Toplam yorum: 3.086.813
Bu ayki yorum: 6.500

E-Dergi

Özge Belen

İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Küçüklükten beri süregelen okuma aşkımı çevremle paylaşırken duyduğum heyecanı ve onları da okumaya teşvik etme isteğimi birleştirerek ekran aracılığıyla da olsa ulaşabildiğim herkese fikirlerimi aktarmak için yorum yapıyorum. Her cümle kendi içimize bir yolculuk, her eser yeni bir kapı... Durup düşünmeye, dinlenmeye ya da sadece hayal kurup eğlenmeye ihtiyacınız varsa, yorumlarımla size katkıda bulunabilmeyi çok isterim.

Özge Belen Tarafından Yapılan Yorumlar

30.04.2024

Doğumdan ölüme kadar süren koca bir yaşamın bir çırpıda nasıl geçtiğini gözler önüne seren, var oluşumuzun bir gün biteceğini bilmemize rağmen çabamızı son ana kadar yitirmememiz ve bittiğinde gelen farkındalığı anlatan ince düşünülmüş bir eser.
29.04.2024

İlahi komedyadan esinlenerek yaratılmış, oldukça güzel çizimleri olan sürükleyici, büyük günahların temel olarak ele alındığı eğlendirici-öğretici bir eser.
Büyük küçük herkesin favorisi olan bu serinin ilk kitabında ana karakterimiz Harry ile okulu kazandıktan sonra uyum sağlama sürecini paylaşıyoruz. İkinci kitap olan Sırlar Odası’nda ise bir gizeme ortak oluyoruz ve Harry’nin bu gizemi nasıl çözeceğini, ne zorluklardan geçeceğini merakla bekliyoruz. Başına gelen kötü olaylarda Harry ile birlikte endişelenip, gerektiğinde üzülerek gerektiğinde mutlu olarak duygularını paylaşıyoruz. Bu bakımdan akıcı bir dil kullanılmış olduğu için serinin uzunluğu gözünüzü korkutmasın çünkü zaten kapılıp gidiyorsunuz. Bir yandan da ilk kitabın ardından karakterleri daha ayrıntılarıyla, içlerini görerek daha şeffaf biçimde tanımaya başladığımız bu kitapla artık bağ kurmamak elde değil. Bu eserde bağ kurduğumuz bir karakter daha var ki, kendisi kesinlikle okurun kalbini ortaya çıktığı ilk andan kazanıyor; Malfoy ailesinin talihsiz ev cini Dobby.
Film serisini muhtemelen hemen hemen herkesin hayatında en az bir kere de olsa izlemiş olduğunu tahmin ediyorum çünkü bu her yaşa hitap eden ünlü seri filmlerle milyonların kalbini kazanmış durumda fakat bence her zaman kitapları okumak çok daha ayrı bir keyif. Gönül isterdi ki izlemeden önce okumuş olalım. Filmde yer almayan birçok ayrıntının içinde hayal gücünüzün büyüsüyle kaybolacaksınız ve kitapların değerini daha çok anlayacaksınız.
Görmek kitabı Nobel ödüllü yazarımızın alegorik bir distopya eseridir. İlk kez okuyorsanız, diyaloglarda kullanılan düz yazı tarzı üsluba uyum sağlaması biraz zor fakat alıştıktan sonra eser daha akıcı geliyor ve kolayca kavrayabiliyorsunuz. Körlük kitabı ile bir noktada bağlantı kursa da okumadıysanız bile anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Yine de tamamlayıcı olması için ikisinin de okunması daha uygun.

Körlük ile aynı yerde geçen eserde, o dönemden yıllar sonra yapılan bir seçim ele alınıyor bu kez. Yağmurun sağanak şeklinde yağdığı seçim günü; seçmenler ortalıkta görünmeyince endişelenen ama bir yandan da seçmenlerine olan güvenlerinden emin bir şekilde bekleyen parti üyeleri, yağmur durduğu andan itibaren akın akın oy vermeye gelen seçmenler ve sandıklar açılıp oylar sayıldığında şok yaratan sonuçlar… Seçimlerin tekrar etmesi gerektiğini düşünen devlet büyükleri, ikinci kez aynı sonuçlarla karşılaşınca ne yapacağını bilemez. Bu durumda aslında yasalara uymayan hiçbir şey olmasa da kabullenemezler, çünkü onlara göre bu bir başkaldırıdır ve yazılı hakların hak olması için kazanılması gerekmektedir.

Çoğu distopik eser gibi gerçek hayattan vuruşlar bulabileceğimiz bir eser olmasının yanı sıra yazar bizden sorgulamaya başlamamızı ve gerçekleri görmemizi istiyor. Eserde hiçbir özel isme yer verilmemesi, hepimizin toplumun bir parçası olarak var olduğumuza gönderme niteliğinde. Toplumdaki yerimiz ve sıfatımız neyse o şekilde varız başkalarına göre. Kimse aslında birey olarak var olmuyor ve bütünün küçücük bir parçasıyız. Yer yer güldüren, aynı zamanda da derin konuları düşünmeye sevk eden harika bir zekanın eseri.
05.03.2024

İnsanlık kilise ve otorite figürleriyle, bu figürlerin onlardan çaldıklarıyla ve süregelen yobazlaşmayla o kadar yıpranmış ki sefalet içerisinde çaresizlikten tek varlıkları olan şuurlarını da sonunda kaybederek çılgınlar gibi ölüme dans ederler.