Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

yesevihan Tarafından Yapılan Yorumlar

02.03.2004

Bugünün İran'ını "anlamak" için eşi bulunmaz bir kaynak. Romandan ziyade bir belgesel olan eserde İran'daki dini hiyerarşiyi oluşturan "molla"ların yetiştirilme süreci, İran'ın son yüzyılındaki tüm toplum olayları, dini geleneklerin temelleri, oldukça canlı bir anlatımla dile getirilmiş. Eseri yazan Roy Mottahedeh'nin Harvard Üniversitesi'nden gelen bilim adamı edası bazen eseri ansiklopedi havasına soksa da yakın tarihe meraklı okurlar için bu bir eksiklik sayılmaz. Eseri Türkçe'ye çeviren Ruşen Sezer'in dili bazen insanı çileden çıkartacak ölçüde "uydurukça" dolu olsa da kitabda taıfda bulunulan ayetlerin kaynaklarını ve Kur'andaki yerlerini tesbit konusunda gösterdiği gayret övgüye değer. Kitabın Irak'daki gelişmeler nedeniyle ülkemizde de gündeme gelen "Şia dünyası" hakkındaki verileri başka hiç bir yerde bulunamaz nitelikde. İran-Irak-Körfez savaşlarının nednelerini,sonuçlarını ve son ABD saldırısının "şii" bakış açısıyla nasıl değerlendirildiğini anlamak için okunmalı.
02.03.2004

Alexander Najjar (Neccar) Kafkas Sürgünleri adlı bu belgesel romanında Kafkasya'dan sürülerek Ortadoğu'ya savrulan "çerkes" ailerinden birisi "Şeyh Mansur ailesi" etrafında acıklı bir öyküyü dile getiriyor. Kitabın Kafkasya'da Rus istilasına karşı mücadeleyi anlatan satırları olağan üstü sürükleyici. Kafkasya'dan zorunlu göçün anlatıldığı sahneleri okurken hiçbir Kafkas kökenlinin etkilenmeyeceğini sanmıyorum. Kitabın Suriye ve Ürdün'de yerleşen Kafkaslıların hayatını ve o yıllarda zorunlu olarak karışmak zorunda kaldıkları emperyalist İngiliz-Fransız çıkarlarına hizmet eden taraflarından birisinde yer alarak bazen öz kardeşlerine karşı savaşmalarını anlatan satırları ise tarihin garip ve acı bir cilvesi olmalı. Bu "anlamsız yıllar"ı anlatırken yazar da oldukça sıkılmış olmalı. Bunu kitabı okurken hissediyorsunuz. Kitabı bir belgesel roman olarak tüm okurlara tavsiye ederken özellikle ailesinin herhangi bir üyesi Kafkas göçmeni olan her okur için okunması zorunlu bir eser olduğunu vurgulamalıyım.
02.03.2004

Dan Brown imzalı bu kitap, kurgusu ve yazım kalitesi ötesinde dayandığı belgesel zemin ile dikkati çekiyor. Hrıstiyanlığın temel öğretisi olan "tanrılaştırılmış" İsa öğretisini yerle bir eden yazar, kilse hiyerarşisinin temellerini de sarsıyor. Çok iddialı gelebilecek bu cümlelerimin kitabı okuduğunuzda az bile kaldığını kabul edeceksiniz. Hz. İsa'nın havarilerinden Maria Magdelana'nın aslında Hz. İsa'nın eşi olduğunu ve Hz. İsa'nın soyunun bu kadından dünyaya gelen çocuklar vasıtasıyla "kilise"nin İsa soyunu imha cinayetlerine rağmen bugüne kadar ulaştığını okumak benim için son derece çarpıcı oldu. Bu durum, "ilah" haline getirilen İsa Mesih'in tam da İslam öğretisinde olduğu gibi etten-kemikten bir "insan" olduğunu kanıtlıyor. Şimdiye kadar İslami çevrelerde "babasız" olarak bakire "Meryem"den dünyaya gelmesi ile tartışılan Hz. İsa'nın tevhid anlayışını sürdüren evladları olduğunu öğrenmek tüm Hrıstiyan ideolojisini kökünden yıkıyor. Katolik kilisesinin bu kitabın araştırma döneminde yazarın Vatikan arşivlerinde çalışmasına izin vermesi ise şaşılacak bir şey. Kitapta anlatılan radikal-nefse eziyeti esas alan Opus Dei organizasyonu da İslami zühd ve takvayı esas alan tasavvufi yolları anımsatıyor. Kitabda anlatılan tüm mekanların ayrıntılı fotoğraflarını içeren albumun de yer aldığı yazarın websitesini incelediğinizde eserin Batı Hrıstiyan dünyasında nasıl bir etki oluşturduğunu görmeniz mümkün olacaktır. ( bakınız http://www.danbrown.com ) Leonardo Da Vinci, İsaac Newton, Botticelli gibi cins sanat ve bilim adamlarının "teslis" gibi akıldışı bir öğretiye inanmadıklarını ve tevhidi İslam anlayışına yaklaştıklarını okumaktanm büyük bir keyif aldım.
Kitabdan öğrenilecek o kadar çok şey var ki: Da Vinci'nin Son akşam yemeği tablosundaki sır, son Fransa Cumhurbaşkanlarından sosyalist Mitterand'ın "kutsal kase" tarikatı bağlısı olduğu, Louvre müzesinin önünde inşa edilen cam piramidin hikmeti, PHI (fi) -1.618- sayısındaki ilahi gizem... (Phi sayısının Leonardo Da Vinci'nin eserlerinde "insan"daki ilahi ölçülerin şifresi olan Phi sayısına sadakatini okurken "insan"ın yaratılışındaki muazzam sanatı anlamamak olur mu hiç?) Bu eseri okuduktan sonra Hz. İsa ve Hrıstiyanlık hakkındaki hemen tüm fikirleriniz değişecek. Bir de son yıllarda ülkemizin maneviyatına saldıran Hrıstiyan misyonerler karşısında bir müslüman olarak kendinizi çok güçlü hissedeceksiniz. Opus dei'nin kadın-erkek cinsinin audiovisual olarak ayrıştırıldığı New-York'daki görkemli merkezinin fotoğrafına bakarken "harem" uygulaması yüzünden yıllardır Osmanlı sultanlarına demediklerini bırakmayan özüne yabansılaşmış aydınalrımız acıyla hatırlamaktan kendimi alamadım. Bu kitabı okumak çok kolay şu sıralar tüm korsan tezgahlarında 3-5 milyona satılıyor. Fırsatı kaçırmayın, hem zihin egzersizi yapın, hem de muhteşem bir edebi esere tanık olun... en önemlisi de hayatının her safhası kayıt altına alınmış, tüm hayatı, tüm sözleri bize kadar iletilmiş ve yaşadığı mekanlar ortada olan Hz. Muhammed gibi bir örnek Rasul'ün ümmetine mensub olmanın zevkine varın. Bu zevke paha biçilir mi?
02.10.2003


"Satanist" gençler diye medyaya yansıyan iğrenç vakalar dolayısıyle kaleme alınan bu eserin ele aldığı konuda büyük bir açığı doldurduğu muhakkaktır.
Kur'an-ı Kerim'in Enam Suresi'ndeki 112. Ayet şöyledir: "Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle başbaşa bırak."
Bu ayettten açıkça anlaşılmaktadır ki şeytanların bir kısmı cin taifesindendir; bir kısmı ise insanlardandır. Kur'an'ı anlamadan okuyanların aklının alamayacağı bu durum, nasıl izah edilebilir? Yaşar Nuri Öztürk bu kitabı ile bu sorunun cevaplandırılmasında işe yarayacak argümanlar geliştirmiştir. Anlşıldığına göre bir kısım insanlar işledikleri şeytani işler sonucunda şeytani bir vasıf kazanmakta ve diğer insanları doğrudan, güzelden tek kelimeyle Hakk'ın yolundan saptırıcı bir niteliğe bürünmektedirler. Olaya bu şekilde yaklaşılınca çok şey berraklaşmaktadır. Bir bakın bakalım etrafınıza kimler şeytanın temsilcisi olarak ne işler karıştırmaktalar?
Allah tüm müminleri ins ve cin şeytanlarının tasallutundan korusun.
01.10.2003

Bütün okullarda okutulduğu için hemen herkesin en azından bir kısmını bildiği Dede Korkut Hikayeleri; birer destani öykü olmanın ötesinde X.yüzyıl Türk halklarının bilinç ve bilinçaltını yansıtan birer belgedir. Bugünkü Türk toplumunda yaşayan bütün gelenek ve göreneklerin köklerini Dede Korkut'un dilinden anlatılan bu destanlarda bulmak mümkündür. Oğuz Türklerinden Dede Korkut'un, Türk dünyasının batı bölgesine ait olduğunu ifade edegelen Türkoloji çevrelerinin doğu Türk bölgesinde "Korkut Ata" adı ile yaşayan ve hatta Kazakistan'ın Kızılorda(Ak Mescid) şehri yakınlarında kabri bulunan bir atamız olduğunu bilmeleri gerekir. Hatta bugünkü Kazakistan'da Korkut Ata'ya ait olduğu iddia edilerek notaya alınmış kopuz ezgileri mevcuttur. Boğaç Han'ı ile çocuk ve gençlerimize cesaret veren Deli Dumrul'u ile dünyanın faniliğini, sevginin değerini anlatan Korkut Ata'mızın, Dede Korkut'umuzun devrinin evliyasından bir şahsiyet, bir Allah dostu olduğu benim için apaçık bir gerçektir.