Benim Hüzünlü Orospularım Hakkındaki Yorumlar

chechen 07.08.2006
ÖMRÜNÜ PARA KARŞILIĞI İLE BİRLİKTE OLAN KADINLARLA GEÇİRMİŞ BİR GAZETECİNİN HÜZÜNLÜ HİKAYESİ.KAHRAMANIMIZ GENÇLİĞİNİ RESMEN HEBA ETMİŞ 90 YAŞINA GELİNCEDE KAFASINA DANK ETMİŞ.SÜRÜKLEYİCİ BİR ROMAN İSMİNE BAKIPTA OKUMAMAZLIK YAPMAYIN.
Yanıtla
3
1
Destekliyorum 
Bildir
KY-335669 13.06.2006
Kitabın ismi kulağa çok hoş geliyor. Masalsı ve gerçekötesi gibi bir çağrışım yapıyor insanda. Marquez'in diğer kitapları gibi bu da çok güzel ve bir nefeste okunuyor. Somut olarak düşünüldüğünde 90 yaşında bir ihtiyar ve kendine hediye etmek istediği 14 yaşındaki bakire kız fikri insana bööö dedirtecek gibi geliyor. Ama okuyunca ihtiyarı seviyorsunuz ve o kız çocuğuna karşı içinizde bir sevgi, bir şefkat bir sıcaklık duyuyorsunuz. İhtiyar da yaşadıkları da insana hüzün veriyor. Marquez'in bu kitaptaki her iki kahramanı da insana hüzünü yaşatıyor. Gerçek ve gerçekötesi gibi görünüyor. Masal gibi. Zevkle okunabiliyor. Ama benim gözümde "Yüzyıllık Yalnızlık" ya da "Kırmızı Pazartesi" nin yeri bambaşka Marquez kitapları arasında...
Yanıtla
3
2
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
easan 29.05.2006
İlk başladığım kitabı Kırmızı Pazartesi, daha sonra yüzyıllık yalnızlık ve şimdi de benim hüzünlü orospularım. Her okuduğum kitabında Marquez'in çizgisini edebi yanını daha iyi anlıyorum. Kitabın içeriği heyecan verici etkileyici. Bunun sebebi de hikayenin konusundan daha çok Marquez'in yazım karakteriyle ilgili. Konusuna gelecek olursak yalnızlık, hüzün, kabullenme duygularını aynı anda yaşayan, bir bağımlılığa, artık sevgiye muhtaç kalmış 90'lı yaşlarda ki bir adamın hikayesi.... Keyifli okumalar
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Gabriel Marquez aslında ahlaki bir anlayışla hareket edip de şunu yazayım bunu yazmayayım diye bir düşüncesi olmamıştır bu kitabı yazarken. Kaldı ki latin amerikalı bir yazar oranın ahlakı ve değer yargılarıyla ve toplumda oluşmuş kültüre uygun olarak yazı yazar. yani tarih derslerinde anlatıldığı gibi 1000 yıl önceki olayları değerlendirirken o zamanın koşulları ile değerlendirmek gerekir. hal böyleyken yazarın bu kitabı başta ismi bizim kültürel yapımıza uymayabilir ki uymuyor da ama yazar yine de anlatımı ile çok güzel bir eser ortaya çıkarmış. bence mevlananın dediği gibi pergel gibi olursanız problem yok tabii kafanızı çöp bidonuna sokarsanız gelecek olan kötü kokulara da hazırlıklı olmalısınız. tercih senin ey okur. ister oku ister okuma
Yanıtla
2
2
Destekliyorum 
Bildir
nalan75 27.01.2006
Bu kitap, biraz hüzün, biraz sevgi, biraz kayıp zamanlarımız, biraz insan olduğumuzu anımsatan duygular....
İnsana kendi hayatına bakma, bir gözden geçirme düşüncesi, yaşadığımız aslında hepimizin hayatında bir yerlerde öylece duran o yalnızlık duygusu ile yaşama duygusu bırakıyor.
Gerçekten çok beğendim, ayrıca burada cinsellikle ilgili yazılanlara da çok şaşırdım. Keyifle okudum, hem yazarın hem de çevirenin kelimeleri ustalıkla kullanmasına da hayran oldum. Herkese tavsiye ediyorum.
Yanıtla
8
4
Destekliyorum 
Bildir
Marquez'i çok severek okuyan bir okur olarak bu kitap tam bir hayalkırıklığı yarattı bende.. Adı veya lkonusu ile hiç alakası yok..Ancak sanki çalakalem, belli bir zamana yetiştirilmek üzere karalanmışçasına yazılmış izlenimi uyandı bende ve üzüldüm..Benzer bir konuyu Vedat Türkali de Kayıp Romanlar'da işlemiş.. Ama karşılaştırılamaz bile.. Marquez'e yakıştıramadım bu kitabı..Beklentilerimin çok altında kaldığını söylemeliyim..YüzyıllıkYalnızlık,Kırmızı Pazartesi'den sonra ... :((((
Yanıtla
6
13
Destekliyorum 
Bildir
seldem35 23.11.2005
Ahmet Örs arkadaş galiba Marquez'i ve bu son kitabını hiç okumamış ki kendine göre bir ahlak anlayışıyla bu büyük ustaya çamur atmış.bence çok yanlış yapmış eğer ki sırf dediği nedenden dolayı okumayacaksak marquez'i edebiyat alemi çok büyük bi yazarı kaybetmiş demektir. Ahmet örs Yüzyıllık yalnızlık'ı hemen okuyun ve sınra karar verin..
Yanıtla
26
8
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Ahmet Örs 09.11.2005
kitapyurdu'nu gerçekten protesto ediyorum. her şey para demek değil ve her şey düşünce özgürlüğü ile izah edilemez! bu kitabın iğrenç ismi en başında saygıyı hak etmiyor. kırk küsür fahişe ile birlikte olmuş bir ahlaksızın güya masum bir aşkı imiş! bu adam 90 yaşındayken 14 yaşında bir bakire fahişe istemiş! aman allahım, bunları yazarken utanıyorum, kitaplar aydınlanma, hikmeti arama aracı olmaktan çıkmışlar da onun bunun sapkın yaşamlarını dillendirmeye başlamışlar! okunmayı hak eden eserleri sat ey kitapyurdu! ahlaka saldıran, şeytanın adımlarını takip eden paçavralara yer verme, vebali ödenmez! ayrıva millet de ne kadar meraklıymış ki bu konuya, isme bakıp heyecana kapılmışlar, bi solukta okumuşlar. ne denir, bilemiyorum.
Yanıtla
27
59
Destekliyorum 
Bildir
q6Lii 07.11.2005

Kitabın adı önyargısız bir yaklaşım yapılacak cinsten değil.Fakat konusu ile karşılaşır karşılaşmaz, kitabın devamını tahmin edebiliyor ve adına aldanmamak gerektiğini anlıyorsunuz.Oldukça ilgi çekici bir hikaye sunmuş bize Marquez."Aşk geliyorum demez." sözü, kitabı en iyi şekilde özetler.Ömrünün son anlarında kendini aşk denilen büyüye kaptıran bir adamın hikayesi, bizlere yaşamadığımız için biraz fantastik gelse de, Marquez'in bunda pek ısrarlı olduğu gözden kaçmıyor.Tamam, olabilir de, aradaki yaş farkını göz önüne alırsak insanın kitaptan soğumaması elde değil.
Yanıtla
11
22
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
çağanoz 01.11.2005
Aşkı hiç bulamamış, zavallı, yaşlı bir adam. Ömrünün son demlerini yaşarken o büyülü esintiyi aşkı yakalıyor. 14 yaşında bir çocukla 90 ındaki bir adamın aşkı hayatın olur olmadık yerlerde karşımıza çıkardığı acı şakaları gibi. Marquez yaşamının muhasebesini yapmaya başlamış gibi. Keşke kitaba daha düzgün bir isim koysalardı da insanı ilk başta soğutmasalardı.
Yanıtla
7
21
Destekliyorum 
Bildir
ajanixs 16.10.2005
Aslında herkes gibi bende ilk başta başlığa takıldım ama bilenler bilir, kitaplar adıyla değil içeriğiyle değerlendirilmelidir. Okurken çok zevk aldığım bir kitap. Yazar tarzını değiştirmiş ama bence güzel bir kitap olmuş.Adına baktığınızda içinde müstehcen satırlarla karşılaşacağınızı sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Aslında tertemiz bir aşk hikayesi. O kadar masum o kadar yalın ki cümleye yansıyan duygular, insan bazen aşkın kavramını kestiremiyor.
Yanıtla
8
3
Destekliyorum 
Bildir
Delgadina öncesi ve Delgadina sonrası olarak hayatında iki döneme sahip doksan yaşındaki çirkin, çekingen ve gazeteci ihtiyarımız, hayatı boyunca kırk küsür hayat kadınıyla beraber olmuştur. Rosa Cabarcas'ın "patroniçe"liğini yaptığı genelevin, arka kapısından girebilme ayrıcalığına sahip, saygın bir müşterisidir. Genelevdeki yirmi küsür kadınla aynı anda evlilik andı içecek kadar da aşka uzaktır. Doksan yaşını kutlayacağı gün, Rosa Cabarcas'a telefon ederek, "körpe" bir bakire kız istemesiyle başlar aşk serüveni... On dört yaşındaki kıza o denli aşık olur ki, kırk yıldır çalıştığı gazetede yapmadığı bir şeyi yapmaya başlar: köşe yazılarını aşk mektuplarına dönüştürür. Bir de kahramanımızı kendi ağzından dinleyelim:

"Çirkinim, çekingenim, çağdışıyım. Ömrümde yazı yazmaktan başka bir iş yapmadım. Hayatta hiçbir becerisi, parlak hiçbir yanı olmayan, soyu tükenmiş biriyim, büyük aşkım üzerine yazdığım bu anılarda elimden geldiğince anlatmaya niyetlendiğim o olaylar yaşanmasaydı, geride kalanlara bırakacak hiçbir şeyim olmazdı."

Unutmadan belirtmekte fayda var, bu kitap kesinlikle cinsellik kitabı değil, bunu kitap içinde satır arasından yakalayabileceğiniz şu tanımla kolaylıkla anlayabiliriz:

"Seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir."
Yanıtla
15
2
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
breuer 28.09.2005
nam-ı diğer gabo.pek çok kişinin kitapçıların raf hilesiyle ve kitabın ismi nedeniyle uzanıverdikleri bir kitapçık:)fenada olmadı insanımız daha çok okusun:)tabiki ismine aldanıp alan birçok kişi hüsrana uğramış olabilir.zaten ismi nedeniyle alanların kitapta pek birşey bulabilceklerini sanmıyorum.gabo insanı bilen onu en iyi şekilde anlatıp duygularla oynama becerisi oldukça ender yazarlardan.keyifli tatlı bir kitap
Yanıtla
15
1
Destekliyorum 
Bildir
burrn 25.09.2005
İlk önce kitabın kapagındanda anlasıldıgı gibi hataya kapılabiliyorsunuz, kitabın Nobel ödüllü olduğunu düsünüyorsunuz. Ama kitap değil yazar 1982 Nobel ödülünü almış...
Adından anlasıldıgı gibi oyle sex, ihtiras vb. konuları içermiyor..Bende ilk önce ismine aldandım ve direk aldım..Yanılanlardan olmusum megersem...
Kitap; 90 yasında olmasına ragmen hiç bir kadınla parasını ödemeden yatmamış, bu yasına kadar aşkı bulamamıs/yaşamamış, asktan kaçmıs, bir ihtiyarın yasam oykusu...
Şunu açıkça itiraf etmeliyimki yazım dili çok sade ve anlasılır..Bu kadar olacagını tahmin etmiyordum..
Yanıtla
4
6
Destekliyorum 
Bildir
Jale Öztürk 31.08.2005
ismine aldanarak kitabı alanlar varsa benim gibi yanılacakları kesin.90 yaşına gelmiş olmasına rağmen aşkı tadamamış,sevgiyi bulamamış bir erkeğin bu duyguların eksikliğini farkederek onu bulabilmek için verdiği çabalar,çırpınışları,yaşadıkları anlatılıyor kitapta.

Aşkın gücünü anlamak isteyenlerin okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum
Yanıtla
5
7
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Suat Sungur 17.05.2005
"Doksanıncı yaşımda, kendime bakire bir yeniyetmeyle çılgınca bir aşk gecesi armağan etmek istedim. Aklıma Rosa Cabarcas geldi, hani şu gizli genelevinde eline yeni bir parça düşer düşmez hatırlı müşterilerini haberdar eden kadın" cümleleriyle başlayan Benim Hüzünlü Orospularım'da bütün ustalığını ve bilgeliğini konuşturmuş Márquez. Yaşlı bir adamın o ana dek hiç tatmadığı, hiç kapılmadığı duygularla renklenen dünyasını yaşama sevinciyle dolu bir dille canlandırırken geçen yıllara, hayata, ölüme, aşka, tutkulara ve cinselliğe dair kısa ama çok doyurucu bir hikâye anlatıyor.

Aşk ve cinselliğin gecikmiş hâlleri, o gecikmişlikle şiddetlenen tutkular, tutkularla ateşlenen yaşama arzusu daha önce de işlenmişti. Mesela Uykuda Sevilen Kızlar'da Kavabata'nın, İhtiyar Çılgın'da Tanizaki'nin, Venedik'te Ölüm'de Thomas Mann'ın, Madam Bambu'da Faik Baysal'ın roman kahramanları da hem yaşlı hem tutkuluydular. Temalar benzerdi, tutkuların şiddeti benzerdi, cinsel yasakların baskısı hepsinde hissediliyordu; insani dram yaşlı insanların heyecanlarının 'ayıp' duvarlarına çarparak püskürtülmesiyle, en doğal insani duyguların toplumsal ahlakça bastırılmasıyla çıkıyordu ortaya. Márquez'in ihtiyar delikanlısı aşkı ve cinselliği daha doğal ve özgürce yaşayan bir kültürün imkânlarına sahip, onlardan daha şanslı.

Yakalandığı hastalığıyla savaşan seksenlerine merdiven dayamış Márquez'in biyogrofisine bakarak Benim Hüzümlü Orospularım'ın ihtiyar delikanlısıyla yazar arasında ilişki kurmak isteyenler roman kahramanının isminin hiç telaffuz edilmeyişini, hikâyenin birinci tekil şahsın ağzından aktarılmasını ve o şahsın da hayatının sefil yanlarını anlatacak Benim Hüzümlü Orospularım adlı bir roman yazma tasarısını kanaatlerini destekleyecek deliller olarak sunabilirler. Ne var ki, bütün bunlar Márquez'in hayata, kendisine ve içinde yaşadığı topluma ince bir mizahla yaklaştığından başka bir şey göstermiyorlar. Ve doksanlık bir erkeğin on dörtlük bir kıza duyduğu aşk üzerine kurgulanan hikâyesinin bütün çarpıcılığına rağmen bu kısa romanın asıl hayranlık ve şaşkınlık uyandıran yanı, her sayfasına Kolombiya'nın siyasal, ekonomik ve toplumsal hayatının damgasını vurmuş olması. Yaşlı bir adamın zihninde yapılan yolculukla aşkı, cinselliği, tutkuyu, kadınlı erkekli Kolombiya toplumunu anlatıyor Márquez, ama hiçbirini zamandan, mekândan, eşyadan, zihniyet biçimlerinden, ülkede kaydedilen değişimlerden koparmadan anlatıyor. Roman kahramanının neredeyse asırlık hayatına yön veren olayların nasıl bir atmosferde cereyan ettiğini hissedebiliyoruz. Dış mekân tasvirleri, sokaklar, evler, eşyalar ve onlarla insanlar arasındaki ilişkiler uzun tasvirlerle değilse bile yeri geldiğinde ayrıntı zenginliğiyle görünür kılınmış; romanda karşılaştığımız insan teklerinin sahip oldukları eşyalarda, giysilerde ve maddi değerlerlerde gizlenen ruhlarını okuyor Márquez. Márquez, insan ve eşya ilişkisini kimi yerde değerler dünyasındaki değişimle birleştirmiş. Böylelikle hiç beklenmedik bir anda Kolombiya'nın toplumsal gerçekleriyle yüz yüze getiriyor okuyucusunu. Mesela kahramanımızın çalıştığı gazetede eskiyle yeni arasında müessese müdürü üzerinde somutlaşan farklılığı anlatırken ülkesindeki sermaye birikimin kirli tarihini, yükselen değerleri ya da gelir dağılımındaki eşitsizlikleri satır aralarında ama olanca açıklığıyla teşhir ediyor; "Yirmi dokuz yaşını yeni bitirmişti, beyaz kadın ticaretiyle servet yaptıktan sonra deneysel yoldan gazeteci olan ve ömür boyu birinci başkanlık yapan büyükbabasından farklı olarak dört yabancı dil biliyordu, uluslararası alanda üç mastır yapmıştı. Yol yordam bilirdi, şık giyimli, serinkanlı diye tanınırdı, kusursuzluğunu tehlikeye atan tek şey yapmacıklı ses tonuydu. Yakasında canlı bir orkideyle her zaman spor ceket giyer her giydiğini sanki doğal yapısının bir parçasıymış gibi yakıştırırdı, ama ondaki her şey, sokaktaki iklim için değil, bürosundaki ilkbahar için yapılmıştı sanki. Giyinmek için neredeyse iki saatimi harcamış olan bense yoksulluğun rezilliğini hissediyordum, öfkem büsbütün artmıştı".

Komiği ve hüzünü aynı durumda ve bir tek anda birleştirirken insana ve topluma hem gerçekçi hem de eleştirel bir perspektiften yaklaşan Márquez'in kaleminden herkes ve her kurum nasibini almış; validen tutun da belediyedeki en küçük şarlatana varana kadar tüm yerel yöneticilerin cenneti hâline gelen genelevler, bir yanıyla sevimli diğer yanıyla kurnaz ve acımasız genelev sahipleri, düşmüş kadınlar, küçük kardeşlerini doyurup romatizmadan yürüyemeyen annelerini yatırdıktan sonra bedenini satmaya yollanan küçük kızlar, bütün bunların farkında olmalarına rağmen şehvetleri hiç azalmayan erkekler, her türlü yasadışı faaliyetin meşrulaştığı, cinayetlerin kolayca örtbas edildiği kriminal bir toplumsal hayat, bütün bu ahval ve şerait içinde dahi ilgisini ağdalı aşk anlatılarına ve özel hayatlara yoğunlaştıran halk, bu ilgiyi kışkırtan medya kurumları, umarsızca yaşayan zenginler, kesif bir yoksulluk, aydınların pısırıklığı, yani toplumsal tablonun her bir parçası nasılsa öyle, tam da oldukları gibi resmediliyorlar. Márquez, söz konusu tabloyu ve parçalarını onları değerlendirecek bilince sahip olmayan, o hayatla beslenmiş, o hayatın içinde yaşayan bir roman kahramanının bakış açısından izlettirerek didaktik ve yargılayıcı bir anlatımdan sıyrılmayı başarmış. Her şey yerli yerinde, her şey ortada, her şey apaçık ama kahramanın bakış açısına sığınarak hiçbir şeyi yargılamıyor, doğrudan çözümlemiyor, çelişkileri deşelemiyor, nedenler aramıyor. Tersine, bütün bunlara rağmen kahramanı ile birlikte hayata bağlanmayı, insanın tutkularıyla değişebileceğine inanmayı seçmiş Márquez. Benim Hüzünlü Orospularım, insanı tarihsel ve toplumsal derinliğiyle yakalayan hikâyesiyle, hayata bakışıyla, hüznüyle, mizahıyla, coşkusuyla ve bütün bunları kusursuz bir biçimde sunan anlatım tekniğiyle büyük bir yazarın kaleminden çıktığını her sayfasında hatırlatan bir roman.
Yanıtla
9
3
Destekliyorum  1
Bildir