Avrupa'nın Sahnesinde Bir Türk Kavmi Macarlar
Asya’dan Avrupa’ya yol alan milletlere dair tarih anlatılarından belki de en efsanevi olanı Macarların hikayesidir. Asya’nın merkezindeki olumsuz şartlara bağlı olarak rotasını Avrupa’ya çeviren Hunlar Karadeniz’in kuzeyinde bir süre konakladıktan sonra 4 ve 5. yüzyıllarda deyim yerindeyse balyoz gibi Avrupa’nın doğusuna inerler. Bu göç hareketi sıradan bir tarihi olaymışçasına vasıflandırılmayacak kadar önemlidir. Zira Avrupa’nın bugünkü siyasi görünümü bu olayla başlamış olup (Kavimler göçü), sonucunda Batı Roma’nın yıkılmasına değin devam edecek bir süreç başlar.
Avrupa’da köklü değişikliklere neden olan bu olayın baş aktörleri Hunlar yani Türkler ve onlardan köken alan Macarlardır. Avrupa milletler dairesinde Macarlar, kökenleri ve kendilerine asalet katan özellikleriyle ayrı bir hususiyete sahiptirler. Asya kökleri bariz olan bir milletin Hristiyanlığı kabul etse dahi Avrupa’ya layıkıyla kabul edileceği ve benimseneceği muammadır. Bu yüzden Macar ilim adamları, kendi kökenlerine dair sağlam araştırmaları yürüterek, bu manada ilim dünyasında söz sahibi olmayı başarmayı kendilerine hedef edinirler. Birçok Macar Türkolog üzerine düşen araştırma görevini yerine getirerek, milletlerinin tarihini en başından beri kaleme alır. Arminius Vambery de bunlardan birisidir.
Vambery Türkolog unvanının altını en iyi dolduracak şekilde bir birikime ve bilimsel tecrübeye sahiptir. Onun araştırmacı vasfı büyük bir Türk kavmi olan Macarları tarih sahnesine çıktıkları ilk günden, 19. yüzyılın başlarına kadar deşifre edecek yetkinliği kendisine kazandırır. Vambery İngilizce kaleme aldığı, ele alınan eseriyle Macarları, Amerikan ve İngiliz entelektüel camiasına tanıtmayı hedef edinir. Eserin yazıldığı tarih (1886) itibarıyla da böyle bir tanıtımın büyük milletler nazarında bir vizyon meselesi olduğu barizdir. Devrimler çağının sonrasında büyük savaşın ayak seslerinin duyulduğu bir dönemde ulus devlet nüvesi taşıyan bir milletin dünyaya tanıtılması Vambery için fazlasıyla önemli olmalıdır.
İlk aşamada eserin Macarların tanıtımını önceleyen kısa bir tanıtım kitabı havası verse de metinle yeterince haşır neşir olununca aslında tam aksi bir durumun söz konusu olduğu fark edilir. Çünkü Vambery’nin bilgi birikimi hiç de öyle azımsanacak seviyede değildir. Dönemin birçok kaynağına ulaştığı yazdığı metinden kolayca anlaşılan Vambery’nin en üstün yönü eserinde ağır akademik anlayışı masalsı bir dile uyarlamasında yatar. Çünkü kitap her ne kadar akademik bir altyapı ve bilgi kapasitesine sahipse de dil olarak “Macarların tarihinde ne oldu?” sorusunda basit cevaplar verir.
Macar tarihine dair tartışmalı mevzuların gündeme gelmediği eserde, yolu kati cevaplarla kesişen bilgilerin sunumu söz konusudur. Macar- Hun- Türk bağlantısı eserde inkar edilmemekle beraber Macarların Hristiyanlığı benimsediklerinden sonraki bin yıllık evreye ayrı bir itina gösterildiği de barizdir. Misal on beş bölümden oluşan eserin ilk dört bölümü Hristiyanlık öncesi dönemi anlatır. Aslında Vambery’nin bu tavrı normal olmakla beraber yeni Macaristan’ın yüzünü Batı’ya çevirmeyi öncelediğini kanıtlar.
Aslında Batı’ya doğru yönelimi 10. yüzyıla Hristiyanlığın benimsenmesine bağlayan Vambery ilginç bir mantıkla Türk modernleşmesiyle Macarların din değişimi arasında bir bağlantı kurar: “Ne gariptir ki, tıpkı güçlerinin gerilemesini ve çöküşünü, dini ve sosyal hayatlarına getirilen birçok yeniliğe bağlayan ve kendi çöküşlerinin ana kaynağını Batı'ya asimilasyonda bulan günümüzdeki Müslüman Türkler gibi o zamanın Macarları da tam da böyle konuşuyor ve tartışıyorlardı."(s.43) Yine bu şekilde atalar kültüne bağlı Macarların yeni dine adaptasyon süreçleri anlatılırken meşhur Macar boyları federasyonunun başındaki Kral Arpad’ı Pers kültürüyle ilişkilendirmesi okuyana garip gelmektedir. Vambery’nin arada göze çarpan bu tarz çıkışlarının çalıştığı kaynaklardaki tutarsızlıklardan kaynaklanabileceği savunulabilir. Çünkü bilginin ve görgünün sorunlu olması yorumu da tartışılır hale getirir.
Vambery çok yönlü kişiliğini yansıtırcasına sadece eski zaman kronikçileri gibi tarihi bilgiler vermez. Ele aldığı konuyu anlatırken coğrafik, ekonomik, demografik, kültürel verilerden de yeri geldiğinde istifade eder. Ama buna rağmen hakim anlatısında siyasi olayların ağırlığı barizdir. Siyasi mücadeleler tüm yönleriyle sayfalara yansıtılır. İşin açıkçası fazla siyasi betimlemenin okuru yoracağı kolaylıkla tahmin edilmekle beraber, Vambery, anlatısına kattığı albenili hikayeleştirme metoduyla bu olası olumsuz etkinin izlerini siler.
Eser Macaristan tarihini netleştirme kastıyla yazılmasına karşın bazen dolaylı olarak, farklı konularda, belirgin yükselişler dikkat çeker. Misal Macar Kralı Hunyadi Janos’un oğlu Matyas’ın anlatıldığı dönem adeta kitap içinde ayrı bir biyografik kitapçık gibidir. Kahramanları afişe etme amacına hizmet ettiği düşünülen bu kısımda gereksiz bir abartı göze batmaktadır. Eserdeki nesnel yapılanıma zarar veren bu ahvalin, Vambery’nin Macar tarihi içinde eleştirilemez bir alan açma çabası olarak değerlendirilebilir. Ön plana çıkarılan Macar kahraman üzerinde efsaneleştirme yoluna gidilmesi, aslında eserin sadece uluslararası camiaya değil, Macar halkına da sunulduğunu akla getirir.
Doğu Avrupa tarihi ile ilgili bir tarih anlatısı belirgin olmakla beraber, Balkanlarda 14. yüzyılda Osmanlıların sahne alması üzerine, eserin ülkemiz okuruna da hitap ettiği düşünülebilir. Osmanlılara dair değinilerin azlığı o dönemde Avrupa’da fırtına gibi esen bir milletin aksine mağlubiyetler yaşayan Macarlığın geri çekilişinden kaynaklı olmalıdır. Misal Mohaç Savaşı eserde ulusal çöküş olarak nitelendirilir. Oysaki Mohaç Zaferi Türk tarihinin şanlı büyük zaferlerinden birisidir. Buna rağmen diğer mağlubiyetlerin aksine Mohaç Savaşı Vambery tarafından daha objektif bir biçimde dile getirilir. Ek olarak Vambery’nin Osmanlı Türklerine karşı pejoratif bir dili olduğu savunulamaz. Bazen üstünkörü yaftalamalar iğnelemeler haricinde genelde Osmanlı Türkleriyle ilgili sadece bilgi aktarımı yapar. Hatta Türklerle Macarların akrabalığını Doğu Avrupa’daki ilk karşılaşmalarını anlatırken vurgular.
Eserde günümüzdeki manada bir kaynak sunumuna rastlanmaz. Verilen bilgilerin hangi kaynaklardan derlendiğinin belli olmaması ve atıf sisteminin bulunmaması eserin direkt akademik bir kaygıyla kaleme alınmadığının ispatı gibidir. Aslında eserin yazıldığı dönem düşünülürse, fazla beklenti içine girmek de yersizdir. Verilen akıcı bilgilerin hangi kaynaktan alındığı belli olmamasına karşın birkaç dili etkin biçimde kullanan Vambery’nin birçok kaynaktan istifade ettiği metninden anlaşılır. Macar tarihi haricindeki değinilerin zayıflığı ise kaynak hakimiyetinden ziyade yazarın bir tercihi olarak değerlendirilebilir. Eserde bilgilendirme ve ilgiyi kanalize etme amacıyla bolca resim kullanıldığı fark edilir. Fazlasıyla ilgi çekici olan ama yüksek ayrıntıyı göstermekten azade bu resimlerin bazen konudan bağımsız oldukları dikkat çekicidir. Macar kültürüne dair anlatının dozunun az olmasının etkisi belki de görsel bir sunumla giderilmek istenir. Ama her şeye rağmen belgesel etkinliği olan bir esere bu resimler fazlasıyla yakışır.
Genel manada Macar tarihine ilmi olarak iyi bir biçimde kilitlenen Vambery eserin ön sözünde izah ettiği gibi Macar Tarihinden ziyade Macaristan’ın hikayesini yazma kastını güder. Bu yüzden ciltlerce bilgi vermek yerine, konunun önemli odak noktalarına yoğunlaşmayı hedef edinir. Böylelikle tarihe dair tartışmaların ve uzun ilmi sunumların dışına yönelir. Aslında münakaşası, farklı yaklaşımları ve felsefesi derken küçük bir olay üzerine dahi sayfalarca yazmanın mümkün olduğu tarih disiplininde bazen küçük özetler bile yeterlidir. Vambery’nin eseri Macar tarihine başlamak isteyenler için güzel bir giriş…