Toplam yorum: 3.284.714
Bu ayki yorum: 6.220

E-Dergi

Editörün Seçtikleri
02.04.2013

Sinan Akyüz'ün piruze ve incir kuşları romanlarını bir çırpıda okudum ve kendim sanki olayları yaşadım. Tereddüt etmeden kitaplarını aldığım bir yazar. Bu kitabına daha yeni başladım ve şimdiden çok beğendim bu iki kardeşe ne olacak merak ediyorum...
17.12.2008

kitabın çok fazla alıntı ve dipnotlarla dolu olması onu başarısız kılmaz. lakin; iddialı ismini doldurabildği kanaatinde olmamakla beraber, ciddi bir eksiği kapattığı ve cesaret verme anlmaında bir çok araştırmacı ve yazarın önünü açabilme ihtimali yüksektir. çalışmalarının devamını başarısını dileriz erol mütercimler.
01.12.2008

Ülkemizde Arapça Nahiv bilgisi alanında yazılan en öğretici kitap sayılabilir. Gerek kitabın mizanpajı ve gerekse içerdiği örnekler açısından önemli bir eserdir. Arapça dilbilgisi açısından doyurucu bilgi elde etmek isteyen herkesin mutlaka edinmesi gereken bir kitaptır.
02.08.2010

ve bir grance klasiği daha.. bu adam hangi kitabında fiyaskoya uğradı ki.. fransada başlayıp dünyanın diğer ucunda sonlanan inanılmaz bir kurgu.Bitirene kadar içine hapsoldum...kesinlikle pişman olmayacaksınız.Manes ormanı sizleri bekliyor...
04.08.2013

bir başucu kitabı değil fakat günümüzde yazılan ve okudukalrım arasında iyi romanlardan birisiydi. bazı noktalarda kafamda sorular kaldıysa da(bu yazarın amacı olmalı) vermek istediği mesajı belli bir konusu var. ve bence kitabın en iyi yönü DİLİNİN AKICI OLMASI. iyi bir kitap.
Ziyaretçilerin En Çok Katıldıkları Yorumlar
09.02.2026


“…Hayatta tamamen objektif bakan birisi yoktur. Eğer biri bir başkasına kötülük yapıyorsa sen “tarafsız” kalamazsın. Ya iyinin tarafında bir kılıç gibi durup onu korursun ya da kötülüğün sessiz ortağı olursun...”

Yazarın ilk eseri olmasına rağmen oldukça derin ve akıcı bir anlatıma sahip. Ana karakterin kaotik çocukluk dönemine ve iç dünyasındaki buhrana geçmişinden referanslar göstererek okurlara çok güzel benimsetilmiş. Olay örgüsü, betimlemeler ve üslup yazarın potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Umarım ilerde kendisinden farklı farklı eserler okuma fırsatına sahip oluruz.
09.02.2026

Paul Lynch’in Peygamberin Şarkısı adlı romanı, 6–7 sayfalık uzun paragraflarla örülmüş bir metin. Bu anlatım biçimi, okuma sürecini zorlaştırsa da romandaki sıkışmışlık duygusunu çok güçlü hissettiriyor.

Hikâye, öğretmen sendikasına bağlı bir babanın, hiçbir açıklama yapılmadan devlet yetkilileri tarafından ortadan kaldırılmasıyla başlıyor. Geriye kalan eşi ve dört çocuğu ise, giderek dehşet verici bir hal alan, iç savaşa sürüklenen ülkede hayatlarını sürdürmeye çalışıyor. Roman boyunca, özellikle anne karakteri üzerinden, “Acaba başka ne yapabilirdi, nasıl kurtulabilirdi?” sorusu zihninizi kurcalıyor. Bu yönüyle eser, ağır ve zor şartlar altında ayakta kalmaya çalışan bir ailenin hikâyesini anlatan, sarsıcı bir roman niteliğinde.

Hikâye İrlanda’da geçtiği için oradan bakıldığında bir distopya gibi görülebilir. Ancak buradan bakınca, anlatılanların ne kadar gerçekçi olduğu daha net hissediliyor. Yazar, belki de roman aracılığıyla Batı’yı empatiye çağırıyor.
09.02.2026

Kitaba az evvel başladım ve müzik grubu İncesaz'a odaklanan kısmı okudum. (Kısa bir göz gezdirme ve önsözün ardından, araştırma konumla ilgisi münasebetiyle coşan merakıma yenik düşüp sondan ikinci başlığa sıçramış oldum.)

Ayas'ın evvelki kitaplarında da olduğu gibi, dersine çok sağlam çalışmış bir kalemin, hassasiyetle sunduğu bilimsel argümanları ağdasız biçimde telaffuz ettiği bir metin "Müziğin Doğusu Batısı". Benjamin'in iyi edebiyat ve felsefe (bilim) arasında varsayılan sınırlara itirazını hatırlatır biçimde, belgesel gramerinden uzak, incelikli bir anlatımla var edilmiş kitap.
07.02.2026

Kurgusal bir karakter olan Rukayye kendine ve yakınlarına dair anılarını, duygularını anlatıyor. Rukayye'nin hayat yolculuğu Filistin'in tarihinde akıp gidiyor. Vatandan sürgün, mülteci kamplarında yaşam, dışlanmışlık, soykırım, gurbet, korku, ölüm ve bir gün dönme umuduyla evinin anahtarlarını boynuna asıp saklayanlar... Köyünün denizini, zambak kokusunu, badem ağaçlarını, dikenli incirini özleyenler... Kitapta adı geçen şahsiyetler, mekanlar ve soykırımlar sayesinde o dönemde neler olduğunu araştırma imkanımız oluyor. Yayınevi kitaptaki türküleri dinleyebilmemiz için karekodlar oluşturmuş. Ne dediğini anlamasak da türküler yaşamı, özlemi, coşkuyu hissettiriyor. Bazı karakterlerin esprili konuşmaları kitaptaki hüznü az da olsa dağıtıyor. Filistinliler için mücadele eden Radva Aşur yaşanmış soykırımları sonraki nesillere aktarmak adına güzel bir eser ortaya koymuş. Bize de okumak düşer.
04.02.2026

Hiç aklımıza gelir miydi;
“Beklemekten ağaç oldum” derken gerçekten bir ağaca dönüşsek ne olurdu?
Ya da “başım şişti” dediğimizde başımız gerçekten şişiverseydi?

Bu kitapta tam olarak bunlar yaşanıyor.
Bir mahallede herkes sabah uyanıyor ve günlük hayatta ağzımızdan düşürmediğimiz deyimler birer birer gerçek olmaya başlıyor. Ağaç olanlar var, kafası şişenler var, buz kesenler var… Ortalık fena karışıyor.

Biz de Ahmet ve Mehmet adlı ikizlerle birlikte bu işin aslını çözmeye çalışıyoruz. Okurken hem çok güldüm hem de “bir deyim daha çıktı!” diye heyecanlandım.

Deyimleri böyle eğlenceli bir hikâyenin içine yerleştirmesi çok hoşuma gitti.
Bir de kitabın sonunda deyimlerin anlamlarının olduğu bölüm var ki, gerçekten çok güzel düşünülmüş.

Kısacası;
Hem güldüren hem fark ettirmeden öğreten, keyifli mi keyifli bir macera.