Toplam yorum: 3.285.288
Bu ayki yorum: 6.814
E-Dergi
Oğuz Yılmaz Tarafından Yapılan Yorumlar
Köyden kente göç olgusunu ana kız ikilisiyle yoğurup kendi gözlemleriyle sentezlediği bir romanı Sevinç Çokum’un.
İkilemler, hasretler, acılar, yolculuklar ve daha nicesi… Kitap duyguyu çok hoş bir üslûpla geçiriyoruz okuyucuya. Kitabın bir yerinde mutlaka kendinizden bir parça bulacaksınız. Konu sıradan gibi gözükse de yazarın kaleminde bu sıradanlık fazlasıyla yok olmuş. Sonunun biraz havada kalması muhtemel ki okuyucunun değerlendirmesine bırakılmış olmasındandır. Yazarın kalemiyle tanışmanızı tavsiye ederim.
Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane. Yaşayamadığın hayatları sana sunuyor. Aslına bakarsak orijinal bir fikirle başladı ama sona doğru klişe çizgisine yaklaştı diyebilirim. Sonunu tahmin edebiliyorsunuz. Düşünce çok iyi fakat biraz daha derinlemesine inilseydi çok daha harika olabilirdi. Yine de kurguya söylenebilecek bir laf yok kanımca. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim altı çizilmeye dair her cümle alıntı…
Selçuk Aydemir’in kendi hayatını anlatan kitap serisinden ilki…
Kitap Küçükçekmece’nin küçük bir mahallesinde geçiyor. Mahallenin reisi İsmet’le mücadele eden Selçuk ve arkadaşlarının çete kurma çabaları… Harika… tek kelimeyle…
O kadar sıcak o kadar içten bir anlatımı var ki… 80 ve 90’lı yıllarda çocukluğunu geçirmiş her insan bu kitapta kendinden bir şeyler bulacaktır. Adeta tek lokmada bitirdiğim bir kitap. Kitabı okurken kahkahalar atacağınıza eminim. Hatta o kadar ki kitap bitmesin diye yer yer yavaşladım.
Aydın-halk çatışmasını kaygısızca ele alan nadide romanlardan biri…
Roman 1. Dünya Savaşı yıllarından başlıyor Sakarya Meydan Muharebesi’ne kadar devam ediyor. Kahramanımız Ahmet Celal, yedek subay olarak katıldığı savaştan bir kolunu kaybederek dönüyor. Büyük bir üzüntü ve çaresizlik içindeyken emir eri Mehmet Ali’nin çağrısıyla onun köyüne yani Anadolu’ya geçiyor. İstanbullu bir aydın olan Ahmet Celal ile köy ahalisi arasındaki çatışma da tam burada başlıyor. Alabildiğince fakirlik ve bunun verdiği bir umutsuzluk. Ahmet Celal’in deyimiyle Anadolu: “Hastaların ve yaşlıların yaşadığı bir mezarlık.”
Tavsiye olarak düşünmeyin bence kesinlikle okunması gereken bir eser. Her okurun kütüphanesinde ayrıca bulunmalı.
Bekçi Murtaza karakterinin hikâyesini kara mizah yüklü bir üslûp ile anlatan roman… Olaylar, 1941-1947 arasındaki bir zamanda Adana’nın fakir bir işçi mahallesinde geçmektedir. Murtaza, doğruculuğundan asla ödün vermeyen bu yüzden de sürekli çözümsüz durumlara düşen tam bir görev adamı. Aslında acıklı bir güldürü. Bazen diyoruz ya hani “Gülüyoruz ağlanacak hâlimize.” İşte tam olarak romanda durum bu… Murtaza’nın hayattaki tek idolü olan Kolağası Hasan bir savaşta şehit düşmüş. İşte bizim Murtaza’nın üniforma sevdası da buradan geliyor. Gözü gibi koruyor üstündeki bekçi üniformasını. Hatta bir oğlunun olup dayısı gibi şehit düşmesini istiyor bizim Murtaza. Ne var ki olaylar onun hayalindeki gibi gelişmiyor.
Orhan Kemal, bu romanı yazarken evin içinde adeta Murtaza karakteri gibi konuşup geziyormuş. Bizzat oğlu Işık Öğütçü’den dinledim. Yazarımız adeta romanı yaşayıp yaşattırmış. Hâliyle bu durum romanın başarısına da yansımış. Okurken akıp gidiyor.