Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Mehmet Utku Yıldırım

1988’de doğdu. Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Öyküleri Trendeki Yabancı, Öykü Gazetesi, Sonlu Sonsuz Fanzin, Kafkaokur gibi dergilerde yer aldı, Dedalus Kitap tarafından Asker Daha Fazla Elliott Smith Dinlemek İstemiyor adıyla kitaplaştı. Okuduğu metinleri kitaplardananlamayanadam.com’da inceliyor.

Mehmet Utku Yıldırım Tarafından Yapılan Yorumlar

Bir hocamızın önerisiyle okudum.
* Bölüm epigrafları. Romanların bölümlenmesi kurgu gereği, evet. Bu konuda kaygısı olan yazarların ellerini sadece bölümlemeyle kaldıkları, başka hiçbir şekilde okuyucuya karışmadıkları için öperim, çok süper insanlardır bunlar. Fakat... Her bölümde ayrı bir epigraf? Direkt "şöyle okuyunuz" demekten bir farkı yok ki? Bırak ben nasıl hissedeceksem öyle okuyayım. Çünkü bir bütün olarak roman derim ben de. Dune'a bak mesela; adam öyle epigraflar yazmış ki oha diyorsun, hiç o iticilik oluşmuyor. Muazzam örnektir Dune epigrafları, ayrı bir kitapta toplasan sırıtmaz. Kafka'nın Aforizmalar'ına beş basar.
* Doldurma fikirler. Güzel düşünceler var, evet. Romana tam olarak yedirildiklerini söylemek zor. Çıkıntı gibi kalıyorlar biraz. Ortamda koyu sohbet var, bir anda kadınlar hakkında çok derin, çok felsefik geyikler dönüyor. Canlandıramıyor insan, gerçeklik duygusu uyanmıyor.
Daha da yazmayayım derken aklıma Meriç geldi. Şu romandaki çoğu insan Meriç'e uyuz olur ama bence en başarılı, en doğal karakter Meriç'ti. Ailesi savruk, sahip olma duygusu bastırılmış, annesinin travmalarıyla büyüyor, Ada gibi el bebek gül bebek, abla gibi bir insan var yanında. Her şeyi içinde yaşıyor, elde etmek istediğini elde ediyor en sonunda. Böyle bir roman. Çok, inanılmaz çok boş vakti olan okusun. Yoksa önceliğiniz olan kitaplara yönelin. İyi günler.
Biraz haksızlık ettiğimi düşündüm. Postmodernist öğeler, medyalararasılık ve metinlerarasılık açısından değerli bir eser. Çokseslilik, aynalı bölüm, isim sembolizasyonu da başarılı. Kitabı hâlâ beğenmemekle birlikte bunların hoş olduğunu düşünüyorum. Evet.
Biz İnsanlar, 1939'da yazılmış. Yazılış tarihinin bir önemi var. Azıcık anlatacağım:
Şimdi Nazım Hikmet'le Peyami Safa bir ara dostlar, böyle yakın dostlar hem de. Nazım Hikmet, Peyami Safa'yı siyasi görüş açısından kendi tarafına çekmek istiyor, bu yönde girişimleri var sürekli olarak. Fakat Peyami Safa, "Bak dostum, sen benim dostumsun ama ben senden demokrasi durağında ayrılırım," diyor Nazım Hikmet'e. Sonradan bir katakulli oluyor; Peyami'nin ağabeyi İlhami Safa'ya bir komplo kuruluyor ve İlhami tutuklanıyor. Bunun arkasında Nazım'ın olduğunu düşünüyor Peyami, fena giydirmeye başlıyor. Zaten sonradan TKP'nin "ajanı" olduğu ortaya çıkan Nazım'la yollar tamamen ayrılıyor, artık ağız dalaşına dönüşüyor olay. Fakat bir zamanlar Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nun Nazım'a ithaf edilmesinin gösterdiği gibi arada derin bir dostluk vardı. Bu ithaf olayı 1931'de. Buradan şuraya geleceğim; Biz İnsanlar'daki Süleyman, gayet Nazım olabilir. Evet, onca şeyi bunun için söyledim.
Safa'nın romanları otobiyografik öğeler taşıdığı için bu çıkıntı kısımların cevabının yine Safa'nın hayatında gizli olduğunu düşünüyorum. Ne yaşadıysa anında romanlara koyan Safa, Rehber-i İttihad Mektebi'nde öğretmenlik yapmış. Bu öğretmenlik ve öğretmenlik yapmasına sebep olan parasızlık, direkt romanda gösteriyor kendini. Sözde Kızlar, Yalnızız gibi romanlarla paralellikler taşıyor Biz İnsanlar. Mütareke yılları, Doğu-Batı meselesi, yalılar… Yine bir Jön Türk giydirmesi var, Peyami Safa bunu hep yapıyor. Adamın canına öyle bir tak etmiş ki her romanında bir eleştiri mutlaka oluyor.
Böyle. Güzel roman, okunsun.
Sene 1998. Bir adet doktorumuz var, işe gitmek üzere evden çıkıyor. İşine gidemiyor. Arabası bir yere, kendi bir yere uçuyor. Bir de bakıyor, gelecekte. Geleceğin toplumu acayip; 20 yaşına kadar falan yaşıyorlar. Çünkü ilerki nesiller için çok fazla yaşamamak lazım. 60 yaşında adamın topluma ne faydası olsun.
Sonra kısırlaştırılmadığını çaktırıyor. Büyük tehlike; herkes kısır çünkü. Öyle kafana göre çocuk yapamazsın. Bunu bir uzay gemisine bindirip yallah, uzaya salıyorlar. Bir şekilde kurtulup başka bir kolonide buluyor kendini. Derken zaman makinesi giriyor işin içine. Haliyle zamansal paradokslar var ama yok. PKD gayet güzel çözümlemiş o olayı. Ben anlatmıyorum, okuyan görsün. Üst üste binmiş zamanlar, sürprizler derken hoop, güzel son.
Yok, süper kitap ya. Gayet kaliteli bilimkurgu.
Hakan Bıçakcı'yı nasıl biliriz? Ben Boş Zaman'la bilirim, bir de Ahmet Hamdi Tanpınar sevmesiyle. Tanpınar durumu yok hikâyelerinde, o başka bir şey.
Hakan Bıçakcı'nın hikâyeleri nasıl anlatılır? Formül bile var aslında.
Karakter + Garip Olay + Garip Son
Her hikâye için geçerli değil tabii, çoğunluğu böyle diyeyim.
Richard Burton Matheson'a, Ramsey Campbell'a birazcık aşina olanlar Hakan Bıçakcı'yı da pek severler. Onlarda olduğu kadar derin bir korkutuculuk mevcut değil, fakat başka şeyler var.
Hande'ye Tecavüz. Rüyalararası diye bir kelime uydursam bu öyküye cuk otururdu. On numara.
İlk öykü, adını unuttum. İki sayfalık, fakat ilk üçe alırım ben sanıyorum.
Üşenmeden kitabı alıp geldim.
Tesadüf Beklentisi. Arkadaşları tarafından gece vakti mezarlığa gönderilip bir mezara kazık çakması konusunda gazlanan çocuğun öyküsünü bilir miyiz? Çocuk kazığı saplar, o sırada piç bir arkadaş beyaz bir çarşaf giyerek çocuğun üstüne koşar. Çocuk kaçamaz, çünkü ceketinden tutulmaktadır. En sonunda korkudan geberir. Ceketini tutan da o heyecanla kendi ceketine de sapladığı kazıktır aslındaymış da bilmem neymiş. Onun gibi.
TV, Gizli Kamera güzel hikâyeler. Damdaki Adamla "Tarihi" Konuşma adlı, buram buram Ferit Edgü kokan hikâye de güzel.
Rock Laneti'ni bildiniz mi? Lisenin uzuun günleri boyunca bir defa, iki defa... Evet, bildiniz; üç, dört, beş falan. O kadar defa okumuştum o kitabı. Çünkü eski bir rockstar'ın hayatıydı ve mükemmel bir kitaptı. Ondan sonra Iain Banks okumak kısmet olmadı, iki gün öncesine kadar.
Bence kitaplar üçe ayrılır. Şu anda ayırdım, başka bir zaman ayırırsam daha aza ayırabilirim, daha çoğa ayırabilirim, keyfim bilir. Allah Allah, nedir yani. Evet, üçe.
1) Öyle Kitaplar: İşte araştırmadır, tarihtir, öyle kitaplar. Bilgi verme amaçlı diyelim ama Tanpınar'ın 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi kitabı gibi kitaplar bu kategoriye girmez. Adam hiçbir olaya sanatsız yaklaşamadığı için. Neyse.
2) Çeşitli Kitaplar: Bunlar böyle işte oku-unut kitapları.
3) Çeşitsiz Kitaplar: Bunlardan fazla yok. Anlatım teknikleriyle, kurgusuyla, tabii kurgusuzluğuyla da olabilir, işte çeşitli şeyleriyle kafada bir tat bırakan kitaplar. Camda Yürümek böyle bir kitap.
Üç farklı adamın öyküsünü okuyoruz adım adım. Graham Park, Steven Grout ve Quiss. Kitap altı yedi bölümden oluşuyor, her bölümde bu üçünün yaşadıklarını sırayla okuyoruz. Üçünün de ayrı bir hikâyesi var ve bunlar sonda birleşiyor.
Graham, sanat okulu öğrencisi, resim çiziyor. Slater diye gay bir arkadaşı var, Sara diye bir kızı gösteriyor buna dolaylı olarak. Neden öyle? Çünkü sonunda çok acayip işler dönüyor, oraları söylemem.
İşte bizim saftirik aşık oluyor kıza derken kızla yakınlaşmaya çalışmalar, sonra sürpriz son.
Grout dünyanın en anormal adamı olabilir. Galaktik bir savaştan kurtulduğunu sanıyor, stres basınca mikrodalga tabancasıyla kendisine ateş edildiğini düşünüyor, kitap okuyor sürekli ve başında daima bir baret var. Asfalt dökücü bu adam, sorunlu biri olduğu için kovuluyor, işsizlik sigortasından yararlanamıyor. Derken baretini çıkardığı bir anda, kendi asfaltladığı yolda başına talihsiz bir kaza geliyor.
Quiss de işin fantastik yanındaki adam. Çıkmak istediği bir şato var, çıkamıyor. Kafka'ya göndermeler var zaten, onun şatosu gibi. Ajayi var yanında, yaşlı bir kadın. Şatodan çıkabilmeleri için, "Durdurulamayan bir cisim, kımıldatılamayan bir diğer cisme çarparsa ne olur?" gibi paradoksal bir soruyu cevaplamaları lazım. Cevap hakkı için de çok acayip oyunlar oynamak zorundalar: Tek boyutlu satranç, açık-alan go, noktasız dominolar ve Çin Scrabble'ı. Zamandan bol bir şeyleri olmadığı için hepsini bitiriyorlar bir şekilde, fakat soruya verdikleri cevaplar yanlış olduğu için bir türlü çıkamıyorlar.
Romanın eleştirel boyutu Graham üstüne kurulmuş. Saf, naif bir insan. Uç cinsellikten, kapitalizmden, kendisi için nefret edilecek ne varsa nefret ediyor ve eleştiriyor. Evet.
Yani roman süper, bence herkes en az iki kere okumalı. Üç.