Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930

E-Dergi

zafer saraç

1980 yılında Elazığ’da doğdu. İlk orta öğrenimimi aynı ilde tamamladı. Laboratuar, Biyoloji ve Tarih eğitimi aldı. Biyoloji bölümünü derece ile bitirdi. Tarih bölümünü bölüm ve fakülte birinci olarak tamamladı. 2019 yılında "Bazı Çin Seyahatnameleri Üzerine Bir Değerlendirme (MÖ 139- MS 984)" isimli tezi ile Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'de Yüksek Lisans öğrenimini tamamlayarak mezun oldu.2015 yılında arkadaşlarıyla beraber Elazığ'da Telmih Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat dergisinin kuruluşunda görev aldı. www.kitapsuuru.com sitesinin genel yayın yönetmenliği, Telmih dergisinin editörlüğü görevini yürütmektedir. Yayımlanmış Seyahat Diyen Kitaplar isimli bir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli yayın organlarında yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.

zafer saraç Tarafından Yapılan Yorumlar

08.01.2026

Yirminci yüzyıl dünyanın ufuklarının ideolojik olarak kızardığı kızılın farklı tonlarının ülkeler dolaştığı bir dönemdir. Bu dönemin iki kutuplu dünyası bir çok kırılma anını içerdiği gibi casusların savaşı da hiç olmadığı kadar etkilidir. Ülkemizde polisiye kapsamına giren eserlerin casus hikayelerine pek yüz vermediğinden olsa gerek Batı’daki zengin literatürün benzeri Türkiye’de oluşmaz. Ama Taner Ay’ın eseri bütün ezberleri bozacak Batılı emsallerinden geri kalmayacak bir zindeliğe sahiptir. Güçlü kurgusu ile eser yirminci yüzyılın derin siyasi kırılmalarını zincir biçiminde birbirine bağlayarak birçok tanınmış simayı ve akıllarda kalan olayı silsilesine ekler. Üstelik çatışma, kovalamaca, değişen kimlikler, esaret, intikam vs. derken maceranın bin bir türü bu tarz okumaya hasret okuru doyurur. Müellifin birikimi eseri zenginleştirirken okur bazen bu güçlü aktarıma ayak uydurmakta zorluk çeker. Çünkü az sözle çok şey anlatma yetisinin en rafine hali satırlara yansır.
08.01.2026

Avrupa’nın kalbine kadar inerek yaklaşık 250 yıl kadar bölgede kalan ve siyasi ilişkileriyle Doğu Avrupa’nın bugünkü haritasının şekillenmesinde rol oynayan bir Türk kavmi hakkında yeterli çalışmanın olmaması esef vericidir. Bozkırlı ve at üstünde fırtına gibi esen Türklükleri tartışılmayacak kavimlerle aynı tarihi duruşu sergileyen Avarlar hakkında bu tarz araştırmaların yapılması sevindiricidir. Adı geçen çalışma Türkçedeki büyük bir boşluğu doldurmaya namzettir. Özellikle alana yönelecek yeni araştırmacılar için eserin rehber misyonu görecek olması bir nebze de olsa yüreklere su serpmektedir. Bununla birlikte eserde sunulan kaynakça Avarlar hakkına kaynak yetersizliğinden çalışma yapılamadığı savını çürütecek şekildedir. Sonuçta Avarlar Avrupalılardan çok bizim tarih ve kültürümüz için anlam ifade ederler. Eserde bahsedilenlerden bunu anlamak gayet kolay. Ama aksine sanki bir Avrupa kavmiymişçesine akademik dünyamızda yabancı statüsünde gibidirler.
31.12.2025

Avrupa mevzuundan söz açılırken muhakkak Orta Çağın karanlığına vurgu yapılır. Feodalizm, skolastik düşünce, Hristiyanlık yorumları ise karanlığın kara şemsiyesinin altında yer alır. Oysaki Avrupa medeniyetinin tekamül safhalarında her bir basamağa yerleşen kavramların yeterince netleştirilmemesi, yanlış algıların oluşmasına neden olur. Analitik bir bakış açısıyla yaklaşıldığında birçok ezberin bozulduğu görülür ki Avrupa’nın yeniden doğuşu öncesi zuhur eden doğum sancılarının iyi idrak edilmesi gerekir. Dinçarslan yaptığı çözümlemeler ve birçok rafine kaynaktan özümsediği bilgilerle giriş kabilinden düşündürücü bir tez üzerine eserini bina ederek, Orta Çağ karanlığına aydınlık bir parantez açar. Türk entelektüelinin bin yıllık ezberlerin altına imzasını atmaktan imtina etmediği bir dönemde nehrin akış yönünün tersine giderek ders vermeye çalışmak, bu yönde cesur adımlar atmak kıymetlidir. Sıradanın dışına çıkan özgün yorumları ve zengin bakış açısını gözden kaçırmamak gerekir.
31.12.2025

Kimsenin ölmediği bir cinayet olayı illaki polisiyenin ruhuna aykırıdır. Ama hümanist söylemlerin paralelindedir. Ya da Agatha Christie romanlarında olduğu suçluların ustaca planlanan cinayet planlarıyla öldürüldüğü, tanrısal adalete ulaşan, bir son daha insanidir. Oysaki ölümün olmadığı cinayet olayı delicedir. Ali İpek’in ödüllü öyküsü de delilikten beslenen akilane bir anlatıdır. Deliliği kendisine nişane yapan karakterlerin attığı her düğüm çözülmeye yeltenilmeyecek kadar kaotiktir. Bu kaostan çıkan, sorgusu bile akla ziyan gelen, polis soruşturma dosyası ise bir yandan gizemiyle merakı kamçılarken bir yandan da okuru delinin kuyuya attığı taşın peşine düşürür. Okur sonuçta kuyunun dibindeki taşa ulaşır. Ama gerçeği göğe bakınca görür. Üstelik mesele hiçbir şeyin görüldüğü gibi olmaması ya da çarpıcı son değildir. Ali İpek’in bu eseri okumayı zevkli bir eyleme dönüştürerek, doyurucu edebi hazzı yaşatarak okura kurgunun etkisini unutturur. Ayrıca deliliğin şiirselliği cezbedicidir.
31.12.2025

Çocukluğu, gençliği ve yetişkinliği bünyesinde barındıran, insanları hatıralarla kendisine bağlayan mekanın yaşayan için ayrı bir albenisi vardır. Ne kadar iyi anlatılırsa okuyanı o kadar iyi içine çeker. Belirli bir süreden sonra özlem duyulan mekan değil de geçmişe öykünme şeklide ortaya çıkar. Bu nedenle yaşlılığın penceresinden geçmişe bakanlar hep anılara sarılırlar. Salkım Sokak’ta anıları olan Mert çocukluk aşkından, hayallerinden, gülümseten anlarından, aile ortamından, küskünlüklerinden, mutluluklarından, çıkmazlarından, acılarından vs. bahsederek hatıralarından güzel bir metin inşa eder. Klasik hatıratların kalıpları yeri gelir kurguyla kırılır. Bazen üst perdeden mahalle kültürü idealize edilir. Zira insanın insana madden yakın ama manen uzak olduğu apartmanların dünyasında komşuluk kültürünün insanları birbirine bağlayan yönleri sadece Mert için değil “nerede o eski zamanlar” diyen herkes için manidardır. Sonuçta Salkım Sokak sıcaktır. Çağımızın soğuğunu ısıtacak kadar...