Dünyanın önemli kavşak noktaları vardır. Bu kavşak noktaları kültür ve medeniyetin önemli geçiş yolları üzerindedir. Esasında dünya haritasına bakıldığında en köklü medeniyetlerin bazılarının bu kadim coğrafyalarda kurulduğu görülür. İnsanlık tarihi ele alınacağı zaman illaki ayrı başlık altında değerlendirilmesi gereken bu bölgelerin tarihi, insanlığın geçmişinde önemli bir kalemdir. İran da geçmişten günümüze ehemmiyetli bir coğrafya olup tarihçiler nazarında her türlü ilgiyi hak edecek kadar önemlidir.
İran tarihi üzerine günümüze gelinceye kadar birçok eser kaleme alınmıştır. Birden fazla medeniyete, etnik yapıya ve kültüre mekân olan bir coğrafyaya olan bu ilgi gayet normaldir. Rus akademisi, Rus devletinin güneye olan yayılımına bağlı olarak Doğu’nun bu kadim memleketini tarih disiplini manasında deşifre etmeye çalışmıştır. Bu amaçla Rus akademisyenler İran tarihini derli toplu ele alarak lisans düzeyinde öğretim veren kurumların ihtiyaç duyacağı bahsedeceğimiz ders kitabını ortaya çıkarmıştır.
Eser esasında bir ders kitabı olarak tasarlanmış olsa da zengin içeriğiyle genel okur kitlesinin de ilgisini çekmeye matuftur. İran’da kurulan her bir medeniyet üzerine ciltlerce kitap yazıldığı düşünülürse; bilginin tam yekunundan ziyade zenginleştirilmiş bir özetine ulaşmak günümüz insanının tercihleri arasındadır. Bu açıdan Rus ilim adamları önemli bir coğrafyayı ülkelerinde daha bilinir kılma amacını taşımaktadırlar.
Eser altı Rus bilim adamının (birinin muhtemel etnik kökeni Rus değil) ortak bir çalışması olup, her bir bilim adamı genel olarak Doğu, özel olarak İran tarihine dair uzun süre dirsek çürütmüştür. İran’ın eski çağlardan başlayarak yirminci yüzyıla kadarki serüveni yazarların ihtisas alanları paralelinde yazıya dökülmüştür. Eser 32 bölüm halinde tasarlanmıştır. Eserin tanziminde kronolojik bir sıralama esas alınmış olup, ilgili bölümler de kendi içerisinde Antik Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve Yakın Çağ diye tasnif edilmiştir. Her çağ kısmının altında 32 bölüm medeniyetlerin, hanedanların ve önemli siyasi olayların ekseninde sınıflandırılmıştır.
Bölümlendirmede dikkat çeken hususlardan birisi de İran tarihinin 19. ve 20. yüzyıllarına dair kısmının diğer dönemlere nazaran sayfa bakımından ağırlıkta olmasıdır. Bu tarz akademik eserlerde bölümler arasında dengenin olması beklenirken, son dönemlere bu kadar yoğunlaşılmasının sebebi Rus kamuoyunun ilgisine, İran-Rus ilişkilerinin artmasına bağlanabileceği gibi eserin yazarlarının ideolojik ve politik açıdan doygun görüşlerinin son dönemlere dair olduğu fikrini de ortaya çıkarabilir. Ya da okur beklentisinin yazarların tarzında belirleyici unsur olabileceği akla gelebilir.
Aslında eserin zengin içeriğine bakılırsa, Rus akademisinin komşu ülkelerle ilgili önemli çalışmaları olduğu izlenimini edinmek mümkündür. Türkiye bazında düşünüldüğü takdirde ülkemizde benzer çalışmaların daha spesifik ve yetersiz kaldığı savunulabilir. Ama Rus bilim adamlarının başka bir medeniyetin tarihine bu denli vakıf olması Rusya’daki bilimsel anlayışın gelişmişlik düzeyi hakkında fikir verebilir. Bu sayede Avrupa’daki Oryantalist eğilimlerin Rusya’da karşılık bulduğu sonucuna ulaşılabilir. Zaten yazarların biyografilerinde geçen Rusya’da bulunan Doğu Bilimleri Enstitüsü bile Rus akademisinin Doğu’ya olan ilgisini kanıtlamaktadır.
Her tarih eseri yazarının ideolojik ve siyasi yönelimini az veya çok yansıtmaktadır. İran Tarihi eseri de mezkûr tespitten beri değildir. İran tarihinin İlk, Orta, Yeni Çağlardaki anlatısı göz ardı edilecek olursa özellikle son kısımlarında yazarların politik yaklaşımları eserde yer yer kendisini göstermektedir. Hatta eserin ilk bölümlerinde dahi Karl Marx’a ve Friedrich Engels’e ait görüşlerin konuyla az çok ilintili şekilde servis edilmesi bile yazarların dünya görüşünü kanıtlamaktadır. Sık sık Marksist terminolojinin önemli kelimeleri satırlar arasında zuhur eder. Üstelik bu yanlı tutum tarih yazınına da yansır ki çevirmen ara sıra devreye girerek dipnotlar vasıtasıyla okuru yönlendirme gereği duyar. Misal eserin yazarlarından İlya Pavloviç Petruşevkiy’in Türkçe yerine kullandığı Azerbaycanca tabiri çevirmenin dikkatinden kaçmaz ve tabirin yanlışlığına vurgu yapılır. Yine Akhunların etnik kökeninin bilinmediği bilgisine istinaden çevirmen haklı olarak Akhunların Türk olduklarını belirtir.
Yine sosyal sınıfların Marksizm’deki önemi malumdur. Yazarlar, siyasi tarihi sosyal sınıfların mücadelesi vurgusuna yer vererek servis ederler. Bu yüzden sosyal sınıfların ve halk tabakalarının reaksiyonları siyasi tarihin anlatısının baş köşesine oturur. Özellikle halk ve işçi tabakasındaki isyan hareketleri diğer eserlere nazaran çok iyi şekilde tahlil edilir. Tabii bu yazarların bakış açısını yansıtmakla beraber zımnen sunulan teorilere alternatif analizlerin olduğu bilinmektedir. Bu yönden eserin tek yönlü bakış açısından fazlasını yansıtması beklenti dahilindedir. Çünkü eserde tarafsızlığının hissedildiği kısımların okuru daha çok cezbettiği söylenebilir.
Tabii eserin ideolojik yönelimi bir tarafa bırakılırsa İran tarihinin önemli köşe taşları eksiksiz zengin bir anlatıyla satırlara yansır. İran tarihine damga vuran Ahamenişler, Selevkoslar, Partlar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, Safeviler medeniyet bağlamında zengin siyasi anlatıyla detaylandırılır. Adı geçen medeniyetlerin siyasi tarihi tüm yönleriyle anlatılırken, sosyo-kültürel, iktisadi hayatları gibi bilgiler ayrı başlıklar altında söz fazla uzatmadan verilir. Aslında bu bir eksiklik olarak algılansa da köklü bir medeniyet düşünüldüğünde kitabın çapını açacak bir bilgi yoğunluğunun oluşabileceğine binaen yazarların tavrı normaldir.
Yine eserin İran tarihini yirminci yüzyıla kadar ele almasına karşın kitabın yazıldığı tarih 1976’dır. Bu nedenle İran tarihinin 1976 yılından sonraki olaylarına değinilmez. İran tarihinin dönüm noktalarının bu tarihten sonra olduğu düşünülürse eserin güncellenme ihtiyacı ortaya çıkar. Özellikle İran’ın yaklaşık son elli yıllık sürecinin esere eklenmesinin eserin kıymetine kıymet katacağına şüphe yoktur.
Klasik çağlarda verilen bilgilerle birlikte özellikle Safevilerden sonra İran’ın yöneten hanedanların tarihi üzerinde durulur. Özellikle Afşar ve Kaçar gibi Türk soylu hanedanların yönetimindeki İran’ın önemli siyasi olayları detaylı bir anlatıyla sunulur. Tabii yirminci yüzyılda hız kazanan emperyalizm ekseninde bölgeyi ele geçirmeye çalışan ülkelerin siyasi entrikaları sayfalara çok iyi yansır. Özellikle birçok Orta Doğu devletinin yaşadığı bu sürecin ibret dolu hikayesi, sömürgeciliğin zalimane ve insafsız tutumuna ışık tutacak şekilde anlatılır. Tabii Ruslarla İngilizlerin benzer sömürgecilik faaliyetine rağmen hatta Çarlık Rusya’sına sömürgeci sıfatı verilmesine rağmen, eserde Sovyet Rusya’nın İran’a olan yaklaşımı sömürü tavrı olarak nitelendirilmez.
Eserin gayet iyi bir çevirisinin olduğunu söylemek gerekir. Eserin akademik hüviyetine halel getirmeyecek derecede anlaşılır ve yalın bir dille çevrilen eserin bu sayede okurun ufkunu açacağına şüphe yoktur. Özellikle yazarların bazen sıkıcı gelebilecek Marksist jargonu dahi çevirinin gücü sayesinde silikleşmektedir. Zira her daim Marksist tarih söyleminin sıkıcı anlatımının satırlara yansıdığını söylemek güçtür. Ama buna rağmen gözden kaçan yazım yanlışları azımsanmayacak kadar fazladır (Örneğin 19. yüzyıl anlatılırken başlıkta Sasaniler kelimesi kullanılmıştır). Tabii kitabın çapı düşünüldüğünde bu durumun göz ardı edilebilir. Yine eserde yerinde kullanılan resimlerin, kronoloji ve dizin kısmının eseri zenginleştirdiği bir gerçektir.
İran’la ilgili akademik camiamızın ürettiği kaynaklar kadar yabancı tarihçilerin yazdığı kaynaklarda kıymetlidir. Ülkemizdeki çeviri faaliyetleri bu yüzden mümkün mertebe artmalıdır. İran tarihine dair ülkemizde yazılan kaynakçanın bu sayede daha fazla zenginleşeceği malumdur. Her ne kadar eserde Türklerle İran’ın ilişkisine dair vurgular az olsa da Türkler için İran coğrafyası çok önemlidir. İran’da imparatorluk serencamına sahip Akhunlar, Selçuklular, Safeviler gibi devletler Türkler tarafından kurulmuştur. Yine bölgeyi uzun yıllar yöneten Kaçarlar ve Avşarlar gibi hanedanlar Türk soyludur. İran coğrafyasının ana insan kitlesinin büyük bir kısmını uzun süre Türkler oluşturur. Bütün bu bilgiler bile kitabın nazarımızda ne kadar kıymetli olduğunun kanıtı gibidir. Bir nevi İran tarihine hâkim olmak, Türk tarihine hâkim olmaktır. Bu yüzden eserin yüksek önemi haizdir.