon yok, sadece bu konuda bilinmesi gerekenlerin izahı var. Opus Dei cemaati 1928 yılında İspanyol papaz J. Escrave tarafından kurulmuş ve muhafazakar katolikleri bünyesine alan bir topluluk haline gelmiş. Opus Dei Türkçe karşılığı Tanrının İşi demek olduğundan, bu gruba üye kimseler hangi meslekten olursa olsun, işlerini tanrıya yaraşır biçimde yapmayı ilke edinmişler. Katolik bir örgüt olduğundan papalıkca da desteklendiğini görüyoruz. Üyelerinin büyük ölçüde maddi bağışları var, ekonomik olarak güçlüler. Dünyanın çeşitli yerlerinde okullar ve şirketler açıyorlar. Fakat bu şirketlerin ve okulların hiç biri Opus Dei mülkiyetinde değil, tamamının mülkiyeti cemaat üyelerinin ya da bağışlayanın üzerinde.
Yani bir nevi bizdeki F.Gülen cemaatinin bir benzeri, katolik versiyonunu olduğu görülüyor. Hatta kitabı okurken zaman zaman F.Gülen'in kendi cemaatini kurarken Opus Dei yapısından esinlendiği izlenimini edindim.
Bir elektronik beyin uzmanı olan yazar, bu uzmanlığı ile insan beyni üzerinde düşünceler üretmiş. İnsan beyninin, yaşam boyunca sayılamayacak kadar çok girdi elde ettiğini, bu girdiler neticesinde de öngörü sahibi olduğunu izah ederken, zekanın bir nevi öngörü olduğunu açıklamaya çalışmış. Bu sayıdaki girdiyi bir elektonik beyine yüklediğimizde insan beyini gibi çalışıp çalışmayacağı yönündeki yorumlar da ilginç tabi ki. Kitabı yazarken çok fazla tıbbi terminolojiye de girmek zorunda kalmış. İnsan beyini ile eletronik beyinin mukayesesini görmek isteyenler için ilginç bir kitap olabilir.
Mustafa Naim Efendi, 17. yüzyıl saray tarihçilerinden. Yazıları ölümünden kısa süre sonra Naima Tarihi adıyla 6 cilt olarak yayınlanmış. Sivri çıkışlarıyla ünlü olduğunu biliyoruz. Kendisi de Osmanlı sarayındaki nadir Türklerden biri olmasına rağmen onu en çok "El trak-ı bi idrak" yani "idraksiz Türkler" sözüyle tanıyoruz.
A.H.Çelebi bu küçül kitapta, Naim Efendinin 6 ciltlik eserinden örnek parçalar vererek onu okuyucuya tanıtmak istemiş ancak yazıları günümüz Türkçesine çevirmeden verdiğinden, Osmanlıca'ya aşina olmayan okuyucuların rahatlıkla okuyabileceği bir kitap olmaktan uzak kalmış. Bazı Osmanlıca kelimeler günümüz Türkçesiyle verilmiş olsa da bu yeterli olmamış.
Ancak eminim ki konunun meraklıları zevkle okuyacaktır.
Menemen olayını tarafsız anlatabilecek kitap bulmak maalesef çok zor. Bu konunun gerçek mahiyetini öğrenmek isteyenler ise mecburen, taraflı yayınlar içinden akla mantığa uygun olanları seçerek, mantıksız olanları ise eleyerek bir sonuca varabilmek durumundalar. Bu kitap da; "dinciler ülkeyi ele geçirmeye çalışıyordu, devlet gücünü göstererek buna engel oldu" tarzında izahlardan oluşan bir kitap.
Ancak yine de benim bu kitaptan tesbit edebildiğim çok önemli hususlar var. Farklı görüşlerden yazarların da belirttiği gibi öncelikle Kubilay'ın çok agresif bir yapısı bulunduğunu, olay günü uyuşturucu kullanarak Menemen'de söz konusu olayı çıkararan kişileri gereksiz agresif tavırlarla tahrik ettiğini okuyoruz. Bu olay da zaten Kubilay'ın ölümü üzerine tarihimize büyük bir olay olarak yansıyor. Kubilay öldürülmemiş olsa, belkide tarihimizde böyle bir olay hiç yer almayacaktı. Yazarın belirttiği diğer hususlardan en önemlileri ise, bu olaydan kısa süre önce yaşanmış Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyimi. CHP teşkilatı, bu parti içinde çalışarak CHP'ye yürekten muhalefet edenleri, partinin kapatılmasından sonra soruşturmaya tabi tuttuğu ve Menemen halkının da SCF taraftarı olduğu bu kitapta yazılanlardan. Bu olay sebebiyle 2000 den fazla kişinin soruşturmaya tabi tutulduğu, 600 kişiden fazlasının yargılandığı, 200 den fazla kişinin de çeşitli cezalar aldığı, idam cezası alanların içinde bir yahudi vatandaşın da bulunduğu dikkate alındığında, devlet yönetiminin, yani CHP'nin, Menemen olayını SCF muhalefetinin intikamını almak için oldukça iyi kullandığı anlaşılıyor.
İpekçi ve Papa suikastleri hala birer muamma. Bu konuda her kesimden çeşitli görüşler ileri sürüldü ama henüz bir sonuca bağlanamadı . Özellikle Ağca'nın sorgusunun askeri savcılıkça yapılması ve çok sıkı korunan Maltepe askeri cezaevinden kaçırılması, konuya apayrı gizemler kattı. Ağca her konuşmasında farklı isimler verdi, farklı ifadelerde bulundu ama gerçekler bir türlü aydınlatılamadı. Mumcu bu kitabında İpekci cinayetinin bir siyasi cinayet değil, İpekçinin mafya örgütlerini deşifre etmeye yönelik yazıları üzerine, kaçakçılık şebekelerince öldürülmesine karar verildiğini ve Ağca'nın da sadece bir tetikci olduğunu ortaya koymaya çalışıyor. Görüşlerini de kendine özgü kanıtlarla desteklemeye çalışıyor. Bu arada kaçakçılık şebekelerinin nasıl çalıştıklarını, hangi kanallarla faaliyetlerini yürüttüklerini anlatıyor. Bu konuları bu kadar detaylı olarak ortaya koymasından sonra, İpekçi'nin öldürülme sebebini bu şekilde ortaya koyunca, kendisinin de aynı kaçakçılık şebekelerince öldürülmüş olabileceğini düşündürüyor okuyucuya. Zaten Mumcu'nun da yazılarının büyük çoğunluğu, kaçakçılık, mafya, yolsuzluk üzerineydi.
Kitapta Papa suikastı üzerine derin açıklamalar yok. Sadece mevcut iddiların kabul edilemeyeceği yönünde bir kaç açıklama ile yetinilmiş.