Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

zafer saraç

1980 yılında Elazığ’da doğdu. İlk orta öğrenimimi aynı ilde tamamladı. Laboratuar, Biyoloji ve Tarih eğitimi aldı. Biyoloji bölümünü derece ile bitirdi. Tarih bölümünü bölüm ve fakülte birinci olarak tamamladı. 2019 yılında "Bazı Çin Seyahatnameleri Üzerine Bir Değerlendirme (MÖ 139- MS 984)" isimli tezi ile Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'de Yüksek Lisans öğrenimini tamamlayarak mezun oldu.2015 yılında arkadaşlarıyla beraber Elazığ'da Telmih Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat dergisinin kuruluşunda görev aldı. www.kitapsuuru.com sitesinin genel yayın yönetmenliği, Telmih dergisinin editörlüğü görevini yürütmektedir. Yayımlanmış Seyahat Diyen Kitaplar isimli bir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli yayın organlarında yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.

zafer saraç Tarafından Yapılan Yorumlar

16.12.2025

Mango Sokağı karakterleriyle canlı bir dünya parçası… Herkesin kendi dünyasını iyi kötü çizebildiğini düşünürsek Cisneros’un basit bir iş yaptığı düşünülebilir. Ama işin açıkçası sıradan anlatımdan çoğu zaman beklenti düzeyini aşacak bir şeyler çıkmaz. Küçük mahalle dedikoduları gibi algılanabilecek şeylerin ilk aşamada süzülmesi gerekir. Gözlem dahilinde olan olayların anlatımı ise etkileyicidir. Kurgunun gerçeklik düzlemine erişemediği metinlerde hep okurun gözü bu nedenle hatıratları arar. İşte Cisneros bu aşamada devreye girerek kurguyla yaşanmışlığı sokağın genç misafirinin dilinden gözlem gerçekliğiyle verir. Yani deyim yerindeyse Cisneros bir Latin gettosuna okuru misafir eder. Farklı bir kültür ortamından ses verilmesine karşın öteki olmanın, gurbeti yaşamanın, kültürel şokların ve kimlik buhranlarının anlatımı etkileyicidir. İnsani olanın ortak payda şeklindeki sunumu ise okurun kendinden bir şeyler bulmasının önünü açar. Kısacası anlatıcı Esperanza'yı yabana atmamak gerekir.
09.12.2025

Hayatın her saniyesiyle bilinmezlere gebe olduğu, insanoğlu tarafından çok iyi bilinir. Kitaplar hayattan damıttıkları izlekler üzerinden kurgu haline geldikleri için her edebi yazının doğasında da bir bilinmez vardır. Ama mevzu bir milletin tarihine nazire olacaksa ve bu milletin adı Türk ise; acı ve keder mukadderdir. Çünkü Türklük tarihin her döneminde sürgünle, kaybedilen toprakla ve bitmek bilmeyen göçle sınanır. Misal Karadeniz’in kıyısındaki güzel vatanımız Kırım’dan kopan canların kan damlası misali Türk coğrafyalarına akması, tarifsiz travmaları etnik hafızamıza kaydeder. Bu açıdan düşünülürse, unutmadığımız acılar milletimizi birbirine daha iyi bağlar. Hülya Demir’in acıyı kanıksatan Kırım Tatarlarının göç macerasını anlatan eşsiz kurgusu aldığı ödülü sonuna kadar hak ettiğini kanıtlar. Canlı karakterler, sürükleyici olay örgüsü ve zamanın ruhunu yansıtan anlatım okuru sımsıkı sarmalar. Zaten bir eserin okuru doyurması bahsedilen roman bileşenleriyle doğrudan ilgilidir.
05.12.2025

Devrin propaganda dönemi olduğu belli… Medyanın hemen hemen bütün unsurlarının kullanıldığı dönemimizde artık geliştirilen söylemlerin çok tekrarla zamanla gerçekmiş gibi algılanır hale geldiği malum. Antisemitizm son zamanlarda ırkçılık karşıtlarının şiddetle karşı durduğu bir fikir cereyanı… Ama garip olan böyle -izm’in nasıl revaçta olduğu… Zira şiddet, kapitalizm, devlet terörü karşıtlığı bile yeri geldiğinde antisemitizm damgası yer. Oysaki yanlışın toprağı nasıl ve ne şekilde kazılırsa kazılsın altından gerçek çıkmaz. Zizek, Badiou, Hazan gibi entelektüeller yaratılan sahte antisemitizm algısının mesnetsizliği üzerine oynayarak Siyonist söylemin deyim yerindeyse ipliğini pazara çıkarır. Aydının görevi budur. Gerçeğin üstünü kapamak için yavuz hırsız misali davrananlara karşı fikir ahlakına sahip birilerinin konuşması gerekir. Antisemitizm gerçekten var mı? Zizek’in makalesi sisi pusu dağıtacak kadar etkili… Dikkatten kaçırılmamalı…
05.12.2025

Baharın uzak mı, yakın mı olduğu bilinmez. Ama bir gerçek var ki Ekici’nin hikayeleri baharı okurun ayağına getirir. Sevecenliğin ve candanlığın yaşanmışlıkla sarmalandığı bu öykülerin küçük tebessümler yaratmadaki mahareti ise her türlü takdiri hak eder. Üstelik okurda sadece tebessüm oluşturmakla kalmayacak düşündürücü satırların çok şey anlattığını görmek mümkündür. Karakterler ise evlere şenlik… Kahramanlarda öylesine güçlü ve gerçekçi bir tasarım söz konusu ki bazıları satırlardan çıkıp yaşamda karşılaşılan bir tiplemeye dönüşebilir. Malum öykü dilinin her yere girmesi olağandır. Ama Ekici ilk kez bir kitap fuarının içine girerek yazarın gözünden büyük salonların kitapla dolduğu o dünyayı anlatır. Bundan sonra ise özgün trajikomik fuar tespitleri ortaya çıkar. Sonuçta kitap fuarlarının müdavimi olanların Ekici’yi anlayacağına şüphe yoktur. Zaten yazarların büyük sözlerle anlaşılmadığı bir dünya düşünüldüğünde Ekici’nin küçürek öykülerinin başarısı daha iyi anlaşılır.
30.11.2025

Denize yüzünü dönmüş insanların hayatı algılayış biçimlerinin sırtını verdikleri karadan köken almasına karşın ummanın içinde kaybolmak için neden çoktur. Deniz akla dokunduğu gibi düşünce ufku genişler. Bir kere efsanelerle sarmalanmış insana evrensel doğa yaklaşımını öğütleyen öğretinin kadim sesi insanın kulağında çınlamaya başlar. Denize dost olanın insana ve ondan kaynaklanacak bütün kötülüklere düşman olması ilk aşamada akla gelebilir. İşte Ahmet Büke efsanevi denizin dost, insanın düşman olduğu gerçeğini anlatısının omurgasına oturtarak eşsiz bir hikâye kurgular. Deniz, her ne kadar merkezde konumlansa da anlatıyı sırtına yükleyerek denizden çok yukarılara zirvelere çeken canlı karakterler mekanı neredeyse ikinci plana iter. Sadece Deli İbram lakabına nazire eden akilane felsefesiyle tek başına dünyadır. Zaten roman okumak farklı dünyaları ziyaret etmek değil mi? Büke'nin çizdiği dünyalar ziyareti hak ediyor. İyi okumalar.