Uyanış ve İsyan Denkleminde Arap Kimliğinin Serencâmı
Tarihçi, yazar ve diplomat George Habib Antonius, bugünkü sınırlara göre bir Lübnanlı sayılıyor. Doğduğunda bir Osmanlı vatandaşı iken hem Osmanlı’nın yıkılışına hem de Suriye’nin parçalara ayrılmasına bizzat şahitlik etmiş. Ortodoks Hristiyan bir ailenin çocuğu olarak 1891’de doğmuş, ailesiyle Kudüs’e yerleşmiş, Kahire Victoria Koleji’nde ve sonrasında Cambridge’de eğitim almış. Filistin’in İngiliz yönetiminde olduğu dönemde, Kudüs’te memurluk yapmış. 1925’te, Suudi Arabistan’ın Irak, Ürdün ve Yemen ile olan sınır belirleme müzakerelerinde Birleşik Krallık adına görev yapan Gilbert Clayton’a hem danışmanlık hem de tercümanlık yapmış. İngilizlerin, Filistin’deki Araplar aleyhine uyguladığı politikalara tepki olarak 1930’da görevinden ayrılmış ve izleyen dönemde New York’daki “Institute of Current World Affairs” adlı düşünce kuruluşunda mesai harcamış. 1939’daki Londra Konferansı’nda Arap Delegasyonu genel sekreteri olarak bulunmuş.
1938’de ilk baskısını yapan Arap Uyanışı, niteliği itibariyle Arap milliyetçiliği üzerine ortaya konulmuş ilk akademik çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor. Yazar, Internet gibi ayrıcalıkların olmadığı dönemin şartlarında, eserle ilgili hem Arap kaynaklarına hem Batı kaynaklarına erişmek için oldukça fazla zaman ve emek harcamış. Bir Arap gözüyle bu konuyu akademik düzeyde ele alışı, çalışmaya ayrı bir değer katıyor.
Eser, Arap ulusal hareketinin nasıl filiz verdiğini anlatan “Arka Plan” ile başlıyor. Konuyu İslam öncesi dönemden itibaren özetleyerek yaşadığı çağa getiriyor: “İslam'ın yükselişinden yüzyıllar önce Arap kabileleri; ekonomik gereksinimlerinin aciliyetinin oldukça baskılayıcı olması sebebiyle, Suriye'ye ve Irak'a akın etmiş ya da nüfuz etmiş ve Hristiyanlık döneminden iki asır önce Humus' ta, Edessa'da ve Akdeniz kıyısını sınır olarak çevreleyen bölgede egemenlik kurmuşlardır..." (s.17)
Tarihi silsile içinde, Osmanlı’nın Arap dünyasında hakimiyet kurmasına da yer veriliyor: “1517'de 1. Selim tarafından Mısır'ın fethi, Osmanlı'nın Arap dünyası üzerindeki hakimiyetinin genişlemesinin belirgin bir aşamasına işaret etmektedir. Selim'in 1515 yılında İran Şahı ve bir sonraki yıl da Mısır Sultanı karşısındaki ezici zaferleri, onu Irak ve Suriye'nin efendisi konumuna getirmekle kalmadı; Mısır'a da girmesini ve birkaç aylık zaman dilimi içinde Mısır üzerindeki hakimiyetini tesis etmesini de sağladı." (s.20)
Vahhabilerin ortaya çıkışı, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın ve oğlu İbrahim’in faaliyetleri, Batılı devletlerin tutumları ve Şerif Hüseyin’in ve oğlu Abdullah’ın ortaya çıkışı ile konu olgunlaştırılıyor. Antonius, Arap hareketinin başlangıcını, “1847'de Beyrut'ta Amerikan himayesinde mütevazı bir edebi çevrenin temellerinin atılmasıyla birlikte Suriye'de başlar.” şeklinde ifade ediyor. O sebeple de 1847-1868 arasını hareketin başlangıç devresi olarak ele alıyor. Bu süreçte Arap topraklarında sosyal ve ekonomik şartlar, misyonerlik faaliyetleri, Suriye’de Mısır hakimiyeti, Nâsîf el-Yazicî ve Butrus el-Bustânî gibi şahsiyetler, dönüm noktaları birer birer anlatılıyor.
Yazar, Arap hareketinin emekleme dönemi olarak kabul ettiği 2. Abdülhamid’in saltanat yıllarını ayrı bölümlerde işlemiş: “Bu dönemde, … fikri hareket belirleyici adımlar attı. Suriye'de kök salan Arap ulusal bilincinin tohumu, Arapça konuşulan komşu ülkelerde de sürgünler verdi ve nihayet, Sultan II. Abdülhamid' in tahttan indirilmesinden sonra, yaygın bir seyelana dönüştü." (s.56)
“Abdülhamid'in planının önemli bir özelliği, Türk olmayan unsurları, bilhassa Arapları etkileyebilmek için özel olarak tasarlanmasıydı. Esas olarak Anadolu köylülerinden oluşan Türk kitleleri, doğası gereği Padişah'a itaatkâr ve sadıktı. Araplar, köklerinden gelen bağımsızlık sevgisiyle, daha az uysaldı ve -daha ciddi olan husus- tomurcuklanan bir ulusal bilincin rahatsız edici belirtilerini gösteriyorlardı. Abdülhamid, onları kazanmak için özel çaba sarf etti." (s.62)
“Esasen, Abdülhamid'in saltanat dönemi, Arap ulusal bilinci açısından yavaş ve neredeyse algılanamaz bir gelişme dönemiydi. Emekleme safhasındaki hareket sadece iki kez başını kaldırdı: İlk kez, saltanatının başlangıcında, Beyrut'taki gizli cemiyetin kampanyasıyla ve bir kez de, onun son yıllarında, el-Kevakîbî'nin kışkırtma girdaplarını harekete geçirdiği zaman. Bu iki oluşum dışında, hareket uykudaymış gibi yatıyordu; Abdülhamid' in tiranlığı tarafından bastırıldı ve Sarayın Arap politikasının afyonlarıyla uyuşturuldu. Mısır o dönemde Arap hareketinden koptu ve kendi başına ayrı bir milliyetçi politika geliştirdi…" (s.84)
Jön Türkler ve Jön Araplar, 1. Dünya Savaşı, savaşta ilan edilen cihat çağrısına Arapların tutumları ve İngilizlerle sürdürdükleri pazarlıklar, 1916 isyanı, savaş sonrası Arap coğrafyasının şekillenmesi ilerleyen sayfalarda yer verilen diğer konular.
Kitabın akıcı bir dili var. Bu sebeple çevirmenlerin iyi bir iş çıkarttığını belirtmek gerekir. Yazarın, konu hakkında bizzat emek harcayarak ulaştığı kaynaklara ve belgelere yer vermesi dikkat çekici. Dönemin şartlarına göre gerçekten kapsamlı bir eser ortaya konulmuş. Arap hareketi hakkındaki böylesi temel bir eserin, 1938’de yazılmasına rağmen ancak 2021’de dilimize çevrilmesi, geç kalınmış bir adım olsa da önemli bir kazanım.
İyi Okumalar!