Sembolik anlatımın özelliği anlatımda sembollerin kullanılmasıdır. Örneğin klasik Türk edebiyatında "gül" Peygamber Efendimizi temsil ederdi. Sembolik anlatıma başvurulmasının sebebi anlatımda derinlik ve estetik zevk uyandırmaktır.
‘Sembolik/Simgesel/Alegorik’ anlatım hiç şüphesiz Kur’an gibi diğer kutsal kitaplarda da kullanılmıştır. Bir defa sembolik anlatım tekniği üzerinde çok durulması gereken bir konudur, nedeni ise Kur’an evrenseli yakalamak adına bunu çok güzel yapmış. Ne hikmetse bu anlatım tekniği hep es geçilmiş ya da üzerinde fazla durulmamıştır.
Yazar ayetlerde hangi sembolik anlatımları ele almış? Sözgelimi:
Işığını kaybedenler, parmaklarını kulaklarına tıkayanlar, kalpleri taş kesilenler, bin yıl yaşamak isteyenler, karınlarına ateş dolduranlar, çocuk yetiştiren ekin tarlaları, yedi başak bitiren tohum, üzerinde biraz toprak bulunan kaya gibi olanlar, parmak uçlarını ısıranlar, ateş yiyenler, dilini sarkıtarak soluyan köpek gibi olanlar, ışık saçan bir kandil, yüzleri simsiyah olanlar …sadece bunlardan birkaçı.
Seyyid Kutub, Kur’an’da Edebi Tasvir adlı eserinde konuyu şöyle izah ediyor:
Tasvir, Kur’an üslubunda üstün ifade vasıtasıdır. Kur’an, müşahede edilen olayı, görülen bir manzarayı, zihni bir manayı, ruhi bir durumu olduğu kadar insan tipini, beşer tabiatını da hissi hayali bir surette ifade eder. Çizdiği bu resme canlı bir hayat, ya da taze bir hareket verir. Bir de bakarsınız ki, o zihni mana, bir şekil, bir hareket olmuş, o ruhi durum. Bir tablo yahut bir sahne olmuş, o insan tipi canlı bir hale gelmiş, o beşer tabiatı cisimlenmiş. Olayları, sahneleri, hikayeleri ve manzaraları ise canlı, hareketli bir hale sokar. Buralara bir de konuşma ilave edince bu sahnenin bütün hayali unsurları tamlanmış olur. Anlatım başlar başlamaz dinleyicilere yepyeni bir bakış kazandırır ve bunları ilk olayı vuku bulacağı sahneye çeker. Orada manzaralar birbirini takip eder, hareketler tazelenir, dinleyici bunun okunan bir kelam ve darbedilen bir mesel olduğunu unutur da sahneye gelip giden şahıslar görür. Hadiselerin getirdiği durumlardan etkilenen insanların jest ve mimikleri, insanların ruhlarındaki hisleri açığa vurur. Artık o kıssalar burada hayatın hikayesi değil, hayatın kendisidir. Kur’an ne zaman bir misal vermek istese, hep bu tasviri ifadeyi kullanır, sözleri, resimlendirerek ruha, duyulara hitap etmek ister. İşte “Tasvir, Kur’an üslubunda üstün vasıtadır” dememizin sebebi budur. Bu bir üslup süsü ve gelişi güzel bir şey değildir. Bu, bir sabit sistem, birleşik bir plan, şümullü bir özellik ve muhtelif hal ve vaziyetin icabına göre muhtelif yollarla hizmet eden bir metoddur. Mesela, küfredenlerin, Allah’tan kabule mazhar olamayacaklarını, asla cennete giremeyeceklerini, onlar için kabul veya cennet girmenin muhal bir şey olduğunu beyan etmek istiyor. “Bizim ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler (yok mu) onlar için gök kapıları açılmayacak, onlar, halat iğne deliğine girinceye kadar cennete giremeyeceklerdir. Biz günahkarları böyle cezalandırırız.”(Araf, 40)
Seni öyle bir duruma getiriyor ki, hayalinde gök kapılarının açılması şeklini, kalın ipliğin (halat) iğne deliğinden geçmesi şeklini düşünüyorsun.
Konuyu yazarın şu dilek ve duasına iştirak ederek bitirelim:
Kur’an’a dönüş çabalarının yoğunlaştığı şu günlerde çalışmanın tüm insanlığa esenlik/güzellik getirmesini, ‘kaybedilen ışığın’ yeniden bulunmasına vesile olmasını içtenlikle diliyor ve yol gösteren Rabbime hamd ve şükür ediyorum. (s.12)