Kitap,Türk mitolojisini kısa ve öz bir biçimde anlatmaya çalışmış.Türklerin eski dini olan Şamanizmi tarif ile başlamış.Şamanın-kam-nasıl bu mesleğe girdiği,görevlerinin neler olduğu,kıyafeti-manyak-,davulu-tüngür-ve bunların üzerindeki bazı simgelerin ne anlamlara geldiği neyi sembolize ettiği anlatılmaya çalışılmış.Daha sonra Türk mitolojisinde yaradılış,cennet ve cehennem,kıyamet,türeme gibi konular işlenmiştir.Türk mitosundaki hayvanların yeri,önemi ve hayvandan türeme ile ilgili konularda işlenmiştir.Son olarak renkler ve sayılar üzerine bazı inanç ve gelişmelere de yer verilmiştir.
Yazarın,öyle tahmin ediyorum ki ya yabancı dili yok veya gelişi güzel çalışma yapan bir kimse.Kitabın kaynakçasına baktığız zaman bu gayet açık bir şekilde görülüyor.Tamamen yerli kaynaklardan veya tercümelerden istifade edilmiş.Buda çalışmanın çok iyi bir araştırma olmadığının da göstergesidir.Zaten kullanmış olduğu kaynaklar oldukça da kısıtlı görünüyor.Yazarın yorum yeteneği ise oldukça düşük seviyede diyebiliriz.
Son bölümde anlatılmaya çalışılan "sayılar" bölümü ise Türk mitolojisi değil de İslam döneminde ki bazı inançlarla ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.Oysa bu apaçık bir hatadır.Doğrusu,sayıların eski Türk dininde veya mitolojisinde ne anlamlara geldiğini ve hangi inançlarla bağlantılı olduğunu ortaya koymaktı.Bir örnek verecek olursak eğer;Türklerde 7, ve 40, günlerin cenaze ve kabir ziyaretleri ile ilgili olduğu gibi...
Ayrıca kitapta dikkatimi çeken bir başka husus ise ithaf edilişi ile ilgilidir.Yazar kitabını şu şekilde ithaf etmiştir.
"Türk dili;dillerin en zenginlerindendir;yeter ki bu dil şuurla işlensin.Ülkesini,yüksek istikbalini korumasını bilen Türk milleti,dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır" diyen Mustafa Kemal Atatürk'ün yolundan gidenlere.
Bu ithaf gerçekten dikkatimi çekti.Acaba Türk dili gerçekten en zengin dillerden birimidir ? Bence değildir;bu tamamen hamasi duygularla söylenmiş bir sözdür ve gerçekle uzak yakın hiçbir alakası da yoktur.Bunu belki Fransızca veya Arapça için söyleyebiliriz fakat Türkçe için mümkün değil.Dönemin Türkçülük politikasına uygun olarak söylenmiş bir sözdür.Hatırlayacak olursak eğer o dönemde bütün ırkların Türklerden neşet ettiği gibi bir fikir vardı bir tez daha doğrusu.Hatta bu saçma sapan tezin ispatlanması için okullar dahi kuruluyordu-Dikkat edin okul ilim için değil saçmalıkları ispatlamak için kuruluyor-Aynı şey dil içinde söz konusu idi.Dil kurumu kurulmuş ve dil ile ilgili kongreler tertip edilmişti.Burada da amaç bütün dillerin Türkçeden neşet ettiğini ispatlamak idi.Daha sonra bunun da saçmalığı anlaşılınca “Güneş dil teorisi” ortaya atılarak bir komediye daha imza atılmıştı.Ayrıca ithaf da geçen,dilin işlenmesi de anlaşılması zor garaip bir durumdur.Sanki bir dilden değil de buğday dan filan bahsediyoruz.Burada önemli bir nokta daha vardır ki oda “Türkçenin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması” meselesidir.Yüzünü batıya dönmüş olan yeni yönetim,dilimizde kullanılan Arapça ve Farsça kelimeleri yabancı olarak görmüştür de ! Dili işleme adına Fransızca dan alınan kelimeleri kendi malı saymıştır.! Çok enteresan öyle değil mi!?
Bu arada Kabalcı yayınları gayet güzel çalışmalara imza atıyor.Yalnız bir husus var ki o da şudur;yayınladıkları kitaplar ister büyük boy olsun,ister küçük boy hep aynı numarada puntolarla yayınlıyorlar.Kullandıkları puntolar ise gayet küçük iki veya üç numara daha büyük punto kullansalar okuması daha rahat olur.