Toplam yorum: 3.086.020
Bu ayki yorum: 5.705

E-Dergi

Zübeyr Yıldırım

Hukukçu ve akademisyen, dolayısıyla -mecburen- ciddi bir okur-yazar. Genel olarak, mesleği gereği, hukuk üzerine okumalar yapar, yazılar yazar. Ayrıca edebiyat, tarih, seyahat ve monografi çalışmaları üzerine yoğunlaşır. Fotoğrafçılık ve tıbbi bitkiler üzerine araştırmalar yapar.

Zübeyr Yıldırım Tarafından Yapılan Yorumlar

Başkalarını hayal kırıklığına uğratmaktan nefret mi ediyorsunuz? Her işi harika bir şekilde yapabilecek yegâne başarı tutkunu kişinin kendiniz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Her şeyi kabul etmeyi sevmeseniz de aksi bir durumda olacaklardan endişe mi ediyorsunuz? Zıtlaşmaktan nefret ettiğiniz için en az direnç göstereceğiniz yolları mı seçiyorsunuz? (...)

Okulda, apartmanda, işyerinde, dernekte, mahallede veya her neredeyseniz, insanları kırmamak veya memnun etmek gibi türlü gerekçelerle size yönelen istekleri bir türlü reddedemiyorsanız, bu durum bir süre sonra hayatınızı çekilmez hale getirebilir. Belki de zaten böyle bir durumdasınız. O zaman yalnız değilsiniz. Yazar Sarah Knight, bu konudan muzdarip olanlar için oturmuş bir rehber kitap hazırlamış. Amacını, hayır cevabı verme konusunda bizlere her açıdan yeni bir anlayış kazandırmak şeklinde ifade etmiş: “Gerekli hayır cevaplarını düşünceli şekilde verebilen ve alabilenlerin sayısı arttıkça dürüst, kibar ve hem kendine hem başkalarına saygı duyarak yaşayanların sayısı da artacak. Rahatlığımız artarken vicdan azabımız azalacak, karşılıklı ilişkilerimizin külfeti azalırken keyfimiz artacak.”

Başarılı bir kariyer sürdürürken ani bir kararla “modern” hayatın tüm nimetlerini arkasında bırakıp New York’tan Dominik’e kaçan yazar, kafaya takmama konusundaki fikirlerini dünya genelinde anlatıp popülaritesini günden güne arttırmış. Bu süreçte okurlarının, “hayır demek normaldir diyorsun; tamam ama bunu nasıl yapacağım?” sorusuna sıkça muhatap olunca bu sefer oturup bu kitabı yazmaya başlamış. “Hayır De Gitsin!” ile yazar, hayır’ın her zaman seçenekler arasında olduğunu, bir pazarlık kozu olduğunu, değişim aracı olduğunu ve kabul edilebilir bir cevap olduğunu 220 sayfa boyunca tablolar, testler, boşluk doldurmalar yardımıyla anlatmış. Bunu yaparken de akademik bir üslup takınmadan, gayet anlaşılır seviyede kalarak eserine şekil vermiş.

Sarah Knight, iddialı bir şekilde, hayır cevabı vermek konusunda değinmediği bir senaryonun kalmadığını da belirtmiş: “Sahip olduğunuz spesifik durumun çözümünü yazmamış olsam bile çözüme yönelik birçok teknik, strateji ve genel ipucu bulduğunuzu umuyorum” notunu düşmüş. Hayır demek konusunda bu kadar ders aldıktan sonra, birisi bize hayır cevabı verdiğinde nasıl bir tavır takınacağız kısmı da unutulmamış: “... hayır derken göstermeniz gerektiğini anlattığım sağduyu ve sakinliği hayır cevabı aldığınız durumlara da uygulamayı öğrenirseniz hayatınız inanılmaz derecede iyileşecektir.”

Yazarın şahsi web sayfasını incelemek isterseniz, bkz.: sarahknight.com

Genç yaşına rağmen çok sayıda eseri başarıyla dilimize çevirerek ülkemize kazandıran Selen Birce Yılmaz, bu kitap üzerinde de gayet özenle çalışmış. SaltOkur ekibiyle beraber övgüyü hak ediyor.

İyi Okumalar!
30 Günde 10 Yıl, onlarca zayıflama programının ve anti-aging üzerine yazılmış yüzlerce bilimsel araştırma makalesinin sentezi olarak hazırlanmış bir kitap. Farklı ve kıymetli özelliği ise içinde anlatılanların, bizzat yazar tarafından uygulanmış ve olumlu sonuçlarının alınmış olması. Tıbbi kanıtlara dayanarak hazırlanan bu “komple” iyileştirme ve yaşlanmayı geciktirme programı neticesinde elde edilecek kazanımlar, oldukça ilgi çekici. Yazar, sağlığımız için kendimize ayıracağımız bu 30 günlük sürenin, ileri zamandaki muhtemel hastalıkların önüne geçeceği konusunda oldukça emin ifadeler kullanıyor.

Kitap içeriği, 10 başlıkta düzenlenmiş. Bu kapsamda, yaşlanmanın biyolojisi, beslenmenin, uykunun, orucun ve spor yapmanın sağlığımıza katkıları hakkında oldukça detaylı bilgiler verilmiş. Kitabın yazılma amacına uygun olarak, beslenme programının 30 gün süresince ne surette uygulanacağı ve sağlıklı yemek tarifleri sunulmuş. Bir başka ifadeyle temel teorik bilgiler ve uygulama, birbirini destekler bir üslupla okura aktarılmış.

30 günlük program, üç kısımdan oluşuyor: (1) Sadece 12:00 ile 20:00 saatleri arasında beslenmeyi esas alan 16 saatlik yemek orucu, (2) sağlıklı beslenme programı, (3) güçlendirici egzersiz programı.

Son 30 yılda, 10 kat artan obezite ve buna bağlı olarak artan şeker hastalığı ve 3 kat artış gösteren koroner kalp-damar hastalıkları, bilinçsizce tüketilen sağlıksız gıdalar, rafine şeker ve benzeri kavramlar sıkça karşımıza çıkar oldu. Bugün sağlıklı olmamız ya da sağlıklı görünüyor olmamız, işlerin yolunda gideceği konusunda bir garanti sunmuyor. Yörükoğlu’nun eseri, mesleki deneyimin yansıması olarak bilinçlenme ve farkındalık oluşturacak çok kıymetli bilgiler içeriyor. Kendi sağlığına ve sevdiklerinin sağlığına önem verenlerin kitaplığında bulunması gereken eserlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Prof. Dr. Yavuz Yörükoğlu ile kitap içeriği hakkında yapılmış 24 dakikalık bir söyleşi için bkz.: t.ly/9wN7H

Sağlığınıza faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Hafızanıza, belleğinize önem veriyorsanız, “Unutmadan” bu anlamda gerçek bir başvuru kitabı olarak kütüphanenizde yer alabilir. Yazar Unkenstein, hastanelerde, bellek sorunları yaşayan insanlar üzerinde ciddi mesai harcamış çok deneyimli bir klinik nöropsikolog. Kitap, ilk olarak “Remembering Well” adıyla 1998’de basılmış. Sonraki yıllarda okuyucuların ilgisinin artmasıyla dünya genelinde hatırı sayılır bir yere gelmiş.

Eserin yazılmasında şu sorulara cevap verme ihtiyacı önemli bir etken olmuş: “...bellekle ilgili zorlukların normal mi yoksa demans başlangıcı mı olduğunu nasıl anlarsınız? Yaşlandıkça hatırlama yeteneğiniz değişir mi? Demans önlenebilir bir şey mi? Hafızanızla ilgili endişeleriniz varsa nereye başvurmanız gerekir? Bellek yeteneklerinizden en iyi şekilde yararlanmak için neler yapabilirsiniz?” (s.10)

Eserde, ilk olarak belleğin çalışma esaslarını ve yaşlandıkça nasıl değiştiğini bulacaksınız. Sağlığın, yaşam tarzının, tutumların, belleğe etkileri bir başka önemli konu. Stres dolu bir iş ortamındaysanız, fiziksel olarak pek hareket etmiyorsanız, alkol tüketiminiz varsa, olumsuz düşüncelerle doluysanız, uyku düzeninize dikkat etmiyorsanız (...) belleğinizin sağlığı da tehlikeye girmeye müsait hale gelebilir. Hâlihazırda bellek sorunları yaşıyorsanız, o takdirde buna zemin hazırlayan nedenleri tespit edip ortadan kaldırmakla işe başlayabilirsiniz. Yazar, yeri geldikçe bu sorunların ortadan kaldırılmasına dair teknikler sıralamayı da ihmal etmemiş. Örneğin, uyku kalitesini artırmak için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmak, kafein tüketimini sınırlamak, egzersiz yapmak, geceleri ağır öğünlerden kaçınmak başlıca yöntemler olabilir (s.54). Prova, anlam yükleme, ilişkilendirme, tekrarlama, kodlama gibi günlük bellek teknikleri için ayrıca detaylı bir bölüm hazırlandığını da not edelim (s.107 vd.).

Kitapta Alzheimer, demans (bunama), menapoz ve çalışma hayatı ile bellek sağlığının bağlantıları diğer önemli başlıklar. Yakın çevrenizde bellek sağlığı bozulan birileri varsa bu kişilere nasıl yaklaşacağınız, nasıl yardımcı olabileceğiniz hakkında faydalı ve pratik öneriler gayet etraflıca anlatılmış (s.208 vd.).

Bu eseri edinmek için belleğinizle ilgili bir sorun yaşamanız ya da tıp doktoru olmanız gerekmiyor. Konuya bütüncül sağlık yönünden yaklaşıyor ve bilinçli-tedbirli olarak hayata devam etmek istiyorsanız, “Unutmadan” bu bilincin önemli yapıtaşlarından olmaya aday bir kitap.

Eseri Türkçeye çeviren Erkan Aktaş’a ve SaltOkur’un başarılı ekibine teşekkürler.

İyi Okumalar!
Milli mücadele sonrasında yeniden tüm teşkilatlarıyla ayağa kaldırılan ve bağımsızlık mücadelesi verilen ülkemizde, girişilen çok sayıda inkılap hareketinin halka yayılması için kullanılan araçlardan biri de halkevleridir.

19 Şubat 1932’de, 14 ayrı merkezde resmen faaliyete başlayan ve 1951 itibariyle sayıları 478’e ulaşan Halkevleri, “okul tahsilinin yanında halk eğitimi yapmak ve halkı birlikte çalıştırmak, bütün kuvvetleri ulvi bir maksat etrafında toplamak ihtiyacının duyulması üzerine Atatürk tarafından kurulmasına karar verilen... kültür ocaklarının adıdır.” Dönemin CHP Genel Sekreteri Recep Peker, Ankara Halkevinin açılış töreninde hedefledikleri temel esası şu şekilde ifade etmişti: “Biz Halkevlerinin samimi ve bütün Türk vatandaşlarını müsavi şeref mevkiinde gören zihniyetle kurulmuş çatıları altında bütün vatandaşları toplamaya ve itinalı bir kültür çalışması içinde milli birliğe yükseltmeye azmetmiş bulunuyoruz.”

İsmail Özer, Selenge Bilgi Serisi'nde yayınlanan bu eserinde, halkevleri fikrinin ortaya çıkışından DP iktidarıyla beraber kapanışlarına giden süreci, gayet öz bir şekilde anlatıyor. Kurulmasında, Sovyetler mi, Almanya mı yoksa İtalya mı örnek alındı? 1912 yılında kurulan Türk Ocakları’nın bir devamı sayılabilirler mi? Vildan Aşir Savaşır’ın ve Reşit Galip’in halkevlerinin kurulmasına katkıları, Türk basınındaki dönem yorumları, halkevleri bünyesinde faaliyet gösteren güzel sanatlar, spor, dil, edebiyat ve tarih gibi şubeler, şehir ve kasabalar dışındaki daha küçük yerleşim yerlerine ulaşmada önemli faaliyetler yapmış halkodaları, yurt dışındaki halkevi şubesi Londra halkevinin faaliyetleri ve 2. Dünya Savaşı ile gerilen siyasi ilişkilerin şubeye etkileri, diğer ülkelerin Türk halkevlerine dair ilgileri, Atatürk’ün ve İsmet İnönü’nün halkevleri hakkındaki görüşleri, bu kitapta ulaşabileceğiniz temel bilgilerden bir kısmı olarak sıralanabilir.

İsmail Özer, cumhuriyetin ilk yıllarına ve halkevlerine ilgi duyan, dönem üzerine okuma yapmak isteyen tüm okurlar için oldukça faydalı bir eser hazırlamış. 19 yıl süren ilk dönem halkevi çalışmaları, Demokrat Parti iktidarında, 8 Ağustos 1951’de yürürlüğe giren 5830 sayılı ile son bulmasına kadar gayet doyurucu şekilde, akıcı bir üslupla izah edilmiş.

İyi Okumalar!
Tuva halkının çağdaş ozanı olarak kabul edilen yazar Galsan Tschinag, Moğolistan’ın en batısındaki Bayan-Ölgii şehrinde doğmuş (1940). Hikâye, roman ve şiir türünde ortaya koyduğu çok sayıda eserleriyle dünya çapında tanınan bir isim olmuş.

Tuva halkı, günümüzde, Rusya içindeki Tuva Özerk Cumhuriyeti’nde ve Moğolistan’ın kuzeyinde yoğunlaşan bir nüfus dağılımına sahip. “Kızgın Rüzgârların Ülkesinde” bir Tuvalının gözünden Tuva halkının yaşayışını, dünyayı nasıl yorumladığını, bu halkın değerlerini, inançlarını ve kültürünü dillendiriyor.

Ulu Altaylar, vatan, kültür, insan ilişkileri, aile, soy, çocuk yetiştirme, aşk, tabiat, evcil ve yabani hayvanlar, avcılık, Şamanizm, Tuva tarihi, Tuva dili, Almanya deneyimleri, ölüm, ruh, göçebelik, göçebe hayatı, “medeni” hayatla kıyaslamalar, Moğolistan siyasi ve sosyal tarihi, eserin anahtar kavramları arasında gösterilebilir.

Kitabın yazımında farklı bir yöntemle Tschinag ve kendisine eşlik eden Dr. Amélie Schenk, bu eseri birlikte meydana getirmişler. Eserin hangi kısmını kimin kaleme aldığı net değil. Yazılanlara bakılırsa Tschinag ve Schenk, uzun bir zaman süren çok detaylı sohbetler etmişler ve bu diyalogları yazıya dökmüşler, belli ölçütlere göre tasniflemişler. Schenk bu birliktelik hakkında şöyle diyor: “Başlangıçta her şey farklı düşünülmüştü. Ben, ulu Altaylardan ve çadırdan olan anlatıcının söylediklerinin bilimsel tarafını yazmalı, onlara etnografik yorumlar eklemeliydim. Ama başka bir şey ortaya çıktı. Birlikte bir kitap yazmaya başlamış olmamız gerçeği bizi aştı. Kısa bir süre sonra, yapmak istediğimiz biçimde, öyle ayrı ayrı ilerleyemez olduk... Sonuç, her şeyin iç içe geçtiği metnimizdir. Fikirler akıyor, öyküler ilerliyor." (s.236)

“Bütün dünyanın gözünde biz göçebeler, hele de biz Tuvalar, zavallı, yoksul, beklentisiz gezginleriz. Ama bizim açımızdan durum farklı görünüyor. Yerleşiklik, büyük, ağır eşyalar ve sahip olunan çok sayıda mal mülkle medeni bir hayat demektir. Ama mal mülk bizim için yüktür, zahmetlidir, hatta rahatsız edicidir. Bunlarla ilgilenmek zorunda kalmak, insanın hayatını, bizim varlığımızın temeli olan hayvanları gütmek yerine bir şeylere bakmakla geçirmesi anlamına gelir. Bizim hayatımız, çayırlardaki hayvanlarımızla, çadırlardaki çocuklarımız ve yaşlılarımızla hayatta kalmak demektir. Sizin sahip olduğunuz, yığdığınız, gözettiğiniz, koruyup oraya buraya taşıdığınız pek çok şey, -dağlarda geçireceğimiz birkaç hafta için taşıdığın şeylere bak-, hayatta takılıp düştüğümüz taşlardır." (s.188)

Tuva halkının İrgit boyundan Zengin Şınak’ın oğlu Galsan, insanlık mirasına önemli bir katkıda bulunmuş. Ülkemize bu kıymetli eseri kazandıran çevirmen Prof. Dr. Nurettin Demir ve Salt Okur’un başarılı ekibi övgüyü fazlasıyla hak ediyor.

İlgilenirseniz, çevirmen Prof. Dr. Nurettin Demir’le kitap üzerine yapılmış bir söyleşi için bkz.: bit.ly/42Y0Cdl

İyi Okumalar!