Toplam yorum: 3.284.947
Bu ayki yorum: 6.453

E-Dergi

KY-508588 Tarafından Yapılan Yorumlar

19.10.2011

Uzun süre yaşadığı uzak doğu ve ait olduğu batı arasında mekik dokuyarak, kanserine başkaldırıp çare arayan Terzani’den en çok irdeleme ve karşılaştırma yaptığı ABD ve Hindistan hakkında bazı tanımlamalar:
ABD: Hileli-teknik nedenli sevimli-sıcak ilk tavır, sonraki tüm ilişkilerde kuşku ve savunma; para oyunları ile yoksullar yaratan gerçek teröristler; zengin; güçlü; huzursuz; doyumsuz; iyi yemekler veren çalışma kampı; herkes, bir başkasının kölesi olan yöneticinin kölesi; özgürleşeceği beklenen Afro-Amerikalıların, her gelen göç dalgası ile daha da arkaya itildiği; doğuran kadının 2 hafta sonra işe başlamak zorunda olduğu; bir çocuğun TV’de yılda 2000 cinayet izlediği; sen 2 tavuk ben 0 tavuk yediğimde ortalama 1 tavuk yediğimizin hesaplandığı; her şeyin tadının çıkarılması zorunluluğunun bıktırdığı; bir genç kadının hayatını doldurup geldiği valiziyle, New York’da (insan fırını, mülteci kampı) savaştıktan sonra 10-20 yıl içinde kimsesiz-hüzünlü orta yaş kadına dönüşmesi; derisinin altında olmaktan memnun hiç kimseyi tanımadığım yer.
Hindistan: Merhametsiz; pis; yoksul; hastalıklı; hırsız; yalancı; umarsız; namussuz; tabusuz; tarihsiz; reenkarne; zıtlıkların birliğinin ülkesi; evrensel bütünlük algısı; dairesel zaman algısı; fethetmeme geleneği; kastlar ülkesi.
Yazar, “bir kez atlantiği geçtiğimizde daima yanlış yakada olacağımız, kuyudan ötesini bilmeyen kurbağaya okyanusu anlatamayacağımızı ve artık göçmenlerin oylarının belirlediği bir referandum ile Floransa Katedralinin yerine otoparkın yapabileceğimizi bu dünyada, artık, "basiti önemli kılmaya ihtiyaçsız gerçek bir entelektüel olarak, koşmak için koşan/ hiçbir yere varmamak üzere giden ve adsız olarak hayata devam edebilen biri olmak istiyorum" diyor. Ferda Nihat Köksoy
19.10.2011

Frank Furedi, entelektüelliğin “gerçek ve mükemmelin arayışı” olduğuna; profesyonel ile entelektüel arasındaki farkın, “vicdani sorumluluk ve ne pahasına olursa olsun gerçeğin peşinde olma” noktalarında yattığına vurgu yapıyor. Çok zenginlerin bile zor kurtulduğu can sıkıntısına, Schopenauer’in “zihinsel ihtiyaçların olmadığı durumda, zihinsel zevk ve rahatlama olmaz; can sıkıntısı bitmez” cümlesi ile entelektüel bir gönderme yapıyor.
“Piyasanın goods (nesneler), entelektüellerin ise good (iyi) ile ilgilendiğini” belirtip, günümüzdeki bilgi üretiminin bu anlayıştaki piyasanın ve işlevselliğin baskısı altında olduğunu anlatıyor.
Kuantum fiziği, şüphecilik ve görecelik kavramlarının, “nesnel gerçeklik yoktur” nihilizmi ile gerçeği bulanıklaştırma amacıyla; “başkalarının güçsüzleştirilmesi pahasına güçlenmek” anlamı taşıyan “seçkincilik” kavramının da, halkta tepki yaratarak kalite yükseltme taleplerini baltalamakta kullanıldığına işaret ediyor.
Sistemin amacının, “gerçek/kalite yükseltme/mükemmelleştirme” ile ilgilenmeksizin, “seçkinlere lanet okuma/katılım sağlama/irtibatlandırma/dahil etme/demokratikleştirme” kavramları ile halkı pohpohlayıp çocuklaştırarak, “kontrolü kolay toplum yaratma” olduğuna dikkat çekiyor.
Yazar, büyük bir iyi niyetle “entelektüel /akademi ile piyasa/halk arasındaki kopukluğun ve piyasanın bunu kullanışının” eleştirilerini yaparken, çelişkinin nedeninin, “çalışanların yaptıklarına yabancılaşması” yani “kapitalist ilişki/üretim tarzları” olduğunu gözden kaçırmıştır. Zorunlu çalışma açmazından kurtarılacak olan insan, evreni anlamaktaki/gerçekteki lezzeti öğrenecek; kendi alanının mükemmelini kendisi dönüştürüp-yaratacak; piyasa ve başkalarına bırakmayacaktır.
Ferda Nihat Köksoy
14.10.2011

Çok zekice yazılmış, yaratıcılık ve estetik dolu bir tarih, felsefe, ahlak, modernite, üniversite ve bilim eleştirisi olan roman, zamanı belirsiz Konstantiniyye'de ve onun en büyük üniversitesinde geçiyor. Profesör Bahtıyar Bahtıkara, kendisinin de hiçbir şey bilmediği Uruklar hakkında tez hazırlatmak üzere 4 öğrencisini görevlendiriyor ve onlardan gelen makaleleri, alışılagelmiş tarih tezleri hakkındaki ironiler ve dil oyunları ile yorumluyor (dil oyunlarını çözebilmek, ya birkaç dil bilmeyi, yada Google'ı gerektirecek boyutta). Başta üniversite olmak üzere, varolan sistemin/yöneticilerinin/ahlakın eleştirisi ile ilerleyen roman, eski ile yeninin çelişkilerini de çekici tartışmalarla irdeliyor. Bilim-kurguyu son derece gerçeğe yakın ve polisiye tarz ile kullanan yazar, dünyanın gidişatındaki egemen Sosyal Darwinist mantığın, ölümsüzlük ve genç kalmak uğruna neleri feda edebileceğini ve sonunda nasıl bir dönüşüme gebe olduğunu, acımasız bir tutarlılıkla ve ustaca ortaya koyuyor. Benim gibi bir sosyalistin iyimser gelecek tahayyülüne ters olsa da, çok dürüst ve ustaca yazılmış olan romanın, Türkiye edebiyatında bir köşe taşı olacağını düşünüyorum. Nur içinde yat Ali Teoman.
Ferda Nihat Köksoy
12.08.2011

Yazar, savaş sırasında Berlin'i / insan ilişkilerini ve İş-aş baskısnın ne demek olduğunu etkileyici bir gerçekçilikle anlatıyor; keşke çevirisi de yazara eşlik edebilecek akıcılıkta olabilseydi.
Ferda Nihat Köksoy
12.08.2011

Chris Cleave, kitabında kullandığı "dünyadaki tüm şiddetler denizler gibi birbirine bağlıdır"; "teröre karşı, insanlar evlerine çekilip sıva yapıyorlar"; "büyük patlama sırasında patlama yerinde olduğumu bildikleri halde, kimse ölüp ölmediğimi merak edip aramadı; herkes kalpsiz ve soğuk; aslında ben de herkes gibi soğuk ve kalpsizin tekiyim" gibi cümleleri ile şiddet/terör ve kent insanlarının yalnızlık/anlamsızlık/vefasızlık/tavırsızlık sorunlarına dikkat çekmeye çalışıyor. Radikal müslümanları çay içmeye, yeni bir hayat kurmaya ve dünyayı tek parçaya dönüştürmeye çağrı yapıyor.
Ferda Nihat Köksoy