Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
zafer saraç
1980 yılında Elazığ’da doğdu. İlk orta öğrenimimi aynı ilde tamamladı. Laboratuar, Biyoloji ve Tarih eğitimi aldı. Biyoloji bölümünü derece ile bitirdi. Tarih bölümünü bölüm ve fakülte birinci olarak tamamladı. 2019 yılında "Bazı Çin Seyahatnameleri Üzerine Bir Değerlendirme (MÖ 139- MS 984)" isimli tezi ile Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'de Yüksek Lisans öğrenimini tamamlayarak mezun oldu.2015 yılında arkadaşlarıyla beraber Elazığ'da Telmih Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat dergisinin kuruluşunda görev aldı. www.kitapsuuru.com sitesinin genel yayın yönetmenliği, Telmih dergisinin editörlüğü görevini yürütmektedir. Yayımlanmış Seyahat Diyen Kitaplar isimli bir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli yayın organlarında yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.
zafer saraç Tarafından Yapılan Yorumlar
Günümüzde insanların birbirlerini yedikleri bir mecaz ve metafor olarak kullanılır. Oysaki kapitalizm insanları birbirinin kurbanı yaparken bunu sıradanlaştırmak için her türlü süslemeyi yapar. Hız ve haz zamanları öylesine sarhoşluk verir ki güçsüzlerin ezildiği ve insanların dilim dilim doğrandığı fark edilmez. Distopyaların iç tırmalayan yönleri olduğu bilinmesine karşın Arjantinli yazarın anlatısı hissiyatı balyoza çevirip, duygu zemininde derin yarıklar açar. İnsan doğasının çürümüş yönlerinin kokusunu okuruna hissettiren yazarın topluma ve onu yöneten sınıfa da eleştirileri vardır. Tüketim toplumu, insanı çiğneyip, bitirip ve sindirdikten sonra pişkincesine hazımsızlık bile hissetmez. Eriyen ve çürüyen insan, etinin bir başkasının mezesi olduğunun ayırdına bile varmaz. Bazterrica, tiksinilecek bir şeylerin olduğunu insana hatırlatarak, insan doğasının çirkin yönlerinden sıyrılması gerektiğini okuruna öğütler. Sonuçta geçmişte yamyamdık gelecekte insan olmamız zaruret...
İnsanlarla fazla haşır neşir olmak “insan sarrafı” diye bir kavramın oluşmasını sağlar. Kitaplarla da aynı şey söz konusudur. Yani yüzlerce kitabı bilirseniz hangi kitabın hangi insana iyi geldiği de anlaşılır. İnsanın insana derman olmasından yola çıkan Kitapçı Nanako yarım saatlik buluşmalarla insanlar kitaplar önerir. Öyle ki yeni dostluklar, karşılaşmalar, şaşırmalar birbirini izler. Hanada’nın eseri bu manada oldukça farklıdır. Japon edebiyatına, popüler kültürüne ve sosyal yaşamına dair elde edilen bilgilerden özgün bir kitap insan ilişkisi ortaya çıkar. Her şeyden öte Japon edebiyatının böylesine zengin ve şaşırtıcı oluşu ilginçtir. Nanako, Japon yazınını Japon insanına ustaca uydurur. Keşke Türk edebiyatında da aynı tarz bir eser yazılabilse… Edebi zenginlik bir yerde derde derman olacak kitaba ulaşmayı zorlaştırır. Hanada’nın hastalığa göre binlerce ilaç arasından uygun seçimi öneren eczacı modundaki bibliyofilisi örnek teşkil eder. Ne mutlu kitapla insanı buluşturanlara.
Dinlerin, kültürlerin ve kimliklerin kesişme alanı olan bir mekan her şeyden önce iyi bir şekilde tanınmayı hak eder. İnsanlığın ortak mirası söz konusu olduğunda evrensel bir ilgi görülür ki bu normaldir. Ama buna rağmen dünya mirasına karşın bir ilgisizliğin görüldüğü de malumdur. Popüler kültürün körleştirdiği insanlar çoğu zaman tarihe kör baktıkları için geçmişin sayfaları görmezden gelinir. Hele insanda dini kutsallara yüklenen bir saygı edimi yoksa bir mekanın diğerinden farkı yoktur. Böyle bir düzende her ne kadar da kutsal şehirlerle ilgili kitaplara olan alakanın kısıtlı olduğu düşünülse de Kudüs gibi şehirlerin bu dünyanın havasını soluyan herkes tarafından bilinmesi gerekir. Derinlemesine bakıldığında bir mekanın tarihinin sınırları çizilmemekle birlikte kısa ve genel geçer bir anlatı için Kısa Kudüs Tarihi kitabı yeterli malumatı okuruna verir. Kudüs’ü bilmek insanlık tarihini anlamakla eş olduğundan bu tarz kitapların dikkatten kaçmaması evladır.
Bir aile, bir köşk ve derinleştikçe çetrefilleşen aile sırları… Tarık Tufan’ın son eseri kabaca böyle izah edilebilecek olmasına rağmen metafizik bir boyuttan gelen anlatıcının sesi okurun ruhuna defalarca dokunur. Gerçeküstü bir merkezden çıkan bu evvel zaman aile öyküsünün içindeki yaşantılara dair bilinmezler aşikar oldukça asıl gerçeküstülüğün kırgınlığın ve yıkımın posttravmatik etkilerinin bir ömür sürdüğü, hayatların düğümlerinin dille çözüldüğü anların okurun önünde şok etkisiyle arzı endam etmesinde olduğu anlaşılır. Hayat duygusal bir hesaplaşma olmadan bitebilir. Ama bir ömrün hesabının kesildiği o buluşma anlarının ehemmiyeti insanın yüreğine oturur. Ahirete kalmayan bu yüzleşmelerin hayat içinde sıkça yaşanması mümkün olmakla beraber, Tufan’ın anlatısında bu çarpışma anları efsaneleşir. Efsunlu zannı uyandıracak kelimeler su gibi akarken, edebiyat, zevke dönüşür. Sonuçta Tufan’ın her romanında edebi sanatını daha üst noktalara eriştirdiği de kati olarak belirginleşir.
Edebiyatımızda bir Tanpınar gerçeği vardır. Bu gerçek ne kadar vurgulanırsa büyük edebiyatçımızın aziz hatırasına o kadar vefa gösterilmiş olunur. Bu açıdan Murat Menteş’in Tanpınar’ın bedenine kevser suyu dökerek yaptığı bu müstesna kurgu büyük yazarı popüler edebiyat içerisinde yeniden diriltmeye muktedir bir çabadır. Okuyanı metne adapte eden satirik üslubunu ustaca kullanan Menteş, Tanpınar’ın özel hayatını, eşsiz eserlerini, kendine has dünyasını görünür kılar. Klasik Tanpınar portrelerinin dışına çıkan hallerin ise edebiyatımızın usta kalemine yakıştığını belirtmek gerekir. Ayrıca dönemin diline vukufiyetini metnin neredeyse her noktasında gösteren Menteş böylelikle Tanpınar’ın kelimelerini günümüze getirerek Türkçenin zenginliğine zenginlik katar. Üstelik zamanın ruhundan kopanlar da Menteş’in yaratıcılığıyla birleşerek benzersiz bir kurgu halitası oluşturur. Son olarak eserdeki çizimlerin Menteş’in zaten yeterince özgün olan tarzına yeni bir katkı olarak değerlendirilebilir.