"Hedef Türkiye" inanılmaz yanılgılarla cok doğru düşüncelerin birarada bulunduğu bir kitap. Özellikle dil konusunda düşünceleri ile çelişkiler barındıran bir kitap. Kitabın bir yerinde "Eskisi yenisi tüm kelimelerimiz bizimdir" denirken, yine bir yerde "bazı kelimelerin kullanıla kullanıla bizimleştiğinden" bahsederken, sonra "üniversite" kelimesi yerine "evrenkent" gibi uydurma bir kelimeyi -ki halk arasında olduğu gibi aydınlar arasında da kullanılmayan bir kelime- kullanması, "kullana kullana bizimleşir" düşüncesiyle çelişiyor. Madem ki kullanılarak bizimleşen kelimelere dokunmayalım deniyor, neden üniversite, petrol ve turizm gibi kelimelere düşmanca bir tavır sergileniyor. Ama en acıklısı da Sinanoğlu'nun ille de "evrenkent" kelimesini kullandığı bir kitapta, çoğu "evrenkent" kelimesinin yanında parantez içinde "üniversite" yazıyor olması. Hem burada bir aşağılık kompleksi var gibi sanki. Evet, kelimelerin Türkçe karşılıkları kullanılmalıdır ve yabancı kelimelerin Türkçe'ye rahat rahat girmesi engellenmelidir. Bu "Türkçeleştime" çabası içinde aşağılık kompleksine girmek yakışmıyor ama. Biz "Computer" kelimesini çok güzel Türkçeleştimişiz:"Bilgi-sayar". Halbuki "Computer" kelimesin birebir karşılığı "Hesap yapar" ya da "Hesap yapan". Böyle çevrilmesinin nedeni de Türk halkının bilgisayar'ı "bilgi depolanan,sorduğun her soruya cevap veren, tüm anlaşımaz işleri başarabilen, dahi bir makina" olarak görmesi. Biz bilgisayarı hesap yapan bir alet olarak algılamazdık daha önceki yıllarda. Dolayısıyla toplumun düşüncesi kelimenin "bilgi-sayar" olarak şekillenmesinde etkili oldu.Ama bakıyoruz ki "univer-city" aynen, hiçbir değişikliğe uğramadan, sanki biz de üniversiteleri evrenleşmiş, tüm bilimleri içinde barındıran bir kampus içerisinde yer alan bir şehir olarak düşünüyoruz. Böyle, bir kompleks havası içinde bire-bir tercüme ile "univer-city=evren-kent" demek çok komik. Ve kesinlikle halka inemeyecektir bu kelime. İlle de Türkçeleştirecekse ve kullanılan bir kelime yapacaksa eskiye dönüp "Darülfunün" diyelim,yani,"ilim yapılan yer".
Ayrıca, yine Sinanoğlu'nun "kültür yerien kullandığı "ekin" kelimesinin "kültür" kelimesinin tam karşılığı olamayacağını ben değil İlber Ortaylı gibi Türk dilini çok iyi tanıyan, filoloji bilgisine sahip bir insan söylüyor.
Dil konusu haricinde, bazı garip iddilar var kesinlikle kanıtları söylenmiyor. Onun yerine bir profesöre yakıştıramdığım bir ifade tarzına başvuruluyor: "İnanmayan varsa gelsin dışarıda ispatlayım". Böyle "Dışarı çık, görüşelim, kozlarımı paylaşalım!" tarzı fen bilimleri konusunda çok değerli bir bilim adamımıza hiç yakışmıyor. Garip ve kanıtı gösterilmeyen iddialardan bazıları ise şöyle: "Felsefeyi Uygurlar geliştirdi." "Kızılderililer Türk soyundan gelmektedir,hiç şüpheniz olmasın".. Daha sayfalarca eleştiri yapılabilir ama en son kitabın çok doğru bulduğum düşüncelerinden bahsetmek istiyorum.
Kitabın sonlarına doğru yer alan bazı düşünceler gerçekten üzerinde önemle durulması gereken düşünceler. Türk insanı kendi güçlerinin ve potansiyelinin farkında değil. Onu sömürmeye, adeta yok edercesine kültür yozlaşmasına uğratmaya çalışan, geçmişi ile tüm bağlarını koparmaya çalışan bir dünya var karşısında. Bize gülümseyen çoğu devlet, bizim arkamızdan muhtemelen çok çirkin tezgahlar kuruyor. Türkiye'nin elinde inanılmaz bir güce dönüşebilecek bir unsur var: Genç insanlar! Tüm gençler, kendilerini aşağılık duygusundan "Ben nasıl yapayım,yapamam!" duygusundan kurtamalı. Bizim başarıya ulaşan diğer memleketlerin insanlarından bir farkımız yok kabiliyet açısından. Amerikan kültürü adı altında oluşan kültürün etkisi altında kalan dünyada biz kendi değerlerimize dün verdiğimizden daha çok önem vermeliyiz.
Sonuçta, çok başarılara imza atan ve tüm Türkiye'nin başarıları ile göğsünü kabartan değerli bir bilim adamımızın bu kitabı başta dediğim gibi maalesef iki zıt kutupta gidip geliyor: Çelişkiler, doğrular..