İngiliz edebiyatçı Anthony Burgess tarafından yazılan bu eser 71 yılında Kubrick tarafından beyaz perdeye aktarılmış. Çeviri kitap okumayı hiç sevmiyorum. Fakat, çevirinin Aziz Üstel tarafından yapılmış olması bu sevimsizliği biraz olsun azaltıyor. Kitapta yer alan bazı kelimeler rahatsız edici! "Ulu Tanrı" yerine "Koca Tanrı", "televizyona bakmak" yerine "televizyonu dikizlemek", "bu konu artık iyice anlaşıldı" yerine "bu konu tanıtlandı" gibi ifadeler kulak tırmalayıcı. Bahsettiğim olumsuzluklara rağmen ilk sayfalarından itibaren kitabın esiri oldum. Uykunun sınır kapısında pasaportu damgalatmak üzere olan anti kahraman henüz 15 yaşında ve bir sokak çetesi lideri. Anlatılan şiddet sahnelerinde, içiniz ürperiyor, tüyleriniz diken diken oluyor, nefret ve hayretle okuduğunuz kahraman, kitabın 2. bölümünde acınacak hale geliyor. Bu çete liderinin en ilginç özelliği tüm suçlarını Mozart, Bach ve Beathoven dinlerken ya da dinledikten sonra işlemesi. Tam bir klasik müzik hayranı. Klasik müzik, onun ruhunu doyururken aynı zamanda hayvani içgüdülerini harekete geçiriyor. Kitap, temel bir sorunsala ışık tutuyor, önemli bir felsefe üzerinde duruyor. Yaratıcı, daima iyi davranışlar sergilememizi isteseydi, bizi otomatik makineler gibi yaratırdı.İyi ya da kötüyü seçme şansı bırakmazdı. İnsanoğlunun sadece iyiyi seçmesi gerektiğinde!!!, bu seçme hakkı elinden alındığında, ne olur? O zaman bir hayvandan ya da cansız bir varlıktan ne farkımız kalır? İnsanlar sırf kendi mantığına ters gelen hareketleri yaptığı için, bir insanın öz benliğinin getirisi olan davranış örüntülerini engelleme hakkına sahip midir? Gerisi kitapta...