Toplam yorum: 3.284.424
Bu ayki yorum: 5.930
E-Dergi
zafer saraç
1980 yılında Elazığ’da doğdu. İlk orta öğrenimimi aynı ilde tamamladı. Laboratuar, Biyoloji ve Tarih eğitimi aldı. Biyoloji bölümünü derece ile bitirdi. Tarih bölümünü bölüm ve fakülte birinci olarak tamamladı. 2019 yılında "Bazı Çin Seyahatnameleri Üzerine Bir Değerlendirme (MÖ 139- MS 984)" isimli tezi ile Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'de Yüksek Lisans öğrenimini tamamlayarak mezun oldu.2015 yılında arkadaşlarıyla beraber Elazığ'da Telmih Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat dergisinin kuruluşunda görev aldı. www.kitapsuuru.com sitesinin genel yayın yönetmenliği, Telmih dergisinin editörlüğü görevini yürütmektedir. Yayımlanmış Seyahat Diyen Kitaplar isimli bir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli yayın organlarında yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.
zafer saraç Tarafından Yapılan Yorumlar
Yazarının yardımcısıyla eserini yazmış olmasına karşın Shakespeare’in sihirli dokunuşları eserde kendisini gösterir. Tiyatroda yandığı düşünülen bir metnin günümüze ulaşmış olması hesap edildiğinde Cardenio için tek şey düşünülebilir: İyi ki yanmamış Despotizmi Zorba namlı karakteriyle eleştiren Shakespeare kurguyu dramın merkezine çekmeyi, her zaman olduğu gibi, ustaca yapar. Buhranların, umutsuz bekleyişlerin, karamsar sözcüklerin şiirsel sunumuyla beraber insanoğlunun içindeki kötü fıtrat da karakterlerin dillerine çok güzel yansır. Aşkın içine kazınmış olaylarla birlikte karakterlerin insani yanlarını ortaya koyan iyilik ve kötülük iştiyaklarının sahnede daha iyi görüneceği rahatlıkla tahmin edilebilir. Ama karakterlerin dilinden dökülen sözler o kadar etkilidir ki sahneye lüzum kalmaz. Şüphenin, sadakatin, tutkunun vb. aşkla ilişkisini görmek için İngiliz yazarın her eseri doyurucudur. Cardenio’nun esin kaynağı Cervantes’in Don Kişot’u olsa da özgünlüğü Shakespeare'e aittir.
Bir şehrin banliyösünde meydana gelen değişim bireylerine nasıl yansır? Varoş kültürünün ve gecekondu dünyasının hoş bir hatıra olarak anılması mı, yoksa tamamen unutulması mı söz konusudur? Hwang Sok-yong taşradan merkeze uzanan hikayesiyle âşkın hayatın keşmekeşine karşın en güçlü direnç noktası olduğunu kanıtlamaya çalışır. Aslında değişen dünyanın koca bir öğütücü misali maddi manevi her şeyi yok ettiği bir ortamda geçmişin ipine sarılmanın makul olmaktan ziyade nostaljik olduğu söylenebilir. Nostalji farklılık arayanları tatmin edebilir. Ama kırık kalpler için geçmiş; aranılan, istenilen, değiştirilmesi hayal edilendir. Hwang Sok-yong eserinde geçmişi uykusundan uyandırarak öykünmeyi drama çeviriyor. En nihayetinde bazen mutluluk aramakla dahi bulunmaz ama düşünmekle şahsi tatmin mümkündür. Geçmiş, bir hafıza egzersizi kadar yakındır. Uzakların nasıl yakın olduğu Hwang Sok-yong'un eserinde aşikar kılınır. İyi okumalar...
Zamanın insana en büyük hediye olduğu fikri gibi en büyük ceza olduğu da söylenebilir. Hesap edilen olası bütün acılardan daha fazlasını içeren bir şey varsa o da ayrılık ve gurbettir. Zaman su misali akmasına karşın hiçbir hatıra parçacığı zamanın nehrinde kaybolmaz. Bedenin çöktüğü an da bile zihin geçmişin anılarını bir bir dökmeye muktedirdir. Afrika'dan Avrupa'ya uzanan çetrefilli etnik mevzularla kendisini gösteren bu eserde Gurnah Batı'ya ılımlı fakat gerçek yüzünü ihmal etmeksizin bakar. Belki de etnik uzlaşı için dilini sivriltmeden muhatabını rahatsız etmeden anlatısını şekillendirir. Ama öteki olmanın sorunları Gurnah'ın bahsettiklerinden fazlasıdır. Bu manada etnik hesaplaşmadan ziyade geçmişini karşısına alan karakterlerin yürek burkan hikayeleri ön plandadır.
Çoğu zaman bir mekan, bir yolculuk, bir kelime insanın geçmişini hatırlaması için yeterli bir imgedir. Malma İstasyonu da geçmişin şimdiye yansıdığı; mekanın, zamanın hayal perdesinde anlam kazandığı bir yer. İstasyonlar tren yolculuklarının durakları olduğu gibi; insanın da hayat yolculuğunda soluklandığı yerler vardır.En güzel düşüncelerle geçmişin ziyaret edildiği bu duraklarda hatıralar bir bir ruhtan zihne yansır.Geçmişin masalsı anlatısı bazen birçok ayrıntıyı olduğu gibi gizemleri de açığa çıkarır. Bir ailenin üç nesil boyunca süren hikayesinin içine sırlanmış bilgiler kendilerini kolay ele vermezler. Ama olaylar öylesine izler bırakır ki izlerin birleştiği zihnin tuvalinde harika resimler ortaya çıkar. Schulman böyle bir resim çizer. Ama bir farkla siyah tonlar tuvale hakimdir. Siyahın içindeki renk umudun diliyle Yana ismiyle tecessüm eder. Yana gibi kahramanların anlatıları kesişir, çarpışır, bakış açıları değişir; gerçek, böyle bir anlatının göbeğinde filizlenir.İyi okumalar
Kayıp kitaplar ilgi çekicidir. Zira edebiyatın toprağında gizli hazineler hep böyle çıkar. Celine’in eseri de kayıpken bulunmuş bir savaş tasviridir. Kahramanın gözünden kaosun, curcunanın, dehşetin, yıkımın, çürümenin iyi bir anlatısıdır. Savaşın meydana getirdiği fiziksel ve ruhi yıkım Celine’in anlatısının otobiyografik öğeleriyle gayet güzel birleşir. Travma sonrası stres bozukluğunun yarattığı o meşum ruh hali anlatanın dilinden dalga dalga okurun hayal dünyasına yayılır. Gerçeğin gerçek bir şekilde anlatımı en iyi ifadesini Celine’nin diline yansıyan bol argolu erkek jargonunun dışa vurulmasıyla bulur. Hatırat özelliğini gösteren bu günlük şeklindeki roman denemesinin sayfalarının eksik olduğunu da belirtmek gerekir. İlerleyen günlerde tamamını bulunması ise edebiyat dünyasını yeni bir hazineye kavuşturacaktır. Ancak Celine’ninki gibi güçlü bir edebi dil binlerce ayrıntının olduğu harp dünyasını deşifre edebilir.